2012-2013 10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS KİTABI CEVAPLARI (Sayfa 12-157 arası

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS KİTABI CEVAPLARI I.ÜNİTE SAYFA 12-18 EDEBİYAT TARİHİ    HAZIRLIK SORULARI

1. TANZİMAT FERMANI   (3 KASIM 1839)
II. Mahmut’un 1839’da vefatı üzerine yerine oğlu Abdülmecit geçti. Bu sırada Osmanlı Devleti’nin du­rumu hiç iç açıcı değildi. Osmanlı ordusu Nizip’te Mehmet Ali Paşa’ya yenilmiş, donanma Mısır’a götü­rülmüştü. Mısır sorunu bir Avrupa sorunu haline gelmişti. Bu durumda devlet ya Mehmet Ali Paşa’nın eline geçecek, ya da Rusya Hünkâr İskelesi Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti’ni himaye altına alacaktı.
Abdülmecit, Mustafa Reşit Paşa’yı II. Mahmut za­manında kararlaştırılan Tanzimat Fermanı’nı hazırlamakla görevlendirdi. Tanzimat Fermanı 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane bahçesinde okundu. Bu yüzden “Tanzimat-ı Hayriye Fermanı’na, “Gülhane Hatt-ı Hümayunu” da denilmiştir.
Tanzimat Fermanı’nın başlıca esasları şunlardı:
1. Müslüman ve Hıristiyan bütün halkın ırz, namus, can ve malı devlet garantisi altında bulunacak.
2. Vergiler herkesin gelirine göre, düzenli bir şekilde alınacak.
3. Askerlik işleri düzene konulacak.
4. Mahkemeler açık olacak. Hiç kimse mahkeme edilmeden cezalandırılmayacak.
5. Herkes malına sahip olup, miras bırakılabilecektir.
6. Her türlü rüşvet ve iltimas kalkacaktı.
7. Herkes kanun önünde eşit olacak.

Sosyal Hayata getirdiği Yenilikler
– Padişah; bu fermanı ilân ederek bizzat kendisi kendi yetkilerini sınırlandırmıştır.
– Fermanın getirdiği en büyük yenilik, her gücün üstünde kanun kuvvetinin bulunduğu düşüncesinin ortaya çıkmasıdır. .
– Tanzimat Fermanı; Osmanlı Devleti’nde anayasacılığın başlangıcıdır.
– Vatandaşın mülkiyet hakkı, devlet garantisi altına alınmıştır.
– Tanzimat Fermanı’nı ilânı ile Osmanlı ülkesinde Avrupai tarz hukuk kuralları geçerli olmaya başlamıştır.
– Askerlik vatan hizmetine dönüşmüştür.
– Batılılaşma, hareketleri bundan sonra daha da yoğunlaştı.
– Tanzimat döneminde Batıyı daha iyi anlayan aydınlar yetişti.
Sonuçlar:
Tanzimat Fermanı’nın halk tarafından anlaşılması için Anadolu ve Rumeli’ye memurlar gönderildi.
Hukuk alanında ıslahatlar ile yeni ticaret, ceza kanunları ve mahkemeler meydana getirildi. Fakat bu haklardan Türkler ve Müslüman’lardan daha çok Avrupalılar ve gayrimüslimler yararlandılar.
Kılık, kıyafet, yaşayış ve sosyal alanda “Batılılaşma” denilen yenilikler yapıldı.
Tanzimat Fermanı, anayasanın Osmanlı ülkesin­de başlangıcı oldu. Osmanlı Devleti bu fermanı ilân ederken Avrupalı devletlerin desteğini sağlamayı amaçlamıştı. Tanzimat’ın hemen sonrasında Mısır meselesi, onların yardımı ile halledildi. Rusya ve Hünkâr İskelesi meselesi ve boğazların durumu çözümlendi.
Ordu ve eğitim alanında batı örneklerine göre çalışmalar yapıldı.
– Tanzimat Fermanı, halk iradesiyle değil, padişahın tek taraflı iradesiyle ortaya çıkmıştı. Bu nedenle halk tarafından tam olarak anlaşılamadı. Ancak bu dönemde ilk Osmanlı aydın kadrosu yetişti.
s.2Kurtuluş Savaşı (1919-1922)
Türk Kurtuluş Savaşı; ülke bütünlüğünü korumak, ulusal egemenliğe dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak için tüm ulusça girişilen, çok cepheli bir savaştır. Kurtuluş Savaşı; Osmanlı İmparatorluğu’nu yok eden, Türklere yaşam hakkı tanımayan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması sonucu Türk milletinin bir ölüm-kalım mücadelesi olarak başlamıştır.
Ateşten Gömlek (Halide Edip Adıvar)roman, Küçük Ağa (Tarık Buğra) roman, Yaban (Yakup Kadri) roman,
3. Türklerin Cihan Hakimiyeti Mefkuresi:
Türk Cihan Hakimiyet-i Fikri, Türk devlet geleneğinin bir özelliği olarak mevcut Türk devletinin dünyadaki diğer devlet ve milletleri hakimiyeti altına alarak yönetmesi fikridir. Sözlü edebiyattan sonra ilk defa Oğuzname ile yazılı kaynaklara geçmiştir. Oğuz Destanı ve Göktürk Kitabeleri’nde de değinilen Kut geleneği gereği Türk Kağanının sadece Türklerin değil tüm dünyanın Kağanı olduğuna inanılır ve fetihler bu esasa uygun olarak yapılırdı. Tanrı’nın cihan hakimiyetini Türklere emanet ettiğine inanırlardı. Hun, Göktürk ve Selçuk devlet geleneğinde çok etkin bir motif olarak görülür. Oğuzhan’a göre gök devletin çadırı güneş ise bayrağıdır. Bu fikir, Türklerin yalnızca devlet idare etme düşüncelerini değil, Türk dininin çok eski prensiplerini de içinde bulunduruyordu. Büyük Hun Devleti’nden Osmanlı’ya kadar bunun sayısız örnekleri mevcuttur
4. Yük çekmekten şikayetçi, zayıf ve hasta bir eşek var. Oduna ve suya gitmekten bıkmış. Gece-gündüz üzüntü ve dert içinde. Öyle ağır yükler çekiyor ki, sırtında tüy kalmamış. Tüy şöyle dursun et ve deriden de eser yok.Dudakları sarkmış, çenesi düşmüş. O kadar zayıf ki arkasına bir sinek konsa yoruluyor. Kulağında kargalar, gözünde sinekler dernek kurmuş. Arkasından palanı alınsa, kalanı it artığından farksız.
Birgün, sahibi ona acır, sırtından palanını alarak otlağa salıverir. Eşek orada öküzleri görür. Öküzlerin kılını çeksen yağı damlayacak kadar semizdirler. Bir devlet tacı gibi gördüğü öküzlerin boynuzlarına hayran kalır. Üstelik yular ve palan dertleri de yok. Şaşar ve kendi hallerini tasavvur ederek düşünür. Yaratılışta eşit oldukları halde, kendilerinin boynuzdan mahrum olmalarını manasız ve haksız bulur. Bu müşkülünü, ancak eşeklerin piri tanınan,gün görmüş, akıllı ve hakim eşeğin çözeceğini anlayarak ona başvurur. İhtiyar eşek kendisine şu cevabı verir : “Bu işin aslı basittir.Allah öküzü rızık sebebi olarak yarattı. Gece-gündüz arpa buğday işler, bunların hasıl olmasında uğraşırlar. Başlarında devlet tacı olması bundandır. Halbuki bizim işimiz, odun taşımaktır. Bunu göz önünde tutarsan bize boynuz şöyle dursun, kuyruk ve kulağın da fazla olduğunu anlarsın.”
Zavallı eşek oradan dert içinde ayrılır. Fakat bu işin aslı kolaymış diye aslında memnun da olur . “ Artık ben de buğday işler, yazımı ve kışımı orada geçiririm.Ne zamana kadar odun ile dayak yiyeceğim, bundan sonra buğday işlemekle izzetler bulayım.” Şeklinde düşüncelerle dolaşırken yeşermiş bir ekin görür. Aşk ile yemeye başlar. Öyle saldırır ki , az zamanda tarla kara toprak haline gelir. Doyduktan sonra yuvarlanır ve sevincinden terennüme başlar. Tiz perdeden bağırması durumdan ekin sahibinin haberdar olmasına sebep olur. Tarla sahibi gelip de tarlasını mahvolmuş görünce, biçare eşeği döver. Bununla da hırsını alamaz; kuyruğunu ve kulağını keser.
Eşek canı acıyıp  kaçarken yolda akıl danıştığı pir eşeğe rastlar. İhtiyar eşek halini sorar. Zavallı inleyerek der ki “ Boynuz umarak kulaktan oldum.”
5. Destan İslamiyet öncesi dönemde ortaya çıkmış. Sözlü edebiayt geleneğine ait.
   Masal batı edebiayatından Tanzimat edebiyatı döneminde edebiyatımıza girmiş.
   Mesnevi islami devir divan edebiyatı ürünüdür. Bize arap ve fars edebiyatından geçmiş.
   Halk hikayesi 15 yy dan sonra halk edebiaytımızda görülmeyebbaşalr. İlk örnekleri DedeKorkut hikayeleridir. İslami devir hakl edebiyatı ürünüdür.
    Hikaye batı edebiyatından bize Tanzimat edebiyatı döneminde geçmiştir.
   Roman bize Batı edebiyatından Tanzimat edebiyatı döneminde geçmiştir.
6. “Mesnevî”, edebiyat terimi olarak ilk kez İran’da kullanılmış, fakat ilk örnekleri Arap edebiyatında verilmiştir.Türk edebiyatına ise İran’dan geçmiş ve 11.-19. yy.lar arasında bu nazım şekli ile pek çok eser verilmiştir.
“Mesnevî” sözcüğünün köküne inecek olursak, Arapça’dan (s,n,y kökünden) gelmiştir.
Mesnevî, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşmuş bir nazım şeklidir (aa/bb/cc…). Beyit sayısı bakımından hiçbir kısıtlayıcı kurala bağlı değildir, iki ile on binlerce beyit arasında değişen bir genişliktedir. Gerek beyitler arasında kafiye bağlantısı bulunmaması gerek beyit sayısının sınırlı olmaması, şairlerin işledikleri konuyu istedikleri kadar genişletmelerine imkân sağlamış, bu yüzden de çok kullanılan bir nazım şekli olmuştur.
Yalnız, uzun olduğu için aruzun kısa kalıplarıyla yazılması genellikle tercih edilir.Hatta, aruzun fe’ûlün / fe’ûlün / fe’ûlün / fê’ûl kalıbına, Şehname vezni de diyoruz.Nedeni, İran Edebiyatında verilmiş olan bu eserin mesnevî nazım şeklinde verilmiş ilk olgun eser olmasıdır…
Mesnevî denilince akla iki isim gelir:
Birincisi, az önce dediğim Şehname’nin yaratıcısı, İran Edebiyatının ünlü isimlerinden Firdevsî; ikincisi ise Anadolu’da yuazılmış mesnevîlere örnek teşkil etmiş ve bu ürünleri etkilemiş, Mesnevî adlı eseri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rumî’dir…
Mesnevînin yazılış planına da bakacak olursak, üç bölümden ibarettir.
Bu bölümler:
-Giriş,
-Konunun işlendiği,
-Bitiş bölümüdür…
Giriş Bölümü de şu sırayla oluşmaktadır;
1. Besmele
2. Tevhîd (Tanrı’nın birliğini konu edinmiş şiir)
3. Münâcât (Tanrı’ya yakarış)
4. Na’t (Hz. Peygambere’e övgü)
5. Mi’râc (Hz. Peygamber’in Mirac’a çıkması)
6. Mu’cizât (Peygamberimizin mucizeleri)
7. Medh-i Çehâr-yâr (Dört halifeye övgü)
8. Padişah için övgü
9. Devlet büyüğüne övgü
10. Sebeb-i te’lîf (Bu bölüme “sebeb-i terceme” de denilebilir.Bu bölümde eserin yazılış ya da çevriliş amacı üzerinde durulur.Bir çeşit önsöz gibi..)
Konunun işlendiği bölümde değinilecek nokta ise, konusuna göre mesnevîlerdir…
Konusuna göre mesneviler;
– Dinî mesnevîler
-Tasavvufî mesneviler
-Ahlakî mesneviler
-Ansiklopedi niteliği taşıyan ya da belli alanlarda bilgi veren mesneviler…
“Hamse” ne demektir?
Mesnevî şairlerinin bir kısmı Nizâmî’yi örnek alarak beş mesnevî yazıp “Hamse” (beş) meydana getirmişlerdir. Hamse’ye “Penç-genc” de denilmektedir…
Mesnevî sayısını altıya çıkarıp “Sitte”(altı) yapan şairler de vardır…
Eski Edebiyatta mesnevî yazanlar küçük görülürdü, bunun nedeni de o dönemde gazel ve kasidenin daha önemli olarak görülmesidir…
7. ..
8. Edebi eserler konularını tarihi olaylardan, sosyal olaylardan, siyasi olaylardan alır. Tarih, psikoloji, tıp, matematik vb. Diğer bilim dallarından yaralanır.
9. Edebiyat, kişinin duygu ve düşüncelerini, kendine özgü bir dil kullanarak, estetik kurallar çerçevesinde, yazılı veya sözlü olarak dile getirmesidir.

10. Edebiyat tarihi, milletlerin yüzyıllar boyunca oluşturduğu edebî eserleri, yazaralrı devirleri, dönemin sosyal ve siyasi olayalrını inceleyen, ait olduğu milletin duygu ve düşüncede aldığı yolu nesnel olarak değerlendiren bilim dalıdır.
Sayfa 13.
1.       Türk milletine hitap ediyor. Onlara Ötükenden ayrılmamalarını, Çinlilerin oyununa gelmemeyi, birlik ve baraberlik içinde hareket etmeyi tavsiye ediyor. Çünkü bunlara uyulmadığı zaman başkalarının yönetimi ve buyruğu altına girecekelr özgürlüklerini kaybedeceklerdir.
2.       İkinci metind eGöktürk develtinin kuruluşunu gelişimini, daha sonra zayıflama dönemine girişini , İkinci Göktürk Dönemini anlatmaktadır.
3.        
a.       Orhun Abideleri-Edebi metin
Göktürkler- Tarihi metin
b.      Birinci metin daah edebi bir dille yazılmış ve bilgiden önce duygulara hitap etmektedir. İkinci metin ise tarihi bir metindir. Bilgi vermek amacıyla yazılmıştır. Birinci metin daha ilgi çekicidir. Kendi toplumuna hitap eden bir hükümdarın kanuşmasını yansıtmaktadır.
     4.a. Türk Cihan Hakimiyet-i Fikri, Türk devlet geleneğinin bir özelliği olarak mevcut Türk devletinin dünyadaki diğer devlet ve milletleri hakimiyeti altına alarak yönetmesi fikridir. Sözlü edebiyattan sonra ilk defa Oğuzname ile yazılı kaynaklara geçmiştir. Oğuz Destanı ve Göktürk Kitabeleri’nde de değinilen Kut geleneği gereği Türk Kağanının sadece Türklerin değil tüm dünyanın Kağanı olduğuna inanılır ve fetihler bu esasa uygun olarak yapılırdı. Tanrı’nın cihan hakimiyetini Türklere emanet ettiğine inanırlardı. Hun, Göktürk ve Selçuk devlet geleneğinde çok etkin bir motif olarak görülür. Oğuzhan’a göre gök devletin çadırı güneş ise bayrağıdır. Bu fikir, Türklerin yalnızca devlet idare etme düşüncelerini değil, Türk dininin çok eski prensiplerini de içinde bulunduruyordu. Büyük Hun Devleti’nden Osmanlı’ya kadar bunun sayısız örnekleri mevcuttur.
Orhun Abideleri’nde de bunu görmekteyiz. ‘Ordu sevk ederek dört tarfataki milleti hep almış, hep tabi kılmış, başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş.’
b.      552 yılında kurulduğunu, Kafkasalrdan Anadoluya kadar geldiklerini, tuna’dan Avrupa ortalarına kadar girdiklerini, Çinlilerin oyununa gelerek dönem dönem iç karışıklıklar yaşadıklarını, birçok fetihler yaptıklarını, daha sonra islam orudları ile mücadeleye girdiklerini, 742 yılında batı krallığının tarihten silindiğini, bundan sonra ikinci göktürk döneminin başaldığını öğreniyoruz.
5.Göktürkler dönemine ışık tutmaktadır.her edebi metin kendi yazıldığı dönemin uygarlıktarihinden izler taşır. Sosyal, siyasal ekenomik, askeri alanlarda bilgiler içerir.
6.Her edebi eer bulunduğu dönemin sosyal siyasal askeri ve ekonomik yapısından etkilenmiştir. Edebi eserin konusu insandır. Dolayısıyla insanla ilgili olan her şey edebi eserin konusu olmuşur. Edebi eserin yazıldığı dönemde meydana gelen tarihi olaylar edebi eserinde konusunu oluşturmuş, bu olayalrın insan üzerindeki etkisi edebi esere yansımıştır.
Sayfa 15.
1.a. Yük çekmekten şikayetçi, zayıf ve hasta bir eşek var. Oduna ve suya gitmekten bıkmış. Gece-gündüz üzüntü ve dert içinde. Öyle ağır yükler çekiyor ki, sırtında tüy kalmamış. Tüy şöyle dursun et ve deriden de eser yok.Dudakları sarkmış, çenesi düşmüş. O kadar zayıf ki arkasına bir sinek konsa yoruluyor. Kulağında kargalar, gözünde sinekler dernek kurmuş. Arkasından palanı alınsa, kalanı it artığından farksız.
Birgün, sahibi ona acır, sırtından palanını alarak otlağa salıverir. Eşek orada öküzleri görür. Öküzlerin kılını çeksen yağı damlayacak kadar semizdirler. Bir devlet tacı gibi gördüğü öküzlerin boynuzlarına hayran kalır. Üstelik yular ve palan dertleri de yok. Şaşar ve kendi hallerini tasavvur ederek düşünür. Yaratılışta eşit oldukları halde, kendilerinin boynuzdan mahrum olmalarını manasız ve haksız bulur. Bu müşkülünü, ancak eşeklerin piri tanınan,gün görmüş, akıllı ve hakim eşeğin çözeceğini anlayarak ona başvurur. İhtiyar eşek kendisine şu cevabı verir : “Bu işin aslı basittir.Allah öküzü rızık sebebi olarak yarattı. Gece-gündüz arpa buğday işler, bunların hasıl olmasında uğraşırlar. Başlarında devlet tacı olması bundandır. Halbuki bizim işimiz, odun taşımaktır. Bunu göz önünde tutarsan bize boynuz şöyle dursun, kuyruk ve kulağın da fazla olduğunu anlarsın.”
Zavallı eşek oradan dert içinde ayrılır. Fakat bu işin aslı kolaymış diye aslında memnun da olur . “ Artık ben de buğday işler, yazımı ve kışımı orada geçiririm.Ne zamana kadar odun ile dayak yiyeceğim, bundan sonra buğday işlemekle izzetler bulayım.” Şeklinde düşüncelerle dolaşırken yeşermiş bir ekin görür. Aşk ile yemeye başlar. Öyle saldırır ki , az zamanda tarla kara toprak haline gelir. Doyduktan sonra yuvarlanır ve sevincinden terennüme başlar. Tiz perdeden bağırması durumdan ekin sahibinin haberdar olmasına sebep olur. Tarla sahibi gelip de tarlasını mahvolmuş görünce, biçare eşeği döver. Bununla da hırsını alamaz; kuyruğunu ve kulağını keser.
Eşek canı acıyıp  kaçarken yolda akıl danıştığı pir eşeğe rastlar. İhtiyar eşek halini sorar. Zavallı inleyerek der ki “ Boynuz umarak kulaktan oldum.”
b.      Giriş kısmından
2.a.Mesnevi nazım şeklinin özelliklerini yansıtmaktadır.
b. . Destan İslamiyet öncesi dönemde ortaya çıkmış. Sözlü edebiayt geleneğine ait.
   Masal batı edebiayatından Tanzimat edebiyatı döneminde edebiyatımıza girmiş.
   Mesnevi islami devir divan edebiyatı ürünüdür. Bize arap ve fars edebiyatından geçmiş.
   Halk hikayesi 15 yy dan sonra halk edebiaytımızda görülmeyebbaşalr. İlk örnekleri DedeKorkut hikayeleridir. İslami devir hakl edebiyatı ürünüdür.
    Hikaye batı edebiyatından bize Tanzimat edebiyatı döneminde geçmiştir.
   Roman bize Batı edebiyatından Tanzimat edebiyatı döneminde geçmiştir.
c.Destan- halk hikayesi- mesnevi- manzum hikaye- hikaye- roman
ç. Her edebi türün de bir tarihi gelişimi vardır.
Sayfa 17.
1.Edebiyat tarihinin kapsamı:
a. Sanatçının hayatını inceler.
b. sanatçının eserini inceler
c.Edebi türlerin gelişimini inceler.
d.Dönemin siyasi olaylarını inceler.
e.dönemin sosyal olaylarını inceler.
f.sanatçının dahil olduğu edebi topluluğu inceler.
2.a.Daha önceki sorularda cevaplandı.(sayfa 12 1. Soru)
   b. Her edebi eer bulunduğu dönemin sosyal siyasal askeri ve ekonomik yapısından etkilenmiştir. Edebi eserin konusu insandır. Dolayısıyla insanla ilgili olan her şey edebi eserin konusu olmuşur. Edebi eserin yazıldığı dönemde meydana gelen tarihi olaylar edebi eserinde konusunu oluşturmuş, bu olayalrın insan üzerindeki etkisi edebi esere yansımıştır
   c. Her yazar yaşadığı dönemin tarihi sosyal ve siyasi olayalrında etkilenir eserlerinde bunu işler.
   Ç. Vatan konusunun işlendiği ilk metin olması yönüyle önemlidir. Vatan hürriyet, eşitlik gibi konular tanzimat dmneminde edebiyatımıza girmiştir.
Sayfa 18. Yorumlama soruları
1.Kınali Ali adlı hikaye  Kurtuluş Savaşı döneminde yaşananları anlatan bir metindir. Edebiyat tarihi olayları konu edinir.
2.İstiklal Marşı, Kurtuluş savaşında milletimizin verdiği mücadeleyi en iyi şekilde dile getiren bir eserdir. O dönemin edebi açıdan en iyi analtıldığı eserlerden biridir.
3.Evet diyebiliriz. Hepsi de yazıldığı döneme ışık tutan eserlerdir.
Değerlendirme soruları
1……Yazarların hayatını…..eserlerini……..edebi türlerin gelişimini…..dönemin siyasal olaylarını…. dönemin sosyal olaylarını……sanatçının dahil olduğu edebi topluluğu….
.  tarih…….edebiyat tarhi ile etkileşim içindedir.
2. d,d ,y,y,d
3. D
4. Y,D,Y

2012-2013 10.sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı  Cevapları (Fırat Yayınclık)(31-37 sayfalar)
Destan Dönemi 

1. “Mit ve mitoloji” sözcüklerinin anlamlarını öğreniniz.

1. Mit: Geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesidir.

Mitoloji: Mitleri, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim dalıdır.
2. “Göktürkler” hakkında bilgi edininiz.

2. Göktürk Devleti, tarihte ilk defa Türk adını taşıyan devlettir. Göktürkler, Türklerin atlı uygarlık ya da bozkır uygarlığından yerleşik uygarlığa geçiş döneminde, Türk boylarının başına geçerek hüküm süren bir hakan sülâlesidir Kurdukları devlete de Göktürk Devleti denir. Türk adı ilk kez Göktürkler dönemine ait Orhun Yazıtları’nda geçmektedir. Göktürkler, saltanatı Avarların elinden alarak devletlerini kurmuşlardı.. Türk egemenliğinin batıda yayılmasında ve Batı Türkistan Türkmenleşmesinde önemli rol oynadılar. VII. yüzyılın ilk çeyreğinde bir durgunluk geçiren Göktürkler, Kutluğ İlteriş Kağan zamanında yeniden canlılık gösterdiler. Ama bu sırada doğudaki Çin tehlikesine, batıdan gelen ve Sasani egemenliğine son veren bir de Arap tehlikesi eklendi. VIII. yüzyılın başlarında, 706’da Kapağan Kağan komuta ettiği Türk ordusu Çinlileri yenerek Türk devletinin durumunu düzeltirken, batıda Kültigin Kağan ordusuyla Buhara yakınlarına kadar ilerledi . Böylece Türkler batıda Araplarla karşı karşıya” geldiler. Kapağan Kağan 716’da ölünce oğullarıyla yeğenleri Bilge ve Kültigin arasında iktidar mücadelesi başladı. Arap baskısına doğuda Moğol baskısı eklenince iç ayrılıkların da etkisiyle Göktürk Devleti son buldu (745).

3. Göktürklere ait “Bozkurt Destanı” ve diğer Türk destanlarında “bozkurt” motifinin neyi temsil ettiğini araştırınız.

3. Kurt, güç ve kuvvet sahibi bir hayvandır. Türkler kendi hakanlarını kurda benzeterek onların güç ve kuvvet sahibi olduğunu düşünmüşlerdir. Kurt aynı zamanda Kök Tanrı’nın habercisi olarak görülür ve o görüldüğü zaman insanlara bolluk ve bereket getirir. Yeni yurtların kapısını açar.


4. Sınıfta üç gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü belirleyiniz. “Kalevala, Şehname, Odisseia (Odesya)” adlı eserlerin konuları ve ait oldukları milletler hakkında bir araştırma yapınız.

4.Kalevala: Finlandiyalıların destanıdır. Kalevala, beş halk kahramanının serüvenlerini anlatır: Halk ozanı Vsinsmöinen, demirci İlmarinen, maceraperest Lemminksinen, avcı ve serf Kullervo. Bu kahramanların serüvenleri, tarihî olarak Fin-Lapon savaşları döneminde geçmektedir.

Şehname: İranlıların destanıdır.İranlıların Müslüman olmadan önceki 500 yıllık tarihi hakkında bilgi verir.

Odessia: Yunanlıların destanıdır. Odysseia, Başkahramanı Odysseus’un başından geçenleri, serüvenlerini anlatmaktadır.

5. Aşağıdaki resimleri inceleyiniz. Resimlerde gördükleriniz, masallarda anlatılan olağanüstülüklerle ilgili neler düşündürüyor? Açıklayınız.

5. Resimlerde anlatılanlar Türklerin ağaç ve ışık gibi kavramlara inandıklarını gösterir. Bu iki kavramda Türkler çevrelerindeki olay ve olgulara değişik anlamlar yüklemişlerdir.

6. Masallarda lambadan çıkan “devler”in veya “periler”in olağanüstü güçlere sahip olmaları hangi nedenlere bağlanabilir? Tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.

6. İnsanlar kendilerinin dışında başka kavram ve kişilerin olduğunu düşünürler. Bunları anlamak için uğraşsalar da çok yeterli olamazlar. Bundan sonra yapacak tek iş kalır o da çevresinde kendinden daha üstün özelliklere varlıkların olduğunu düşünürler ve öyle inanırlar.

7. Sınıfta dört grup oluşturunuz. Grup sözcülerinizi seçtikten sonra aşağıda belirtilen konulardan biri hakkında araştırma yapınız.

I. grup : Mitolojinin ve mitolojik öğelerin ortaya çıkma nedenleri nelerdir? 

I. grup: Mitoloji, toplumu derinden etkileyen olayların halk arasında anlatılmasıyla ortaya çıkmaktadır. İnsanlar çözemedikleri, anlayamadıkları ya da bilmedikleri özelliklere olağanüstü bir özellik katma eğilimi içindedir. Bu durum toplumların yaşamlarında bir alışkanlık haline gelmiştir. Mitoloji oluştuğu dönemlerde de insanlar çevreyi anlayacak bilgi birikimine sahip değildir. Burada da düş ve hayaller devreye girer.

II. grup : Türklerdeki mitolojik öğeler ve bunların özellikleri nelerdir?

II.grup: Türklerin mitolojik öğeleri kurt, ay, yıldız, su, ışık, ateş ,ağaç vb.

III. grup : Başka milletlere ait mitolojik unsurlar ve bunların özellikleri nelerdir?

III. grup: Çinliler ejderhaya, İran mitolojisinde Simurg, Hüma ve Dahhak ismi verilen kuşlar bulunmaktadır.

IV. grup : Mitolojik dönemdeki yaşam tarzı nasıldır?

IV. grup: Mitolojik devirler milletler çocukluk dönemleri gibidir. Dış dünyayı çok iyi kavrayamazlar, yaşamları deneme yanılma yaparak doğru bulma şeklindedir. Olağanüstü özelliklere inanırlar.

8. Yıldırım düşmesini veya korktuğunuz bir hayvanı hayal dünyanızda nasıl canlandırdığınızı açıklayınız.

8. …İnsanlar en çok bilmedikleri şeylerden korkarlar. bu yüzden yıldırım düşmesi her zaman şahit olduğumuz bir olay değil. yıldırım düşen bir insanı daha çok kömür gibi yanmış bir insan cesedi şeklinde tahayyül ederiz.

9. Masallar, halk hikâyeleri, atasözleri ve mânilerin günümüze kadar nasıl aktarıldığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.

9. Masallar, halk hikâyeleri, atasözleri ve mâniler eski insanlar tarafından yazının olmadığı dönemlerden itibaren kullanılagelmişti. Bunların günümüze gelmesinde en büyük etken sözlü kültürün babadan oğula, kuşaktan kuşağa , kulaktan kulağa aktarılması etken olmuştur. kısacası bu ürünler günüm,ze kadar sözlü gelenek vasıtasıyla ulaşmışlardır.

İNCELEME

1. metin

ERGENEKON DESTANI

1. Her kavimde yaşanan “Destan Dönemi” ifadesiyle destanların ortaya çıktığı zaman dilimi kastedilmektedir. Bu zaman diliminde kavme ait özelliklerin o dönem hayatına da hâkim olduğu görülür.

a. Göktürkler hakkında edindiğiniz bilgileri sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

a. 2. Göktürk Devleti, tarihte ilk defa Türk adını taşıyan devlettir. Göktürkler, Türklerin atlı uygarlık ya da bozkır uygarlığından yerleşik uygarlığa geçiş döneminde, Türk boylarının başına geçerek hüküm süren bir hakan sülâlesidir Kurdukları devlete de Göktürk Devleti denir. Türk adı ilk kez Göktürkler dönemine ait Orhun Yazıtları’nda geçmektedir. Göktürkler, saltanatı Avarların elinden alarak devletlerini kurmuşlardı.. Türk egemenliğinin batıda yayılmasında ve Batı Türkistan Türkmenleşmesinde önemli rol oynadılar. VII. yüzyılın ilk çeyreğinde bir durgunluk geçiren Göktürkler, Kutluğ İlteriş Kağan zamanında yeniden canlılık gösterdiler. Ama bu sırada doğudaki Çin tehlikesine, batıdan gelen ve Sasani egemenliğine son veren bir de Arap tehlikesi eklendi. VIII. yüzyılın başlarında, 706’da Kapağan Kağan komuta ettiği Türk ordusu Çinlileri yenerek Türk devletinin durumunu düzeltirken, batıda Kültigin Kağan ordusuyla Buhara yakınlarına kadar ilerledi . Böylece Türkler batıda Araplarla karşı karşıya” geldiler. Kapağan Kağan 716’da ölünce oğullarıyla yeğenleri Bilge ve Kültigin arasında iktidar mücadelesi başladı. Arap baskısına doğuda Moğol baskısı eklenince iç ayrılıkların da etkisiyle Göktürk Devleti son buldu (745).

b. Okuduğunuz destanda Göktürklerin yaşayışı ve beğenisini yansıtan unsurları belirtiniz. Bu unsurların Göktürkler hakkında edindiğiniz bilgilerle uyuşup uyuşmadığını söyleyiniz.

b. 
•Türklerin savaşçı millet oldukları,
•Cihangirlik duygusuna sahip oldukları,
•Çadırlarda yaşadıklarına göre göçebe millet oldukları,
•Sürüleri olduğuna göre hayvancılıkla geçindikleri,
•Hanlık ve kağanlar tarafından yönetildikleri,
•Kök Tanrı inancında olmaları,
•Demir erittikleri ve demircileri olduğunu göre madencilik üzerine bilgilerini olmaları,
•Vergi aldıklarına göre bir devlet sistemine sahip olmaları,
Yukarıdaki verilen özellikler Göktürklerin yaşantısına uymaktadır.

c. “Mit ve mitoloji” kavramlarının anlamını arkadaşlarınıza aktarınız.

c. Mit kutsal bir öyküyü anlatır; en eski zamanda, “başlangıçtaki” masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır. Başlangıç; evrenin ve alemin yaratılışıdır.

Mitin sınırları: Olay, mekan ve zamandır.

Mekan, kozmik alem; zaman ise kozmik zamandır. Kozmik ise; İslâm’a göre ruhların yaratıldığı andır.

· Tanrılar ve yarı tanrılar mitin ana kahramanlarıdır.

· Mit, doğaüstü varlıkların eylemlerinin öyküsünü oluşturur.

· Bu öykü kesinlikle gerçek ve kutsal olarak kabul edilir.

· Mit her zaman için yaratılışla ilgilidir.

1. Mit, kutsal bir anlatıdır.

2. Simgesel ve kutsal bir ağırlığı vardır.

3. İlk insanın dünyayı yaratanlara kendisini anlamlandırmak için sorduğu neden ve nasıllara, o dönemin şartları içerisinde cevap vermişlerdir.

4. Mitlerin kahramanları ilahlar, ilaheler ve yarı-tanrılardır.

5. Mitlerde zaman ve mekan kozmiktir. Haritada ve bildiğimiz bir zaman diliminde açıklanamaz, gösterilemez.

6. Mit, her zaman bir yaratılışla ilgilidir. Bir şeyin hayata nasıl geçtiğini ya da bir davranışın, bir kurumun, bir çalışma biçiminin nasıl yaratıldığını, oluştuğunu anlatır.

7. İnsanlar miti bilmekle, onu çözmekle nesnelerin kökenini de bilir. Burada dıştan soyut bir bilgi söz konusu değil, yaşanılan bir bilgi söz konusudur.

8. Mitler, gerçek anlamlarını ancak içinden çıktıkları topluluk içinde bulurlar. İçerdikleri sembollerin ancak yaşadıkları toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısında birebir karşılıkları vardır. Sadece o toplum içinde anlaşılırlar. Diğer toplumlarda sembollerin dili çözülemediğinden dolayı mitin anlamı verdiği mesaj anlaşılamaz ve mit gerçekdışı bir görünüm verir. Kısacası mit, doğduğu toplumda yaşar ve mesajları algılanır.

9. Mitin ihtiyar toplumlarda vazgeçilemez bir yeri vardır; inanışları dile getirir. Ahlak ilkelerini savunur, onları kabul ettirir. Demek ki mit, yaşadığı toplumda sürekli olarak başvurulacak olan, yaşanılan bir gerçektir. Soyut bir kuram ve imgeler göstergesi değil, ilkel bir dinin ve pratik bilginin gerçek anlamda düzenlenmesidir.

10.20. asır tarihçileri ve dilbilimcileri mitolojiler ve dinler arasında güçlü benzerliklerin var olduğuna dikkat çekmektedir.

Mitler üç gruba ayrılır:

1. Tabiat olaylarını, hayvanların kökenini, töreleri, örf ve adetleri anlatan mitler.

2. Tarihi olayları açıklayıcı nitelikte olan mitler.

3. Sadece maceraları anlatan, eğlendirici nitelikte olan mitler.

Mitlerin kategorileri

Eskatoloji: İnsanın ve dünyanın geleceğini konu edinen mitlerdir. Örneğin: Tufan, kıyamet mitleri.

Kozmogoni: Evrenin nasıl oluştuğunu anlatan mitlerdir.

Teogoni: Tanrıların nereden geldiklerini anlatan mitlerdir.

Antropogomi: İnsanların nereden geldiklerini ya da nasıl oluştuklarını anlatan mitlerdir.

NOT: Millet bilinci olan birçok ulusta mit kavramı vardır ve en eski devrilerde orta çıkmıştır.

ç. Göktürklerin “Bozkurt Destanı’nı arkadaşlarınıza özetleyiniz. Daha sonra Türk destanlarında “bozkurt” motifinin neyi temsil ettiğini açıklayınız.

ç. Türkler, Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek-kadın, küçük-büyük demeden öldürdüler. Bu büyük ve acımasız kıyımdan yalnızca 10 yaşlarında bulunan bir oğlan sağ kaldı geriye. Düşman askerleri bu çocuğu da buldular ama onu öldürmediler; bu yaşayan son Türk’ü acılar içinde can versin diye, kollarını ve bacaklarını keserek bir bataklığa attılar. Düşman hükümdarı, çeri (asker)lerinin son bir Türk’ü sağ olarak bıraktığını öğrendi; hemen buyruk verdi ki bu son Türk de öldürüle ve Türkler ‘in kökü tümüyle kazına.

Düşman çerileri çocuğu bulmak için yola koyuldular. Fakat dişi bir Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavrayarak kaçırdı; Altay dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı. Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı; dörtbir yanı sarp dağlarla çevrili idi. Bozkurt burada çocuğun yaralarını yalayıp tımar etti, iyileştirdi; onu sütüyle, avladığı hayvanların etiyle besledi, büyüttü. Sonunda çocuk büyüdü, ergenlik çağına girdi ve Bozkurt ile yaşayan son Türk eri evlendiler. Bu evlilikten 10 çocuk doğdu. Çocuklar büyüdüler; dışarıdan kızlarla evlenerek ürediler. Türkler çoğaldılar ve çevreye yayıldılar. Ordular kurup Lin ülkesine saldırdılar ve atalarının öcünü aldılar. Yeni bir devlet kurdular, dört bir yana yeniden egemen oldular. Ve Türk kağanları atalarının anısına hürmeten, otağlarının önünde hep kurt başlı bir sancak dalgalandırdılar…

Bozkurt yine burada güç ,kuvvet,türeyiş, iyilik ve kurtuluşun sembolü olarak kullanılmıştır.

d. Okuduğunuz “Ergenekon Destanı’nda bu motifin nasıl kullanıldığını (yer aldığını) belirtiniz.

d. Güç ve kuvvetin semboılüdür. burada Türklere Yol göstermiştir.

2. metin

GÖÇ DESTANI

1. a. Grup sözcüleriniz aracılığıyla mitoloji ve mitolojik dönemdeki yaşam; Türklere ve diğer milletlere ait destanlardaki mitolojik öğeler hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

1. a. Türklerin mitolojik öğeleri kurt, ay, yıldız, su, ışık, ateş ,ağaç vb. dir. Mitolojik devirlerde Türkler kendilerini koruyacak, savunacak kendilerinin dışında bir olağanüstü varlığa ihtiyaç duymuşlardır. Bunların zaman zaman onlara yardım ettiğine inanırlar. Tıpkı şimdi Hızır Aleyhisselam’da olduğu gibi.
Türeyiş destanında kurt, Oğuz Kağan destanından kurt, ışık, ağaç gibi mitolojik unsurları kullanmışlardır.

b. Okuduğunuz destanda Uygur halkının atlar kişnerken, develer böğürürken, vahşi hayvanlar ve köpekler ulurken, sığırlar bağırırken, koyun ve kuzular melerken, çocuklar ağlarken “Göç! Göç!” diye bir söz duymalarının nedeni ne olabilir? Acaba Uygurlar bu sesleri, korktukları bir olayın ardından mı duymuş olabilirler? Onların duydukları bu garip sesi bir emir gibi düşünmelerini, gittikleri yerde “Beş Balıg” şehrini kurup yerleşmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Açıklayınız.

b. Olağanüstü varlıkların olduklarına inandıkları için kendilerini onların koruyacağına ve iyilik getireceklerine inandıkları içindir.

c. Mitolojinin ve mitolojik öğelerin ortaya çıkma nedenleriyle ilgili edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

c. Mitoloji, toplumu derinden etkileyen olayların halk arasında anlatılmasıyla ortaya çıkmaktadır. İnsanlar çözemedikleri, anlayamadıkları ya da bilmedikleri özelliklere olağanüstü bir özellik katma eğilimi içindedir. Bu durum toplumların yaşamlarında bir alışkanlık haline gelmiştir. Mitoloji oluştuğu dönemlerde de insanlar çevreyi anlayacak bilgi birikimine sahip değildir. Burada da düş ve hayaller devreye girer.
ç. Hayvanların çıkardığı sesler ve beş çocuğun ağlamasıyla duyulan “Göç! Göç!” sesi yaşanabilir bir durum mudur? Mitlerle ilgili bilgi birikiminizden ve “Göç Destanı’nda anlatılanlardan yararlanarak mitolojik öğelerin oluşumunu açıklayınız.

ç. Yaşanılabilir bir durum değildir. Bir önceki soruda mitolojik oluşum nedenleri anlatıldı.

2. Şimdiye kadar okuduğunuz destanlarda geçen mitolojik öğeleri sıralayınız. Bunların nesilden nesile nasıl aktarılmış olduğunu açıklayınız.

2. Kurt, yıldız, su, ışık, ateş ,ağaç gibi mitolojik unsurlar kullanılmış ve bunlar sözlü olarak nesilden nesile, kulaktan kulağa belli bir gelenek için aktarılmıştır. 
3. Okuduğunuz destandaki “mum (ışık) ve iki ağaç” motiflerinin, eski Türklerin Gök Tanrı inancıyla ilgisini belirtiniz. Bu motiflerin, eski Türklerin yaşayışı ve zihniyetiyle ilişkisini açıklayınız.

4. İnsanlığın ilk dönemlerinde tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelelerde gerçek olmayan, düş yoluyla ortaya konan öğeler, sizce mitolojik dönemin sanatını ve dilini nasıl etkilemiştir? Tartışarak sonuçları sıralayınız.

4. Düş yoluyla ortaya konan öğeler Türk toplumunun sanatını da daha çok düşsel öğelerin ağırlıkta olduğunu yapıya büründürmüştür. Hemen hemen her eserde insanların olağanüstü kavram ve olguları kullanmışlar ve bunları eserlerine aktarmışlardır.

YORUMLAMA – GÜNCELLEME

1. Okuduğunuz destandan hareketle demircilik geleneğinin Göktürklerin yaşamında nasıl etkili olduğunu belirtiniz. Günümüzde bu geleneğin nasıl sürdürüldüğünü söyleyiniz.

1. Demircilik özellikler savaşçı olan Türklerin yaşamını kolaylaştırmıştır. Ok, kalkan, mızrak yapımında kullanmışlardır. Günümüzde bu gelenek devam etmemektedir. 

2. Türklerin Ergenekon’dan çıkışını temsil eden özel günün adını ve o gün halk arasında hangi etkinliklerin yapıldığını boş bırakılan yere yazınız.

2. Baharın Gelişi olarak halkın arasında kutlanmaktadır. O gün insanlar çeşitli eğlenceler yapar ve o günün anısına temsili olarak demir döverler.

3. a. Grup sözcüleriniz aracılığıyla “Kalevala”, “Şehname” ve “Odysseia” adlı eserlerin konularını ve hangi milletlere ait olduğunu bir sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.

3a.Kalevala: Finlandiyalıların destanıdır. Kalevala, beş halk kahramanının serüvenlerini anlatır: Halk ozanı Vsinsmöinen, demirci İlmarinen, maceraperest Lemminksinen, avcı ve serf Kullervo. Bu kahramanların serüvenleri, tarihî olarak Fin-Lapon savaşları döneminde geçmektedir.

Şehname: İranlıların destanıdır.İranlıların Müslüman olmadan önceki 500 yıllık tarihi hakkında bilgi verir.

Odessia: Yunanlıların destanıdır. Odysseia, Başkahramanı Odysseus’un başından geçenleri, serüvenlerini anlatmaktadır.

b. Farklı uygarlık ve kavimlere ait destanlar ile okuduğunuz Türk destanlarının benzerlik ve farklılıklarını tablodaki boş bırakılan yere yazınız.

Farklı Uygarlık ve Kavimlerin Destanları ile Türk Destanları 

Benzerlikler Farklılıklar 
Olağanüstülükler hakimdir. Üslupları farklıdır.
 
Mitolojik kavramlar göze çarpar. İçerik olarak bizimkiler daha çok savaşlardan ve kahramanlıklardan bahseder.
 
Nesilden nesile aktarılırlar. Dilleri farklıdır.
 
Bir milletin ortak duyguların ortaya çıkar. Yapı itibariyle farklılılar vardır.
 

4. a. Uygur Türklerine ait aşağıda verilen metni ve hayat ağacının temsilî resmini inceleyiniz. İnce­lediğiniz efsane ve resimden hareketle mitolojik öğelerin Destan Döneminin sanatını ve dilini nasıl etkilediğini açıklayınız.

4. a. Ağaç ve at gibi mitolojik unsurlar Destan döneminde en çok kullanılan kavram olup bunlar o dönemki insanların sanatını ve dilini etkilemiştir.

b. Hayat Ağacı’nın bu efsanedeki işleviyle Göç Destanı’nda çadırın iki ağaç ortasına kurulma­sı ve bu çadırdaki çocuklara tapılması arasında nasıl bir bağlantı olduğunu belirtiniz.

b. Yine Türklerin kendilerinin dışındaki kozmik dünyanın nasıl var olduğu anlamaya çalışmalarından kaynaklanır. Belli bir zaman sonra düşünceleri olağanüstülüklere kaymıştır. Temel evrenin nasıl var olduğunu anlamaya çalışmalarıdır.
c. Okuduğunuz ve incelediğiniz destanlardan hareketle her kavmin Destan dönemi yaşayıp yaşamadığını tartışınız. Ulaştığınız sonucu belirtiniz.

c. Yaşanmıştır. Destan dönemi milletlerin ilk oluşum dönemleri, onların çocukluk evreleri gibidir. Bu oluşum süresinde mutlaka bu evreleri geçmesi lazımdır.

5. Ailenizin, aile soy ağacında nerede yer aldığını belirtiniz. Bu soy ağacının Türk destan ve efsanesindeki ağaç motifiyle ilişkisini açıklayınız.

5. Ağacın kökleri soyu dalları ise bu soydan gelen aileleri temsil eder.  Türeyiş Destanın da Türklerin hakanlarının soyunun ağaçtan türediği işlenir. benim ailem soy ağacında üçüncü kuşağı temsil ediyor. herkes kendinden önce kaç kuşak varsa (baba-dede) hesap edebilir.


6. Bir milletin devlet olma ve yurt edinme aşamalarını mitolojik öğelerle süsleyerek anlatmasının nedeni ne olabilir? Düşüncelerinizi açıklayınız.

6. Elde ettiği yurt ve devleti sadece kendi maddi kazanımlarıyla değil aynı olağanüstülükler elde ettiğini belirtmek için mitolojik öğelerle süsler. Bu da bir sonraki kuşağa yurt ve devletin nasıl kazandıklarını ve ona sahip çıkmaları gerektiğini ortaya koymalarına vesile olur.

7. a. Sözlü edebiyat dönemine ait okuduğunuz edebî ürünler ve edindiğiniz bilgilerden yararlana­rak bu dönemdeki eserlerin toplumun ortak değerleriyle nasıl bir bağlantısı olduğunu açıklayınız.
a. Bu dönemde oluşturulan eserlerin yazarları yoktur. Anonimdir. Bu da bu dönemdeki eserlerin halkın ortak duygu, düşünüş ya da davranışlarının bir yansıması olduğunun göstergesidir.

b. Toplumun ortak değerlerinin bir insan topluluğunda bulunan bireyleri birbirine bağlamadaki işlevini belirtiniz.

b. Bir insan toplumdaki ortak değerlere inanıyorsa ve ona sahip çıkarsa bu onu diğer bireylere sahip çıkma, onları koruma ve kollama ihtiyacının ortaya çıkmasına vesile olur. Bu da bir milletin ortaya çıkışı gösterir.

DEĞERLENDİRME

1. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi mitlerle ilgili değildir?

A. Mitler, alegorik anlatımın kullanıldığı halk hikâyeleridir.

B. Mitler, tanrı ve tanrıçalarla ilgili değildir.

C. Mitler, Destan Döneminde ortaya çıkmıştır.

D. Mitlerde halkın hayal gücü ortaya çıkar.

E. Mitler; evrenin oluşumu, türeyiş vb. konularla ilgilidir.

CEVAP:B

2. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( D ) Destan Dönemi, destanların ortaya çıktığı zaman dilimidir.

( Y ) Farklı uygarlıklarda ve kavimlerde Destan Dönemi yaşanmamıştır.

( D ) Ergenekon Destanı, Göktürklerin yaşamına ait özellikleri yansıtmaktadır.

3. Aşağıdaki destanları uygun seçeneklerle eşleştiriniz.
Odisseia Yunan 
Şehname İran
 
Kalevala Fin
 
Göç Destanı Göktürkler
 

4. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
XXX Destanların temelinde milletlerin başından geçen büyük olaylar esastır. 
XXX İnsanların tabiatla, üstün güçlerle mücadelesi ve hayal yoluyla ortaya koyduğu eserler, mitolojik öğelerin oluşumunda etkilidir.
 
XXX Destanlar, ağızdan ağza aktarılarak yayılmıştır.
 

5. Destanlardaki mitolojik kavramlar, bir milletin hangi yönünü temsil etmektedir? Düşünceleri­nizi açıklayınız.

5. 
6. Geleneksel olarak yayılan ve toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren, tanrı, tanrıça, evrenin doğusuyla ilgili hayalî, alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesi.
Yukarıda tanımı yapılan kavram hangisidir?
A. Mit B. Efsane C. Kültür D. Gelenek E. Mitoloji

CEVAP:E

7. Aşağıdakilerden hangisi sözlü edebiyat ürünü değildir?
A. Masal B. Destan C. Koşma D. Ninni E. Atasözü

CEVAP:C

8. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
•Sözlü edebiyat ürünleri DESTAN dönemde oluşmaya başlamıştır.•Mitolojik öğeler, dönemin yaşama biçimiyle DOĞRUDAN ilişkilidir.•SÖZLÜ DÖNEM ürünleri, mitolojik öğelerin nesilden nesile aktarımında önemli bir role sahiptir. 

9. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız. 

( D ) “Göç Destanı”, Uygurlara ait bir destandır.
( D ) “Ağaç, ışık, kurt, kutlu dağ” Türk destanlarındaki mitolojik öğelerdir.
( D ) Bir toplumun sözlü edebiyat ürünlerindeki ortak değerler, bireyleri birbirine bağlar.

10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Fırat Yayıncılık 2.Ünite:Şiir Sağu-Koşuk (Sayfa:37-43 arası) Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler / Şiir (Sagu, Koşuk),

a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler / Şiir (Sagu, Koşuk)
HAZIRLIK
1.  “Sagu ve koşuk” sözcüklerinin anlamlarını öğreniniz.
1. İslamiyet Öncesi Türklerde ölen kişilerin arkasından yakılan ağıtlara sağu denir. Yine aynı dönemde tabiatın güzelliklerini, aşkı ve sevgiyi işleyen şiirlere de koşuk adı verilir.
 2.  Edebiyatla ya da tarihle ilgili eserlerden eski Türklerin yaşayışı ve şiir söyledikleri törenler hakkında bilgi edininiz. Edindiğiniz bilgileri bir sunumla arkadaşlarınıza aktarmak üzere hazırlayınız.
2. Türkler İslamiyet’ten önce göçebe olarak yaşarlar, avcılık yaparak geçimlerini sağlarlar, savaşçı bir millet olup özellikle savaşlardan elde ettikleri ganimetlerle de geçimini temin ederler. Kışları ovalara yazları yaylalara giderler. Yaz aylarında avlanırlar ve uzun sürek avlarında zaman zaman sığır şölenleri yaparlar. İşte bu şölen ozan denilen kişiler halka şiirler okurlar ki bunlar koşuk ya da sağulardır. Savaşçı bir millet oldukları için de zaman zaman savaşlarda kahramanlarını kaybederler ki işte bu dönemde  yuğ denilen tören yapılır ve bu törende sağular okunur.

 3.  Eski Türklerde “kam, ozan, baksı, şaman” adlarının kimlere verildiğini ve bunların görevlerini öğreniniz.
3.            Kam : Büyü yapar.
Baskı : Ağır hastaları tedavi eden bir hekimdir.
Ozan : Sadece insanları eğitmez aynı zamanda eğlendirir.
Şaman : Alt ve üst dünyada yardım eder.
Daha sonraki dönemlerde yerini aşık almıştır.
4. Günümüzde söylenen ağıt türündeki bir türkünün sözlerini yazınız.
5. Türlük çeçek yarıldı,                                                 Erdi aşın taturgan 
Barçın yadım kerildi.                                                  Yavlak yagıg kaçurgan
Uçmak yeri körüldi,                                                    Ograksüsin kaytargan
Tumlug yana kelgüsüz                                                Bastı ölüm ahtaru
Günümüz Türkçesiyle                                                  Günümüz Türkçesiyle
Türlü çiçekler açıldı,                                                   (O, konuklarına) yemeğini tattıran,
Çimene ipek yaygılar yayıldı,                                     Kötü düşmanı kaçırtan
Cennet yeri görüldü,                                                   (ve) Oğrak ordusunu geri püskürten (bir yiğit) idi.
Artık kış gelmeyecek.                                                  Ölüm (onu yere) yıkarak bastırdı.
a. İslamiyet öncesi döneme ait iki ayrı şiirden alınan yukarıdaki dörtlükleri okuyunuz. Bu dörtlüklerde ahengin (ses tekrarı, ritim, ses benzerlikleri vb.) hangi öğelerle sağlandığını belirtiniz.
a.            Nazım birimi: Dörtlük
                Ölçüsü. Hece ölçüsü
                Uyak düzen: aaab
                Ses ahenki ya da kafiye: Birinci dörtlükte (İ)l-di şeklinde olan ekler redif –r ler ise yarım kafiyedir. İkinci  dörtlükte –urgan/argan şeklindeki ekler redif  olarak kullanılmıştır.
Tatlı tatlı konuşurduk, gülerdik
Gönül bahçesinden güller dererdik
Baş başa verir de gönül eğlerdik
Şimdi başkalandı devran, ağlarım.
Sümmânî
b. Halk edebiyatı şairlerinden Sümmânî’nin koşmasını yukarıdaki dörtlüklerin ahenk ögeleriyle karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönleri sıralayınız.
b.
Benzerlikler       Farklılıklar
Nazım birimi dörtlük      Dil olarak farklılık vardır.   Sümmani’nin söyleyişi bize daha yakındır.
Uyak düzeni aaab          
Ölçüsü hece ölçüsü       
Halk söyleyişine sahip  
6. Çevrenizde, sevdiğini kaybeden insanların duygularını nasıl dile getirdiklerini belirtiniz.
6. Üzüntü ve kederleri ister istemez diline yansımaktadır, kaybettiği insanın güzel özelliklerini dile getirme ihtiyacı duyarak anılarla kalan yaşamı tazeleme ihtiyacı duyarlar. Yeteneği olanlar ölen kişi üzerine şiirler, ağıtlar yakarlar.
7.  Bahar mevsiminin size hissettirdiği duyguları açıklayınız.
7.
İNCELEME
1. metin
ALP ER TONGA SAGUSU
1. Okuduğunuz şiiri, yapı bakımından (birim, birim sayısı, uyak düzeni vb.) inceleyiniz.
1.          
Nazım Birimi: Dörtlük
Birim Sayısı: 8 Birim
Uyak Düzeni: Düz uyak   (aaab,cccb,dddb…)
Kafiye:  1.Dörtlükte “l”ler   yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
3. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
4. Dörtlükte  “r”ler yarım   kafiye,
5. Dörtlükte “v”ler yarım kafiye,
6. Dörtlükte  “n”ler yarım kafiyedir.
7. Dörtlükte kafiye yok
8 . Dörtlükte “r”ler yarım   kafiye,
Redif 1.Dörtlükte “di mü”ler redif, 2. Dörtlükte “gurup”lar redif,
3. Dörtlükte “leyü”ler redif,
4. Dörtlükte  “tedi”ler   redif,
5. Dörtlükte “redi”ler redif,  
6. Dörtlükte  “çıdı”lar redif.
7. Dörtlükte ”ok”lar redif
8. Dörtlükte “tadı”lar redfi
2. Okuduğunuz şiir, efsanevi Türk hakanı Alp Er Tonga (Tunga)’nın ölümü üzerine duyulan üzüntüyü dile getirmektedir. Alp Er Tonga’nın ölümünü kabullenemeyen halk, ilk dörtlükte dünyayı kötü olarak nitelerken sonunda feleğin de ondan öcünü aldığını soru cümleleriyle vurguluyor. Şair kendi acısını, yüreğinin parça parça olduğunu dile getiren birinci dörtlüğün son dizesindeki “Emdi yürek yırtılur” söz kalıbıyla dile getiriyor. Şairin duygularını dile getirmek için kullandığı diğer ifade ve söz kalıplarını da siz bulunuz.
2.            Benizleri sararmış
                Yüzleri safran gibi kesilmiş
Erdem eti çürüdü
Dağlar başı aşınır
Geçmiş günleri arar
Yerlere atıp sürtülür gibi sözcüklerdir
3. Şiirin birinci dörtlüğünde “felek” öcünü alan birine benzetilmiştir. Bu sanatın adını söyleyiniz. Şiirdeki diğer söz sanatlarını da bularak bunların şiire katkısını açıklayınız.
3. Kişileştirme  yapılmıştır. Diğer söz sanatları ise
“Alp Er Tunga Öldi mü” istifham
 “emdi yürek yırtılır”       mübalağa
“kürküm angar türtülür”              teşbih
“sırkıp  üni yurlayu”        teşbih
“ulşıp eren börleyü”      teşbih
“könglüm için örtedi”    mübalağa
“tün kün keçip irtelür”  tezat
“ödlek  kamug köfredi”                teşhis
“ajun anı yançıdı”            istiare
4.  Okuduğunuz şiirin temasını ve bu temayla ilgili düşüncelerinizi birkaç cümleyle aşağıya yazınız.
4. Teması ölümdür. Ölüm ile ilgili düşüncelerinizi izah etmek size kalmış…
5.  “Alp Er Tonga Sagusu’nu söyleyenlerin, neler hissetmiş olabileceğini ve bunları şiire nasıl yansıttıklarını açıklayınız. Sizin bu şiiri okurken hissettiklerinizle şiiri söyleyen ozanın duygularını karşılaştırarak şiiri yorumlayınız.
5. Cevabı size kalmış..
6. Okuduğunuz şiirin ilk dörtlüğü 2+2+3 duraklı 7′li hece ölçüsüyle söylenmiştir. Dörtlüğün ilk üç dizesi, I sesinin tekrarı (öl-/kal-/al-) nedeniyle yarım uyaklıdır. Uyaklara redifler (-di-mü/-dı mu/-dı mu) eklenerek bu uyum desteklenmiştir. Son dize ise diğer dörtlüklerin son dizeleriyle uyaklıdır. Ayrıca üçüncü dizede ö ve I seslerinin tekrarıyla (ödlek öçin aldı mu) bir ahenk sağlanmıştır. Şiirin diğer dörtlüklerindeki ahenk öğelerini de siz bulunuz.
6.
Kafiye:  1.Dörtlükte “l”ler   yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
3. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
4. Dörtlükte  “r”ler yarım   kafiye,
5. Dörtlükte “v”ler yarım kafiye,
6. Dörtlükte  “n”ler yarım kafiyedir.
7. Dörtlükte kafiye yok
8 . Dörtlükte “r”ler yarım   kafiye,
Redif 1.Dörtlükte “di mü”ler redif, 2. Dörtlükte “gurup”lar redif,
3. Dörtlükte “leyü”ler redif,
4. Dörtlükte  “tedi”ler   redif,
5. Dörtlükte “redi”ler redif,  
6. Dörtlükte  “çıdı”lar redif.
7. Dörtlükte ”ok”lar redif
8. Dörtlükte “tadı”lar redif
7. a. Eski Türklerin yaşayışı ve şiir okudukları törenler hakkında edindiğiniz bilgileri sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Konunun  başındaki hazırlık  2.soruda cevabı verilmiştir.
b. “Alp Er Tonga Sagusu”nun ikinci ve üçüncü dörtlüklerinde nasıl bir görüntünün tasvir edildiğini açıklayınız. Üçüncü dörtlükte, niçin erlerin kurtlar gibi uluduğu söylenmiş olabilir? Eski Türklerin yaşayışı, inanışı, gelenek ve görenekleriyle ilgili edindiğiniz bilgiler ve Türk destanlarından da yararlanarak o dönemde sürdürülen yaşamla şiir arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
b. Güçlü ve adalet Alp Er Tunga’nın ölümü üzerine onu seven beyler  geleceklerine dair bir kaygı içerisine girer ve bundan sonraki yaşamları hakkında tereddütleri vardır. Onun ölümü üzerine benizleri sararır, kurtlar gibi ağlaşırlar ve yakalarını yırtarak feryat figan etmeye başlarlar.
2. metin
KOŞUK
1. Okuduğunuz şiiri yapı yönünden inceleyiniz.
1.            Nazım birimi: Dörtlük
Birim sayısı: 12 (Bir tanesi iki defa yazılmış dörtlüklerin)
Ölçü. Hece ölçüsü
Uyak Düzeni : Düz uyak
Kafiye Çeşidi: 1,2,3 . dörtlüklerde olduğu gibi genellikle yarım uyak kullanılmıştır.
2. Okuduğunuz şiirde tasvir edilen manzarayı anlatınız. Şair, bu tasviri yaparken nasıl bir duygu içerisinde olabilir? Bu duygularını şiire hangi ifade kalıplarını kullanarak yansıtmıştır? Açıklayınız.
2. Baharın gelişiyle birlikte dağlardaki karların erimesi neticesinde seller oluşmaya başlaması, bahar serinliğinin gelmesi, bahar yağmurlarının gelmesi, baharın gelişiyle birlikte çiçeklerin rengarenk olması, tabiatın tekrardan gülmesi anlatılmıştır. Göçebe olarak yaşayan Türkler elbette ki baharın gelince bir sevinç içerisindedir ki bu sevinç koşuğun şairine de yansımıştır.
İfade kalıplar: Türlü türlü çiçekler açıldı, inci mahfazası açıldı, Her taraf misk kokmaya başladı, yerin altında yatmaktan sıkılmış çiçekler açmaya başladı gibi ifade kalıpları kullanılmıştır.
3. Şiirdeki söz sanatlarını bulunuz. Bunların şiire katkısını açıklayınız.
3.
Kadka tükel osnayu        Benzetme
Kerip tutar ak torın         Benzetme
Kayguk bolup öğrüşür   Benzetme
Yinçü kapı açıldı                Benzetme
Üküş yatıp özeldiYirde kopa adrışur        Hüsnü Talil
Bokuklanıp büküldü       Kinaye
Yipgin yaşın yüzgeşipBir bir-gerü yüzgeşüp         Kişileştirme
Sığır buka möngreşür    Kişileştirme
Söz sanatlarının şiire  estetik bir zevk katar, anlatılmak istenilen duygu ve düşünceleri olduğu anlatmak diğer metinlerin işi olabilir ama sanatsal metinlerdeki söz sanatları ve mecazları anlatılmak istenileni daha etkili  ve çarpıcı kılmak için yapılır. Koşukta anlatılanları temel anlamlı cümlelerle anlatsak hava durumundan farkı kalmazdı.
4. Şiirin temasını ve bu temayla ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.
4. Tema: Baharın Gelişi
5.  Destan Dönemine ait bahar tasviri yapılan bu şiirde şairin yansıttığı duygular sizi nasıl etkiledi? Baharın gelişiyle hissettikleriniz şairin duygularıyla benzerlik gösteriyor mu? Buna göre şiiri yorumlayınız.
5. Cevabı size kalmış..
 6.  “Bozkır Türk ekonomisinin esasını, yüksek ovalar ve yaylalar olan bozkır coğrafyasının iklim şartları icabı, çobanlık ve hayvan besleyiciliği teşkil ediyordu. Yetiştirilen hayvanların başında -yukarıdan beri Türk sosyal ve kültürel hayatında büyük ehemmiyetini belirttiğimiz- at, daha sonra da koyun geliyordu.
Bozkırlı Türklerin başlıca gıda maddesi et idi. En çok at ve koyun eti yenirdi.”
Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU
Yukarıda okuduğunuz paragraftan hareketle eski Türklerin sürdürdüğü bozkır hayatıyla koşukta tasvir edilenler arasındaki ilişkiyi tartışınız. Ulaştığınız sonucu aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
6. Yukarıdaki paragrafa göre Türklerin geçim ve beslenme kaynağı at ve koyun eti olduğu belirtilmiştir. Bu durum bu hayvanın beslenmesi ve bakımı için en elverişli zaman bahar ve yaz aylarıdır. Koşuklarda bu duygu ve düşünceleri ifade eden sevinçler göze çarpmaktadır.
7. Okuduğunuz şiirin ahenk öğelerini (ses akışı, ritim, söyleyiş, uyak vb.) bulunuz.
7.            Nazım birimi: Dörtlük
Birim sayısı: 12 (Bir tanesi iki defa yazılmış dörtlüklerin)
Ölçü. Hece ölçüsü
Uyak Düzeni : Düz uyak
Kafiye Çeşidi: 1,2,3 . dörtlüklerde olduğu gibi genellikle yarım uyak kullanılmıştır.
              
8.  Kitabınızdaki “Alp Er Tonga Sagu”su ve “Koşuk”tan hareketle Destan Dönemi şiirinin oluşmasını sağlayan zihniyetin özelliklerini belirtiniz.
8. Her edebi eser içinde bulunduğu toplumunu zihniyeti yansıtır ve bu iki eserde Türklerin o dönemdeki zihniyetinden izler taşır. Alp Er Tonga Sagusu’nda savaşçı olan bir  milletin kahramanının arkasında ağıt yakması ve önemli olan ahlak ve erdem  kavramlarının işlenmesi o dönemin zihniyetidir.
Koşuk’ta ise göçebe   ve çadırda yaşayan bir milletin kış ayında çektiği sıkıntıları baharın gelmesiyle birlikte nasıl sevince bıraktığı göstermektedir. Türkler Nevruz’da Baharın gelişini şölenler yaparak kutlarlarmış ki bu da eserlerin yansımıştır.
YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. a. Günümüzde söylenen ağıt türündeki bir türkünün sözlerini arkadaşlarınıza okuyunuz.
a.
b. Uygurlara ait aşağıdaki ağıtı okuyunuz. Sözlerini dinlediğiniz ağıt ile Uygurlara ait şiiri farklı yüzyıllarda söylenmiş olsalar da duyguların dile getirilmesi yönüyle karşılaştırınız. Benzer yön­lerini yazınız.
Günümüz Türkçesiyle
Aklar bulıt örlep kükirep                                              Ak bulutlar yükselip gürleyerek,
Alkuka mu kar yagurur                                                 Her tarafa kar mı yağdırır;
Ak bir saçlıg karı anam                                                  Ak saçlı o ihtiyar anam
Açıyu mu yaşların akıdur                                             Acılar içinde mi gözyaşlarını akıtır.
Karalar bulıt örlep kükrep                                           Kara bulutlar yükselip gürleyerek
Kar mu yağmur ol yoğurur                                          Kar mı yağmur mu yağdırıyor?
Karı yağlığ ol (bir) anam                                               (Yoksa) o ihtiyar, yaşlı anam
Kayguda mu yaş akıtır                                                  Kederden mi gözyaşı döküyor?
b. Her iki dönemdeki metinlerin temaları aynı fakat söyleyiş özelikleri de aynı olduğu göze çarpmaktadır. Özellikle yapılan benzetmeler birbirine çok benzemektedir. Toplumların tarihleri ve yurtları farklı, zamanları farklı olsa da toplumlar aynı duygu karşısında aynı sözleri ve benzetmeleri kullanabilmekteler.
2.  Eski Türklerde ölen bir kişinin ardından yapılan matem törenlerinin izleri, günümüzde de görülüyor mu? Açıklayınız.
2. Eski dönemde olduğu gibi belli bir düzen içinde yapılmasa da ölen kişilerin yakınları çeşitli ağıtlar yakarak çeşitli ritüeller ortaya bazı özelliklerini devam ettirmektedirler. Ama aynı şekilde kesinlikle devam etmiyor.
3.          
I. Bahar gelir, bulanırsın, coşarsın,                                              II. Etil   suvı akaturur
Dalga   vurur, kenarlara taşarsın.                                                Kaya tübi kakaturur
Dünya kurulalı böyle   yaşarsın,                                                     Balık telim baka turur
Tükenmez ömrün var   bol, Kızılırmak.                                        Kölüng takı küşerür
                      Âşık Veysel
                Günümüz   Türkçesiyle
İtil suyu akadurur
Kaya dibi kakadurur
Balık cümle bakadurur
Taşar durgun göller bile
Yukarıda okuduğunuz ilk dörtlük, saz şairlerimizden Âşık Veysel’in “Kızılırmak” adlı şiirin­den alınmıştır. İkinci dörtlük ise Destan Döneminde söylenmiş İtil Irmağı’nı tasvir eden bir şiirden alınmıştır. Belli bir doğa parçasını anlatan bu iki şiiri, şekil ve ahenk unsurları yönünden karşılaştı­rarak sonuçları boş bırakılan yerlere yazınız.
I. Şiir   (Kızılırmak)            Şekil Unsurları
Nazım Birimi: Dörtlük Ölçüsü: Hece ölçüsü
Uyak Düzeni: Düz uyak
Kafiye: “-ş” yarım kafiye
Redif: “-arsın” redif
Söz sanatları vardır. Halk söyleyişi hakimdir
II. Şiir         Şekil Unsurları
Nazım Birimi: Dörtlük Ölçüsü: Hece ölçüsü
Uyak Düzeni: Düz uyak
Kafiye: “-k” yarım kafiye
Redif: “-aturur” redif
Ahenk Unsurları              Söz sanatları vardır. Halk söyleyişi hakimdir        
4.  Eski Türklerde ozanların, dinî ve din dışı törenlerde müzik ve dans eşliğinde şiirler söylemeleriyle günümüz saz şairlerinin şiirlerini saz eşliğinde söylemeleri arasındaki ilişkiyi tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.
4. Eski Türklerdeki  ozanlar dini ve din dışı törenlerde şiirler söylerlerken İslamiyet etkisiyle bu kişiler bazı özelliklerini bırakıp “Ozan, aşık ” adı altında sadece belirli meclis ve ortamlar şiirler söyleyip saz çalan kişiler konumuna gelmişleridir. Eski Türklerde bu kişilerin din adamı özelliği varken İslamiyet’ten sonra yerini sadece sanatı icra eden özelliğe bırakmıştır.
Aslında bu ikisi birbirinin devamı niteliğindedir.
5. a. Eski Türklerde “kam, ozan, baksı, şaman” adlarının kimlere verildiğini ve bunların görevlerini arkadaşlarınıza aktardıktan sonra aşağıdaki şemayı doldurunuz.
a.
kam,      Din adamlığı yapar, doktorluk   yapar, büyücülük yapar, insanları eğlendirir.
ozan,  insanları eğlendirir
baksı,    insanları eğlendirir
şaman, din adamlığı yapar, doktorluk   yapar, büyücülük yapar, insanları eğlendirir.
b. Sizce, günümüz saz şairleri, eski Türklerdeki saz şairleriyle karşılaştırıldığında hangi görevi yerine getiriyorlar? Belirtiniz.
b. Günümüzde saz şairleri sadece doğaçlama şiir söyleyip saz çalabiliyorlar. Atışarak geleneği devam ettiriyorlar ama doktorluk, büyücülük ve din adamlığı yapamıyorlar.
 6. Konya’da “Âşıklar Bayramı” adıyla her yıl yapılan kutlamaların kültürümüzün korunması açısından önemi nedir? Düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
6. Bu gelenek modern hayatla birlikte yok olmaya başlamışsa bazı yöreler yapılan çalışmalar halen aşıklık kavramının devamını sağlaması açısından önemlidir. Eskiden saz şairleri sadece bu işle meşgul olurken günümüzde bu saz şairlerinin başka işlerle meşgul olmakla birlikte boş zamanlarında aşıklık yapmaktadır ki bu da üzücü bir durumdur.
DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki yargılardan hangisi İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı nazmının özelliklerinden değil­dir?
A. Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.
B. Şiir dizeleri birbirleriyle uyaklı düzenlemiştir.
C. Şiirler genellikle “din” ile iç içedir.
D. Konular, yaşanılan hayattan bire bir alınmıştır.
E. “Sagu’lar “sığır” törenlerinden önce söylenirdi.
CEVAP: C
2.  Destan Döneminde dörtlüklerle söylenen, aşk ve doğa güzelliklerini işleyen şiirlere…………. denir.
Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A. Koçaklama
B. Koşuk
C. Koşma
D. Sagu
E. Tardiye
CEVAP: B
3. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( D  )   Destan Dönemi şiirlerinde (sagu, koşuk) ahenk; ses akışı, söyleyiş, ritim ve her türlü ses benzerliğiyle (uyak, redif) sağlanmıştır.
(  D )   Destan Dönemi şiirlerde söz sanatlarından yararlanılmıştır.
( D )   Destan Döneminde sürdürülen hayat (yaşayış, inanış, gelenek ve görenekler vb.) söz­lü edebiyat ürünlerinden olan şiirlere de yansımıştır.
( D  )   Sagular, lirik şiir örneğidir.
4. Aşağıdaki kelimelerden birbiriyle ilgili olanları eşleştiriniz.
Kam                      Dans
Koşuk                   Doğa güzelliklerini tasvir eden şiir
Ağıt                       Sagu

9.Sınıf Edebiyatı Kitabı Cevapları-Olay Çevresinde Oluşan Metinler (Destan) 43- 55 arası

-b. Olay Çevresinde Oluşan Metinler (Destan)
HAZIRLIK
1. Sınıfta dörder kişilik iki grup oluşturarak grup sözcülerinizi belirleyiniz. Daha sonra aşağıdaki eserlerden birini seçiniz. Belirlediğiniz eseri olay örgüsü, kişi, tema ve anlatım yönünden inceleyiniz. İncelediğiniz eserle ilgili tespitlerinizi grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız. İki eseri, inceleme sonuçlarınıza göre karşılaştırınız. Sonuçları tahtada sıralayınız.
I. grup : “Devlet Ana” romanı,
II. grup : Günümüz Türk edebiyatından seçeceğiniz bir olay öyküsü (Cevapları aşağıdadır.)
2. Hun Türkleri hakkında bilgi edininiz.
2. Hunlar veya Hun Türkleri, Kavimler Göçü ile Roma İmparatorluğu’nu istila etmesiyle bilinen göçebe kavimler topluluğuna verilen ortak addır. Hunlar; Oguzlar, Tunguzlar, Moğollar ve İrani kavimlerle birlikte Türk boylarından toplulukları da içeren birçok Asyatik etnik gruptan meydana gelmiştir. Attila önderliğinde Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kurmuşlardır. Büyük Hun İmparatorluğu’nu Türk boyları kurmuş, yönetmiş; Türk kültürü devlete şeklini vermiştir.
3. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Üç Şehitler Destanı”nı bulunuz. Şairin, şiire niçin bu adı vermiş olabileceğini söyleyiniz.
3. Kurtuluş Savaşı yıllarını anlattığı için epik tarzda yazılmış bir destandır.
4. Yapma ve doğal destan kavramlarını araştırınız.
4. Tarih öncesi devirlerde sözlü olarak oluşmuş, daha sonra kaleme alınarak günümüze ulaştırılmış, söyleyeni belli olmayan destanlardır. Doğal destanlara benzeyen: ancak oluşumlarında halkın katkısı bulunmayan, yakın dönem-deki bir kahramanlık olayından yola çıkılarak belli bir kişi tarafından oluşturulan destanlardır. Kısacası söyleyeni belli olan destanlardır.
5. İslamiyet öncesi ve sonrası Türk destanlarını araştırınız.
5. I- İslamiyet Öncesi Türk Destanları:
1- Saka-İskit Destanları:
Alp Er Tunga destanı: Türk-İran savaşlarını ve Alp Er Tunga’nın yiğitliklerini anlatır. Alp Er Tunga, İran destanı “Şehname” de Efrasiyab olarak geçmektedir.
Şu Destanı: Makedonyalı Büyük İskender ile Türkler arasında geçen savaşları ve hükümdar Şu’nun yiğitlikleri anlatılır.
2- Hun-Oğuz Destanları:
Oğuz Kağan Destanı: Hun hükümdarı Mete Han’ın hayatı, yiğitlikleri, ülkesini genişletip oğulları arasında nasıl bölüştürdüğü anlatılır.
Atilla Destanı: Batı Hun Devleti hüküm-darı Atilla’nın yaşamını anlatır.
3- Altay Türkleri Destanları:
Yaratılış Destanı: Türk kavramı etrafında oluşan bir destan değildir. Destan, inanışa göre Tanrı Kayra Hanın kişiyi (insanoğlu) yaratmasıyla ilgilidir. Destanın en önemli özelliği Türklerin sosyal, coğrafi, uzay (kozmogoni) ve dini inanış-ları yönünden düşünce tarzlarını yansıtmasıdır. 19. yüzyılda derlenmiştir. Semavi dinlerden etkilendiği düşünülmektedir.
4- Siyenpi Hanedanı Destanı
Siyenpi Destanı: Hun devletinin yerini alan Siyenpi Hanedanlığının kaynağına dair önemli bilgiler içerir.
5- Göktürk Destanları:
Bozkurt Destanı: Yok edilmek istenen Göktürklerin bir dişi kurttan yeniden türeyişleri anlatılır.
Ergenekon Destanı: Bir yenilgi sonunda Türklerin Ergenekon adlı bir yerde yeni-den çoğalarak yurtlarına geri dönmeleri ve büyük bir devlet kurmaları anlatılır.
6- Uygur Destanları:
Türeyiş Destanı: Türklerin “Dokuz Oğuz ve On Uygur” boyları biçiminde var oluşunu anlatan destandır.
Göç Destanı: Uygurların yurtlarından göç etmek zorunda kalışlarını anlatan destandır.
II- İslamiyet Sonrası Türk Destanları:
Manas Destanı: Kırgız Türklerine aittir. Dünyanın en uzun destanıdır.
Saltuk Buğra Han Destanı: Hükümdar Saltuk Buğra Han’ın efsanevi bir şekilde anlatıldığı destandır. Karahanlılara aittir.
Battal Gazi Destanı: Battal Gazi adlı kahramanın İslamiyet’i yayış mücadelesi anlatılır.
Köroğlu Destanı, Timur Destanı, Cengiz Han Destanı, Danişment Gazi Destanı, Sarı Saltuk Destanı… gibi destanlarımız da mevcuttur.
6. Ömer Seyfettin’in “Pembe İncili Kaftan” adlı hikâyesini okuyunuz.
6.
7. Yukarıdaki resimlerde gördüğünüz kahramanların özelliklerini belirtiniz. Kahramanlara ait özelliklerin gerçeklilikle ilgisini tartışınız. Sonuçları sıralayınız.
7. Resimde karakterlerden bir canavarla savaşmakta diğeri de örümcek gibi sarmaşıklar atarak uçabilmekte. Bunların gerçekle ilgisi yoktur.
8. Günlük olayların, olağanüstü özelliklerle anlatılması sizi nasıl etkiler?
8. Aşırı olağanüstü özellikler katılması inandırıcılığı etkilese de günlük hayatta her insan bazı olayları biraz abartarak verebilir ama bu durum inandırıcılığa gölge düşürmez.
İNCELEME
1. metin
OĞUZ KAĞAN DESTANI
1. a. Hun Türkleri hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
1.a. Hunlar veya Hun Türkleri, Kavimler Göçü ile Roma İmparatorluğu’nu istila etmesiyle bilinen göçebe kavimler topluluğuna verilen ortak addır. Hunlar; Ogurlar, Tunguzlar, Moğollar ve İrani kavimlerle birlikte Türk boylarından toplulukları da içeren birçok Asyatik etnik gruptan meydana gelmiştir. Attila önderliğinde Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kurmuşlardır. Büyük Hun İmparatorluğu’nu Türk boyları kurmuş, yönetmiş; Türk kültürü devlete şeklini vermiştir.
Başka bir bilgi :
Çin kaynaklarında “Hiung-nu” olarak anılan Hunlar, tarihte adı geçen ilk Türk boyudur. MÖ 8. yüzyılda ortaya çıktılar; MÖ 200lü yıllarda Teoman Yabgu’nun önderliğinde bir devlet kurdular. Teoman Yabgu’nun oğlu Mete döneminde, Hun Devleti’nin sınırları Japon Denizi’nden Hazar Denizi’ne kadar genişledi.
Hunlar sadece askerlik alanındaki başarılarıyla değil, devlet yönetimindeki yetkinlikleriyle de kendilerinden söz ettirmişlerdir. Nitekim başta Mete olmak üzere bazı Hun hükümdarlarının üstün nitelikleri, Çinliler tarafından bile kabul edilmiştir.
Bu dönem, aynı zamanda, at sırtında göçlerin tarihte ilk defa belirdiği zamandır. Batıya yönelen Hunlar, olağanüstü hazırlık düzeylerinin yanı sıra şaşırtıcı hareket yetenekleriyle zaman içinde kendileriyle aynı atçılık disiplinine sahip olan Germenler ve yüksek bir kültür düzeyindeki Romalılar üzerinde üstünlük kurmuşlardır.
Attila’nın MS 434de hükümdar olmasıyla Hun Devleti’nin altın çağı başlamıştır. Bu dönem, Hun Devleti’nin Avrupa ve Asya’nın en güçlü devleti olduğu çağdır. Ne yazık ki Attila’nın ölümünden kısa bir süre sonra Hunlar dağılmışlardır
b. Okuduğunuz destanda anlatılanların, Hun Türkleriyle ilgili edindiğiniz bilgilerden de yararlanarak gerçeklikle ilgisini tartışınız. Sonuçları belirledikten sonra destanların nasıl oluştuğunu söyleyiniz.
b. Destanda Oğuz Kağan diye anlatılan Hunların ünlü kahramanı Mete Han’dır. Bu destan Mete’nin ölümünde sonra onun yaptığı kahramanlıkları ve savaşları ele alan bir destandır. Destanlar, oluşurken öncelikle toplumu derinden etkileyen bir olayın meydana gelmesidir ki bu Mete Han’ın ölümü üzerine yazılmış olmasıdır.
2. a. Ömer Seyfettin’in “Pembe İncili Kaftan” adlı hikâyesinin özetini anlatınız.
2.a. Osmanlı devletinin başında bu dönemde Şah İsmail adında bir bela vardır. Vezirler bu deli adama elçi göndermek için toplanmışlardı. Gönderilecek elçi cesur, ölümden korkmayan, devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıydı. Sarayda, Enderun’da, divanda böyle bir kişi yoktur. Vezirlerden biri Muhsin Çelebi’nin adını ortaya atar. Bunun üzerine sadrazam Muhsin Çelebinin çağrılmasını ister. Peki kimdi bu Muhsin Çelebi.
Muhsin Çelebi; cesur, doğruluktan ayrılmayan, ölümden korkmayan, akıllı bilgili, Allah’tan başka kimseye boyun eğmeyen, hali vakti yerinde, garibi, zayıfı gözeten bir baba yiğittir. Muhsin Çelebi sadrazamın emri üzerine huzura gelir. Sadrazam ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez. Sadrazam onun bu hareketine kızmasına karşın ona elçilik teklifinde bulunur. Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder. Elbette ki bu büyük devletin elçisi;atları, hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıydı. Muhsin Çelebi bu giderleri, sadrazamın ısrarına karşın, kendisinin karşılayacağını söyler. Çünkü o fedakarlığın karşılıksız olacağına inanıyordu. Giderler için bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan on bin altın alır. Bu parayla ihtiyaçları karşılar. Bir de Sırmakeş Toroğlu’ndaki: Kumaşı Hint’ten incileri Venedik’ten gelme Şah İsmail’in hayatında göremeyeceği pembe incili kaftanı sekiz bin altına alır. Bu kaftanı padişaha hediye etmek için herkes sıraya girmektedir. Muhsin Çelebi hazırlıklarını tamamlar. Karısını iki çocuğunu akrabalarına bırakarak yola koyulur. Muhsin Çelebi Tebriz’e vardığında halk ve şah onu şaşkınlıkla karşılar. O her zamanki gibi başı dik göğsü ilerde Şah İsmail’in huzuruna varır. Padişahın mektubunu öperek Şaha uzatır. Ayağı öpülmeyen Şah sapsarı kesilir. Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür. Bunun ayakta beklemeye mecbur bırakmak için yapılmış bir davranış düşünerek o göz kamaştıran kaftanını tahtın önüne serer ve üzerine oturur. Şah, vezirleri komutanları aptallaşmıştır. Muhsin Çelebi gür sesiyle: Padişahının hiçbir ecnebi padişah karşısında eğilmeyeceğini ve dünyada Türk Padişahı kadar asil bir padişahın olmadığını söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır. Kapıdan çıkarken Şah’ın askeri kaftanı arkasından getirir. Muhsin Çelebi sesini yükselterek ‘bir Türk asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz.’ diyerek oradan ayrılır.
Muhsin Çelebi sağ salim ülkesine döner. Herkes pembe incili kaftana ne olduğunu merak eder. Fakat o bu yaptığını anlatacak kadar küçük bir insan değildir. Muhsin Çelebi elçilikten kalan malzemelerini satarak küçük bir bahçe alır. Üsküdar pazarında sebze meyve satarak geçimini sağlamaya başlar. Düştüğü bu acı durum karşısında o hiçbir zaman yaptığı fedakarlıkla övünmemiştir.
b. Daha önce okuduğunuz “Devlet Ana” romanını, Ömer Seyfettin’in “Pembe İncili Kaftan” adlı hikâyesini ve “Oğuz Kağan Destanf’nı olay örgüsü, kişi, tema, dil ve anlatım bakımlarından karşılaştırınız. Vardığınız sonuçları aşağıya yazınız.
Oğuz Kağan        Devlet Ana         Pembe İncili Kaftan
Olay Örgüsü       Hun Türklerinin kahramanı Mete Han’ın doğumundan ölümüne kadar geçen süreçte yapmış olduğu kahramanlıklar  Osmanlı İmparatorluğu’nun aşiret halindeki dönemine inilir. Osmanlı insan tipi, yaşam tarzı, adaletleri gelenek ve göreneklerini konu edinerek bir aşiretten devlet olma mertebesine nasıl yükseldiğini destansı bir ifadeyle anlatılır.               Osmanlı Döneminde Şah İsmail’e elçi olarak gönderilen Muhsin Çelebi’nin yaptıklarını anlatılır.
Tema    Kahramanlık      Kahramanlık      Kahramanlık-Fedakarlık
Kişiler    Oğuz Kağan        Ertuğrul Gazi, Osman Bey ve Orhan Bey               Muhsin Çelebi
Anlatım                Epik       Epik       Epik
Ulaştığınız sonuçtan yararlanarak destanların kurmaca olup olmadığını nedenleriyle açıklayınız.
Destanlar içerik olarak gerçek hayattan alabilir ama destanda anlatılanlar zaman içerisinde olağanüstü özelliklere bürünerek tamamen hayal mahsulü gibi görünebilir. Oysa ki Mete Han, yaşamıştır ve yapmış olduğu kahramanlıklar vardır ama anlatım tarzının aşırı olağanüstü olması bize onun kurmaca olduğunu düşündürebilir.
3. “Oğuz Kağan Destanı’nın olay örgüsünü veren aşağıdaki ifadeleri okuyunuz. Bu açıklamalara verilen numaraları uygun sıralamayla şema üzere yazınız. Daha sonra olay örgüsünün özelliklerini ve destanda olay örgüsüne kaynak olabilecek olayın zamanını belirleyiniz.
1. Oğuz Kağan’ın göğün kızıyla evlenmesi.
2. “Kalaç” Türk boylarının türeyişi.
3. Oğuz Kağan’ın güneye yaptığı akınlar.
4. Oğuz Kağan’ın olağanüstü özelliklerle doğuşu.
5. Oğuz Kağan’ın batıda İdil Boyuna akınları.
6. Oğuz Kağan’ın gençliği.
7. “Karluk” Türk boylarının türeyişi.
8. Oğuz Kağan’ın altı oğluna hanlık vermesi.
9. Oğuz’un Türklerin “Büyük Kağanı” olması.
10. Oğuz Kağan’ın büyük bir şölen vermesi ve ülkeyi oğulları arasında paylaştırması.
11. Oğuz Kağan’ın Kıpçak akını.
12. Oğuz Kağan’ın yerin kızıyla evlenmesi.
13. Çürçed Akını ve “Kanglı” Türk boylarının türeyişi.
4             6             1             12           9             5             11           7             2             13           3             8             10 Zaman kavramı net olarak işlenmemiştir. Özellikler “Günlerden bir gün.. diye destana başlanması zamanın ne zaman olduğunun belli olmadığını gösterir.
4. Okuduğunuz destanda zamanı ve mekânı anlatan sözcükleri belirleyip zaman ve mekân anlatımının nasıl yapıldığını tabloya yazınız. Ayrıca destanda mekânın nasıl bir işlevi olduğunu açıklayınız.
Destanda zamanı anlatan sözcükler        Destanda zamanın anlatımı
Yine günlerden bir gün Bu çağda! Bu yerde
Ava gitmişti bir gün
Nihayet durdu bir gün nice günlerden sonra      Destanın zaman kavramı ele alınmış fakat belirli ve net bir zaman değildir, tıpkı masal ve efsanelerde olduğu gibi belirgin olmayan bir zaman kavramı kullanılmıştır.
Destanda mekânı anlatan sözcükler       Destanda mekânın anlatımı
Büyük bir orman vardı, Oğuz yurdundan içre, Emri verdi Oğuz Kağan, kendinin iç iline,
Bir nehir vardı burada , İdil-Müren adında,
Kara Dağ sırtlarında        Mekanlarda bugün itibariyle çok net bilebildiğimiz yerler değildir. Belki destanın oluştuğu zamanda bu yerler bilinse buralar zaman içerisinde isimleri başkalaştığı için anlatılan mekanları tam olarak bilemiyoruz. 5. Maske (The Mask) çizgi filminin asıl kahramanı; kötü güçler tarafından tehdit edilenleri, zor durumda kalanları, maskesini takarak edindiği olağanüstü güçleriyle korumaktadır. Asıl kahraman, insanlığı tehdit eden teknolojik bir zekâyı, dünyayı yerle bir edecek pek çok gücü durdurabilecek olağanüstü özelliklere sahiptir. Bu kahraman, insanları korktuğu olaylardan korumak için vardır. Çizgi filmin olay örgüsü, bu kahramanın günlük yaşamındaki bu tür faaliyetlerinden oluşmaktadır. Maske çizgi filmindeki kahramanla, okuduğunuz destandaki Oğuz Kağan’ı özellikleri yönünden karşılaştırınız. Destandaki kişilerin olay örgüsündeki rollerini ve özelliklerini belirleyiniz.
5. Mask ve Oğuz Kağan’da anlatılan kahramanların her ikisi de iyilik için mücadele eden kişilerdir. Her ikisi de doğa üstü güçleri kullanarak bir şeyler yapmışlar ve insanlara faydalı olmuşlardır.
6. “Oğuz Kağan Destanı’ndaki mekân, zaman, olay örgüsü ve kişilerde bulunan olağanüstü öğeleri belirleyiniz. Bu öğeleri belirledikten sonra destanda anlatılanların yaşanmasının mümkün olup olamayacağı konusunda düşüncelerinizi söyleyiniz.
6. İlk sütü emip bir daha emmemesi,
kısa sürede konuşmaya başlaması,
evlilikleri (eşlerinin ortaya çıkışı ) ,
bir boz kurdun yol göstermesi,
vezirin rüyasında gördüğü ok ve yayın çocukları tarafından bulunması…
Bu tarz olayların günlük hayatta yaşanması mümkün değil ama destanlar sözlü kültürde oluştuğu ve nesilden nesile aktarıldığı için zaman içerisinde abartılarak değişerek bu konuma gelmiştir.
7. Okuduğunuz destanı meydana getiren birimlerin ortak paydasını (temayı) bulunuz. Daha sonra üçer kişilik dört gruba ayrılarak destanın temasının tarihle, insanlıkla, mitolojik öğelerle ve hayatla olan bağlantısını belirleyiniz. Tespitlerinizi grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız. Sonuçları maddeleyiniz.
7. Tema : Kahramanlık
Tarih: Oğuzların ünlü komutan Mete’dir. Mete Han’ın hayatı anlatılır.
İnsanlık: Oğuz Kağan’ın halkla olan ilişkileri…
Mitoloji: Ağaç, ışık, kurt, rüya ,ok yay gibi mitolojik unsurlar verilmiştir.
Hayat: Demircilik, av, madencilik, savaş aletleri, yönetim şekli, kurultay gibi hayatın içindeki unsurlar vardır.
8. Sınıftan iki arkadaşınızı seçiniz. Arkadaşlarınızın birinden yaşadığı bir olayı anlatmasını isteyiniz. Diğer arkadaşınıza ise anlatılanları yazılı olarak ifade etmesini söyleyiniz. Arkadaşınızdan, hazırladığı yazıyı okumasını isteyiniz. Okunan metni dinledikten sonra sınıfça, metinde anlatılanları size aktaranın özelliklerini belirleyiniz. Yazıyı hazırlayan arkadaşınız, duyduklarını aktarırken kendi bakış açısını da yansıtmış mıdır? Nasıl? Buradan hareketle;
a. Oğuz Kağan Destanı’nın anlatıcısının özelliklerini ve bakış açısını,
a. Oğuz Kağan Destanı ozan dediğimiz bir anlatıcı tarafından anlatılmıştır. İlahi bakış açısı ile anlatılmıştır
b. Henüz zümreleşmenin gerçekleşmediği o dönemde destanların nasıl bir halk kitlesine anlatıldığını belirtiniz.
b. Her şeyin beraber yapıldığı, ortak kültür değerleri olan bir topluma anlatılmıştır. Nasihat olsun diye anlatılmıştır.
9. “Oğuz Kağan Destanından alınan aşağıdaki orijinal metni ve günümüz Türkçesiyle verilmiş hâlini okuyunuz. İki metni ses değişmeleri, ses düşmeleri, kelime benzerlikleri ve cümle yapısı yönünden karşılaştırınız. Destan diliyle günümüz dilinin benzer ve farklı yönlerini belirleyiniz.
9. Günümüz Türkçesiyle
Men sizlerge boldım kağan, (Sizlerin başınıza, ben oldum artık kağan,
Alalım yay takı kalkan Elimizden düşmesin, ne yayımız ne kalkan!
Tamga bizge bolsın buyan, Damgamız olsun bize yol gösteren bir buyan
Kök Böri bolsıngıl uran, Alpler (Mavi Kurt) olsun savaşta, Bozkurt gibi uluyan!
Temür odalar bol orman, Demir kargılar ile olsun ilimiz orman!
Takı taluy takı muran, Yurdumuz ırmaklarla denizler ile dolsun
Kün tuğ bolsın kök kurıkan! Gökteki güneş yurdumuzun bayrağı, gök çadır olsun!)
Oğuz Kağan Destanı, orijinal haliyle hiçbir katkı olmadan sade bir Türkçe ile yazılmıştır. Bazı sözcüklerde değişiklikler görülse de bunları anlamakta sıkıntı çekmemekteyiz.
Men>ben
boldım>oldum
Tamga >damga
bizge>bize
temür>demir gibi..
10. a. “Oğuz Kağan Destanından alınan aşağıdaki orijinal metni okuyunuz. Bu bölümü ahenk öğeleri yönünden inceleyiniz. Tespitlerinizi aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
Ses tekrarları     an sesi sürekli tekrarlanmış.
Ses benzerlikleri              Ses benzerlikleri de çokça kullanılmıştır.
Hece sayısı         8’li hece ile yazılmıştır.
b. Destandaki mitolojik öğeleri ve hayatla mücadeleyi temsil eden sözcükleri bulup noktalı yerlere yazınız. Bütün bunlardan hareketle destan dilinin oluşmasında mitolojik öğelerin, hayatla mücadelenin ve musikinin etkisini açıklayınız.
b. Mitoloji: Ağaç, ışık, kurt, rüya ,ok yay gibi mitolojik unsurlar verilmiştir.
Hayat: Demircilik, av, madencilik, savaş aletleri, yönetim şekli, kurultay gibi hayatın içindeki unsurlar vardır.
Koyu lacivert gökte ışıklı bir iz bırakarak bir yıldız aktı. Kerimcan, bunu ne zaman görse ürperiyordu. Uğursuzdu yıldız akması. Çünkü bugün yarın, uzak yakın biri öldü, ölecek demekti. “Sakın Akçakoca emmi… Tanrı esirgesin…”
c. “Devlet Ana” romanından alınan yukarıdaki bölümü okuyunuz. Okuduğunuz bu bölümü ve “Oğuz Kağan Destanından alınan bölümün anlatımını (cümle yapıları, tasvirler vb.) karşılaştırınız. Sonuçları sıralayınız. Sonuçlardan hareketle “Destanda edebî dil oluşmaya başlamıştır.” diyebilir miyiz? Düşüncelerinizi açıklayınız.
c. Yukarıdaki Devlet Ana romanının dili ile Oğuz Kağan Destanı’nın dili aynı yapıya sahiptir. Burdan hareketle destandaki edebi dilin varlığın söz edebiliriz. Edebi bir destanlarda oluşmaya başlamıştır. Özellikle masalsı bir anlatım göze çarpmaktadır.
11. a. Hunlarla ilgili edindiğiniz tarihî bilgilerden de yararlanarak “Oğuz Kağan Destanı’nı, toplumda iş bölümünün gerçekleşmediği; hayalin, akılla ilgili davranışlarda hâkim olduğu o dönemin tarihî, siyasi ve kültürel yapısı yönünden inceleyiniz. Tarihsel olay (Hun Devleti’nin kuruluşu) ve kişilerin (Oğuz Kağan) hayal unsurlarıyla nasıl zenginleştirildiğini açıklayınız.
a. Oğuz Kağan tarihsel bir karakterdir. Kendi toplumunda yaşamıştır ve kahramanlıklarıyla hayatını noktalamıştır ama insanlar onun yaptıklarında çok etkilenmiş ve hayatı ile ilgili hayal unsurlarını çalıştırmaya başlamışlardır ki doğumundan itibaren bu işlevi yerine getirmişlerdir. Aslında onlar da Oğuz Kağan, çiğ et yemek istemesi olayının gerçekle ilgisi olmadığı bilmekte fakat işin içine hayali unsurlar katılınca zaman içerisinde akıl yerini hayale bırakmaktadır.
b. Bu bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
b.
12. a. “Oğuz Kağan Destanı’yla kitabınızda daha önce okuduğunuz “Ergenekon ve Göç Destanı’nı tema ve kişiler yönünden karşılaştırarak benzerlik ve farklılıkları tabloya yazınız.
Ölçütler               Oğuz Kağan Destanı       Ergenekon Destanı         Göç Destanı
Tema    Kahramanlık      İntikam almak   Türklerin göç edişi
Kişiler    Oğuz Kağan        İl Han’ın küçük oğlu Kayan ile kardeşinin oğlu Nüküz ve eşleri Sungur Tekin, Kutur Tiğin, Türek Tekin, Us Tekin, Buğu Tekin
Benzerlikler       Olağanüstü özellikler, Anonim, Doğal Destan olması
Farklılıklar           Konu ve tema bakımından farklılıklar vardır.
b. Finlilere ait “Kalevala Destanından alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.
KALEVALA
Türk destanlarıyla “Kalevala Destanı”nı tema ve kişiler yönünden karşılaştırınız. Sonuçları defterinize yazınız.
Her ikisi de milleti için kahramanlık yapan kişilerdir.
13. a. Doğal ve yapma destan kavramlarıyla ilgili edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. Tarih öncesi devirlerde sözlü olarak oluşmuş, daha sonra kaleme alınarak günümüze ulaştırılmış, söyleyeni belli olmayan destanlardır. Doğal destanlara benzeyen: ancak oluşumlarında halkın katkısı bulunmayan, yakın dönem-deki bir kahramanlık olayından yola çıkılarak belli bir kişi tarafından oluşturulan destanlardır. Kısacası söyleyeni belli olan destanlardır.
b. Daha önce hazırladığınız Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Üç Şehitler Destanı’nı, “Oğuz Kağan Destanı’yla karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönlerini sıralayınız. Daha sonra bu iki eserden hangisinin doğal, hangisinin yapma destan olduğunu belirtiniz.
b. Her iki destanın üslup yönünden aynı olsa da Oğuz Destanı halkın ortak duygu ve düşüncesinde yola çıkarak oluşmuştur. Fakat Üç Şehitler Destanı, bir şair tarafından ele alınmıştır. Bir diğer farklılık Oğuz Kağan Destanı yazılmaya başlandığında yani söylenemeye başlandığında halk Oğuz Kağan’ın kahramanlıklarını görüp yaşamaktalarken diğerinde tarihten okuyarak tarih kitaplarından elde ettiği bilgilerle bunu yazmıştır. Bir diğer ortak nokta ise her ikisinde de olağanüstü özellikler vardır.
14. İslamiyet öncesi ve sonrası Türk destanlarıyla ilgili yaptığınız araştırma sonuçlarına göre aşağıdaki şemayı doldurunuz.
Doğal Türk Destanları
İslamiyet Öncesi Türk Destanı 1- Saka-İskit Destanları:
Alp Er Tunga Destanı
Şu Destanı
2- Hun-Oğuz Destanları:
Oğuz Kağan Destanı:
Atilla Destanı
3- Altay Türkleri Destanları:
Yaratılış Destanı
4- Siyenpi Hanedanı Destanı
Siyenpi Destanı
5- Göktürk Destanları:
Bozkurt Destanı
6- Uygur Destanları:
Türeyiş Destanı
Göç Destanı       İslamiyet Sonrası Türk Destanı Manas Destanı:
Saltuk Buğra Han Destanı
Battal Gazi Destanı
Köroğlu Destanı
Timur Destanı
Cengiz Han Destanı
Danişment Gazi Destanı
Sarı Saltuk Destanı
15. a. Tarık Buğra’nın “Osmancık” romanında Osman Bey’in gördüğü rüyanın anlatıldığı aşağıdaki bölümü okuyunuz.
b. Osman Bey’in rüyası, sizce “Oğuz Kağan Destanı’ndaki hangi olayla benzerlik göstermektedir? Bu örnekten yola çıkarak günümüz edebiyatının, destanlardan nasıl etkilendiğini belirtiniz.
b. Etkilenme olmuştur ki edebiyatımızda rüya motifi çok kullanılan bir özellikti.r
16. Destanları, olay esasına bağlı günümüz Türk edebiyatına ait daha önceden okuduğunuz bir öyküyle olay örgüsü, tema, kişiler, zaman, mekân ve dil-anlatım yönünden karşılaştırınız. Farklılıkları sıralayınız.
Hikâye  Destan
Olay Örgüsü       Belli bir olay kurgusu vardır.       Belli bir olay kurgusu vardır.
Kişi         Yaşamış ya da günlük hayatta yaşayabilecek tipler          Yaşamış kişilerin olağanüstü anlatılmış şekli
Tema    Hayat dair her şey           Kahramanlık
Anlatım                Kurmaca anlatım/ destansı anlatım yoktur.         Kurmaca anlatım/ destansı anlatım vardır.
Zaman  Belli bir zaman çerçevesinde gerçekleşir              Belli bir zaman yoktur.
Mekan Bilinen mekanlardır        Bilinen mekanlar değildir
17. Kitabınızda okuduğunuz metinlerden yararlanarak destanların “tema, zaman, mekân, olay örgüsü, dil ve anlatım” yönünden özelliklerini aşağıya sıralayınız.
Olay Örgüsü: Belli bir olay kurgusu vardır.
Kişi: Yaşamış kişilerin olağanüstü anlatılmış şekli
Tema: Kahramanlık
Anlatım: Kurmaca anlatım/ destansı anlatım vardır.
Zaman: Belli bir zaman yoktur.
Mekan: Bilinen mekanlar değildir
YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. a. Türk sinemasının önemli sanatçılarından biri olan Cüneyt Arkın’ın filmlerinden birini seyretmişsinizdir. Cüneyt Arkın bu filmlerde, üzerine saldıran 20-30 kişilik bir grupla bazen burnu bile kanamadan mücadele edip galip gelmektedir. Bunun mümkün olup olmadığını açıklayınız.
1. Bir insanın birçok kişiyle mücadele etmesi normal olabilir ama bu sayı 20 ya da 30’a çıkınca orda inandırıcılık mümkün olmamaktadır.
b. Günümüzde olağanüstü özellikleriyle dikkati çeken yerli ya da yabancı bir filmle “Oğuz Kağan Destanı’ndaki olağanüstü öğeleri karşılaştırınız. Sonuçları sıralayınız.
b. Mesela Matrix filmi ile karşılaştırırsanız aynı özellikleri görürsünüz.
2. Sizce Oğuz Kağan’ın güçlü bir lider olmak istemesi, hâkimiyet duygusu, ülke yönetimini çocukları arasında paylaştırması evrensel özellikler midir? Destandaki diğer evrensel özellikleri de siz bulup söyleyiniz.
2.
3. Eski Türklerde destan anlatıcıları (kam) henüz iş bölümünün gerçekleşmediği dönemlerde müzik eşliğinde destan ve şiir söylemenin yanında, iletmek istedikleri düşünceleri ve mesajları da destan ve şiirlerle aktarırlardı. Kamların akılla ilgili olan bu davranışları, hayallerle süsleyip zenginleştirerek oluşturdukları destanlar birer öğretici metin midir yoksa sanat metni midir? Sınıfta arkadaşlarınızla tartışınız. Sonucu birkaç cümleyle aşağıya yazınız.
3. Destanlar sanatsal metinlerdir.
4. Sizce, bir milletin destanının olması neyin ifadesidir? Düşüncelerinizi söyleyiniz.
4. O milletin başından olayların geçtiği ve bundan etkilenerek belli duygu ve düşünce ekseni etrafında birleştiğinin göstergesidir.
DEĞERLENDİRME
1. Sözlü edebiyatla İlgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
A. Sözlü edebiyat ürünleri; dil, biçim ve ruh yönünden yabancı etkilerden uzak, tamamen yerlidir.
B. Sözlü edebiyatta İslamiyet’in etkisi de görülmektedir.
C. Yazının henüz kullanılmadığı dönemin edebiyatıdır.
D. Sagu, koşuk ve destan sözlü edebiyat ürünlerindendir.
E. Sözlü edebiyatı, kim tarafından söylendiği belli olmayan ürünler oluşturmaktadır.
CEVAP:B
2. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
XXX        Destanlar, ulusların tarih sahnesine nasıl çıktıklarını anlatan kısa, yazılı ürünlerdir.
XXX        Destanlarda anlatılan olaylar ve kişiler olağanüstüdür.
XXX        Destanın oluşmasına kaynaklık edecek olağan bir olayın yaşanması yeterlidir.
Destanlar anonim ürünler değildir.
Destanlarda mekân ve zaman net olarak bellidir.
3. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
Destanda zaman ve mekân belli DEĞİLDİR.
Destanlardaki mitolojik unsurlar, HALKIN edebiyatına da yansımıştır.
4. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( Y ) Üç Şehitler Destanı, Kurtarılmış Kudüs (İtalya) doğal destanlardır.
( D ) Ağaç, bozkurt, ışık vb. Türk destanlarında kullanılan mitolojik öğelerdir.
( Y ) Destan Döneminde kamların müzik eşliğinde söyledikleri destanlar öğretici metin görevi görmektedir.
5. Aşağıdakilerin hangisinde doğal destanlar bir arada verilmiştir?
A. İlyada, Kalevala, Oğuz Kağan
B. İlyada, Kaybolmuş Cennet, Oğuz Kağan
C. Kaybolmuş Cennet, Kalevala, Şehname
D. İlyada, Kurtarılmış Kudüs, Kalevala
E. Kurtarılmış Kudüs, Şehname, Odysseia
(1988 – ÖYS)
CEVAP:A

2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Fırat Yayıncılık 2. Yazılı Edebiyat (Köktürk Yazıtları, 55,56, 57, 58, 59 60 ) Uygur Metinleri)

HAZIRLIK  56 sayfa
 1.  Dörder kişilik iki grup oluşturunuz. Grup sözcülerini belirleyiniz. I. grup: Tarih kitaplarından Köktürkler ve yaşadıkları coğrafi bölge hakkındaki bilgilerinizi tazeleyiniz. II. grup: Uygurlar ve yaşadıkları bölgeler hakkında bilgi edininiz. Edindiğiniz bilgileri bir sunumla arkadaşlarınıza aktarmak üzere hazırlayınız. Sunum sırasında Köktürklerin ve Uygurların yaşadığı bölgenin sınırlarını göstermek üzere haritadan ve slayt gösterilerinden de yararlanabilirsiniz.
1. I. Göktürk Kağanlığı(Doğu-Batı Kağanlıkları) Gök Türk Devleti, VI. yüzyılın ortasında, Asya’nın doğusunda Çin devletinin, batısında Sasani-İran devletinin sınırladığı İç-Asya bozkırlarında ,doğuda Avarlar, batıda Eftalit/Ak Hunlar ile yapılan mücadeleler sonucunda ortaya çıktı. II. Göktürk devleti681 yılında Aşena ailesinden Kutluk, Çin’in kuzeyinde kuruldu.
Uygurlar ise Baykal Gölünün güneyindeki Orhun, Selenga ve Tala nehirlerinin bulunduğu bölge kurulmuştur.

2.  Köktürk Yazıtları ve bunların bulundukları bölge hakkında bilgi edininiz. Yazıtların bulundukları bölgeyi harita üzerinde göstermek üzere hazırlık yapınız.
2. Moğolistan’ın kuzeyinde, Baykal gölünün güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü Yakınlarındadır. Bu yazıtlardan Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Koçho Tsaydam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Tonyukuk yazıtları ise, Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360 km uzakta, Tola Irmağı’nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto (Bayn Çokto) bölgesindedir.
3. a. Türklerin kullandıkları alfabeleri ve bunlardan Köktürk alfabesinin özelliklerini araştırınız.
a. Göktürk Alfabesi: 38 harften oluşur. Bunların 4’ü sesli,  8’i bileşik,  26’sı sessizdir. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya doğru yazılır.
Uygur Alfabesi: MS. IX. yy’dan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Sağdan sola doğru yazılır. 11’i sessiz,  3’ü sesli olmak üzere 14 harften oluşur.
Arap Alfabesi: Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra kullanılmıştır. 33 harften oluşur. Sağdan sola doğru yazılır.
Latin Alfabesi: 1 Kasım 1928 tarihinden itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Soldan sağa doğru yazılır. 29 harften oluşur. 8’i sesli,  21’i sessizdir.
b. Runik alfabe hakkında bilgi edininiz.
b. Runik yazı İlk Çağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir.
4.  “Söylev” hakkında bilgi edininiz.
Bir fikri, bir dâvayı dinleyicilere benimsetmek, onları bu fikre, dâvaya inandırmak için söz söyleme işi ya da sanatı. Bu işi yapan kişiye hatip, söylenene de, yerine göre nutuk, söylev, hitabe denir.
Hitabet, nesir türlerindendir. Ancak işlenen konunun, konuşmanın yapıldığı anda ilgi uyandırması, anlaşılması gerektiğinden, nesrin genel kurallarına bağlı olmakla beraber, bazı özel kuralları da vardır. Söz söyleyen kişinin, söz söyleyeceği toplumu göz önünde bulundurması, anlatımını bu toplumun isteyeceğine göre ayarlanması gerektir. Bu bakımdan hatibin, kelimeleri dinleyicilerinin kültürel durumuna göre seçmesi, hitap ettiği toplumun anlayabileceği kelimeleri, sözleri, deyimleri kullanması gerektir.
Hitabeye, konuşmanın yapılacağı topluma göre değişen hitaplarla başlanır : Yurttaşlar, Sayın dinleyiciler. Vatandaşlar, Arkadaşlar…gibi. Bu çeşit hitaptan sonra ilkin fikir, dâva ileri sürülür. Bu fikir ya da dâva üzerine, dinleyicilerin varması istenen fikrin ve düşüncenin sonucu söylenir. Hatip bunları yaparken, dinleyicilerin zekâsına, hayaline, duygusuna başvurur. Anlatımında çeşitlilik göstermek, dinleyenleri heyecana sürüklemek, onları varmak istediği sonuca ulaştırmak için gereklidir.
Sözle, bir fikri, bir dâvayı dinleyenlere aşılamak işi çok eskidir. İnsanlar, yazıyı bulmadan çok önceleri, sözle bir fikri söylemeyi, inandırmayı uygulamışlardır. Bu bakımdan, yazılı sanat türlerinden önce, sözle bir fikri söyleme türü olan hitabet türü meydana gelmiştir. İlkçağda, toplumlara karşı bu çeşit söz söyleyerek fikir ve düşünce yayma fikri, özellikle Yunan ve Romalılarda yetişen Demosten, Cicero gibi hatipler, söz söyleme sanatının ünlü kişileridir.
Hitabet, sözün konusuna ve söylenme yerine göre başlıca şu çeşitlere ayrılır:
Siyasî hitabet, siyaset konusunda söylenen nutuklardır. Bu çeşit nutuklar, çoklukla millet meclislerinde, siyasî parti toplantılarında, mitinglerde, diplomatik toplantılarda söylenir. İç ya da dış politikayı ilgilendiren konuşmalardır.
Askerî hitabet, komutanların askerlerini cesaretlendirmek için söyledikleri ya da çeşitli askerî konularda söylenen nutuklardır.Dinî hitabet, tapınaklarda din konusunda söylenen nutuklardır.
Hukukî hitabet, mahkemelerde, hukuk konusunda söylenen (savcıların iddianameleri ile avukatların ya da sanıkların savunmaları) nutuklardır.
Akademik hitabet, bilim toplantılarında akademilerde söylenen nutuklardır. Bir bilim adamının bir akademiye kabul edilirken söylediği nutuk, üniversitelerin ya da bilim kongrelerinin açılışında söylenen nutuklar akademik nutuklardır.
 5. Onuncu Yıl Nutku’nun bir bölümünü Atatürk’ün sesinden, CD veya kasetçalardan dinlemek üzere hazırlık yapınız.
5.
6. Sizce yazının icadı insanlara ne gibi kolaylıklar sağlamıştır? Açıklayınız.
6. Kültür aktarımı olarak en önemli göre vi yerine getirmiştir. İnsanların tarihini öğrenmede yardımcı olmuştur. Kalıcılık getirmiştir.
7. Gelecek nesillere aktarılmak üzere bir mesajınız olsaydı bunu yazı dışında neyle yapardınız? Düşüncelerinizi belirtiniz.
7. Resimle bir şeyler yapılabilirdi ama bunun da garantisi olmamakla birlikte özellikle mimari yönünden bir şeyler bırakılabilir.
İNCELEME
1. metin
KÜL TİGİN ABİDESİ
1. a. Grup sözcüleriniz aracılığıyla Köktürkler ve onların yaşadıkları coğrafi bölge hakkında edin­diğiniz bilgileri bir sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.
1.a. Yukarıdaki birinci soruda cevaplanmıştır.
b. Okuduğunuz metinden; Köktürklerin yaşayışına, inancına, siyasi ve sosyal hayatına yönelik sözcükleri belirleyiniz. Bu sözcüklerden yararlanarak eski Türklerin sözlü edebiyatında olduğu gibi yazı­lı ürünlerine de dönemin özelliklerinin nasıl yansıdığını açıklayınız.
b. Siyasi: Kağanlıkla yönetiliyor ve Bilge Kağan tarafından yönetilmiş.
İnanç: Tek Tanrı inancı olan Tek Tanrı inancı var.
Sosyal Hayat: Yardımlaşmayı sevmeyen açlık nedir, tokluk nedir bilmeyen bir toplum. Çinlilerin sözüne çabuk kanan ve çok çabuk tuzağa düşen bir millet.
Yaşayış: Göçebe olarak yaşayan ve genellikle Çinlilere yakın olan bir millet ve zaman içerisinde onların egemenliğine girmişler.
2. a. Köktürk alfabesi ve Türklerin kullandıkları diğer alfabeler hakkında edindiğiniz bilgileri arka­daşlarınıza aktarınız.
a. Göktürk Alfabesi: 38 harften oluşur. Bunların 4’ü sesli,  8’i bileşik,  26’sı sessizdir. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya doğru yazılır.
Uygur Alfabesi: MS. IX. yy’dan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Sağdan sola doğru yazılır. 11’i sessiz,  3’ü sesli olmak üzere 14 harften oluşur.
Arap Alfabesi: Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra kullanılmıştır. 33 harften oluşur. Sağdan sola doğru yazılır.
Latin Alfabesi: 1 Kasım 1928 tarihinden itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Soldan sağa doğru yazılır. 29 harften oluşur. 8’i sesli,  21’i sessizdir.
b. Runik alfabe hakkında bilgi edininiz.
b. Runik yazı İlk Çağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir.
b. Runik alfabe hakkındaki bilgilerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
b. Runik yazı İlk Çağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir.
c.  Köktürk Yazıtlarının bulunduğu bölgeyi haritada gösteriniz.
c. 2. Moğolistan’ın kuzeyinde, Baykal gölünün güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü Yakınlarındadır. Bu yazıtlardan Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Koçho Tsaydam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Tonyukuk yazıtları ise, Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360 km uzakta, Tola Irmağı’nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto (Bayn Çokto) bölgesindedir.
ç. Köktürkler, ölen kişilerin ardından onların yaptıklarını, başarılarını, kişiliklerini öven bu abide­leri niçin taşlara yazdırmış olabilirler? Bunun, Köktürk alfabesiyle ilgisini tartışınız. Sonucu, taşların bulunduğu yerle ilişkilendirerek kısaca belirtiniz.
ç.  Ölen kimselerin ardından onların yaptıklarını anlatmak bir sonraki kuşağa örnek alınması için bir fayda sağlar. Özellikle onlardan övgü dolu sözlerle bahseder onların yaptıkları yapmaları tavsiye edilir. Örnek olarak sunulur.
Köktürk alfabesiyle ilgisi ise ilk defa bu tarz bir çalışma yani devlet büyükleri kendilerinden sonraki nesle nasihat amaçlı bir şey bırakmak istediği düşüncelerini yazıya aktarmak zorunda hissetmişler. Bu onların kendilerine ait bir yazıları olmalarına vesile olmuştur. Taşların bulunduğu yerler ise genellikle karasal iklimin egemen olduğu çöldür.
3. Kül Tigin, yazıtta Türk milletine, öncelikle millet olarak bir arada yaşayabilmek için birlikte mücadele etmek gerektiğini ve dünyaya hâkim olma arzusunu nasıl dile getiriyor? Bu düşünceleri, Köktürklerle ilgili edindiğiniz bilgilerle ve kitabelerin yazıldığı dönemle ilişkilendirerek açıklayınız.
3. Türklerin bir arada özellikle Ötüken ormanında yaşaması gerektiğini söylemiştir. Birlikte yaşadıkları devirde doğu-batı-kuzey-güney yönlerine giderek cihan hakimiyeti duygusunu ortaya koymuştur. Bu dönemde Göktürkler en güçlü dönemlerini yaşamışlardır  ama çok zorluklarla bu döneme gelmişlerdir. Bu durumda da yöneticiler kendi halkına seslenerek neler yapmaları gerektiğini anlatıyor.
4. Yazılı edebiyat, eski Türklerde yazının kullanılmaya başlanmasından sonra oluşan edebiyat ürünleridir. Türklerin tarihte ne zaman yazı kullanmaya başladıkları kesin olarak bilinmemekle birlikte Hun İmparatoru Mete’nin MÖ II. yüzyılda Çin Devleti’ne gönderdiği iki mektubun hangi yazıyla yazıldığı belli değildir.
Türklerin İslamiyetten önce kullandıkları alfabe çeşitleri, Köktürk alfabesi ve Uygur alfabesidir. Moğo­listan’daki Orhun ve Yenisey ırmakları çevresinde bulunan dikili taşlar Köktürk alfabesiyle yazılmıştır. Dolayısıyla bu taşlar, Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleridir.
Yenisey çevresindeki irili ufaklı taşlar, bilinmeyen kişilere ait mezar taşlarından ibarettir.
Okuduğunuz bu tarihî bilgi ve abidelerden alınan bölümden hareketle, Orhun Bölgesi’ndeki Köktürk Yazıtları (Orhun Abidelerinin, yazılı edebiyatımızdaki önemini birkaç cümleyle aşağıya yazınız.
4.
Moğolistan’ın kuzeyinde, Baykal gölünün güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü yakınlarındadır.
Göktürkler tarafından 8. yy’da Göktürk alfabesiyle yazılmıştır.
Türk edebiyatının ilk yazılı örneği olarak kabul edilir.
Türk töresinden,  geleneğinden ve devlet siyasetinden bahseder.
Tarih,  coğrafya ve edebiyata kaynaklık etmiştir.
Türk edebiyatının ilk nutuk (söylev) örneğidir.
Türk adı ilk kez geçer.
Bir kısmı Çince yazılmıştır.
Çinlilerle ilgili mücadeleler anlatılır. Halkla birlik mesajı verilmiş; halk Çinlilere karşı uyarılmıştır.
İlk bulan ve bilim çevrelerine tanıtan İsveçli Subay Strahlenberg’dir.
Bu yazıtlar üç tanedir:
Bilge Tonyukuk Anıtı (720-725): Bu anıtı,  Tonyukuk kendi adına yazdırıp gitmiştir. Bu anıtta Göktürklerle Çinliler arasında yapılan savaşlar,  Tonyukuk’un ağzından sade bir anlatımla,  hatıralar şeklinde anlatılmıştır. Tonyukuk ilk Türk yazar olarak kabul edilir.
Kültigin Anıtı (732): Göktürk Hakanı Bilge Kağan’ın,  ölen kardeşi Kültigin adına diktirdiği yazıttır. Yazıtta sanatlı bir söyleşi vardır. Yolluğ Tiğin tarafından yazılmıştır.
Bilge Kağan Anıtı (735): Bilge Kağan’ın ölümünden sonra oğlu tarafından diktirilmiştir. Bu abide de Bilge Kağan konuşmaktadır. Yazıtta sanatlı bir söyleşi vardır. Yolluğ Tiğin tarafından yazılmıştır.
5. Köktürklerin Çinlilerle olan mücadelesinin, Köktürklerin hâkimiyet düşüncesinin kitabelerdeki anlatımıyla tarih kitaplarındaki anlatımını karşılaştırınız. Karşılaştırma sonucunda, bu tarihî ve siyasi olayların edebî bir dille anlatıldığı yazıtların, Türk medeniyet tarihi açısından önemini kısaca aşağıya yazınız.
5. Köktürkler Çinliler mücadele içerisinde yaşamışlardır ve bunun altındaki temel neden de Türklerin cihangirlik duygusunun hakim olmasıdır. Elbette ki bu olayların tarih kitaplarındaki anlatımıyla kitabelerdeki anlatımı aynı olmaz. Ama yazıtlar bize göstermiştir ki bizim geçmişle olan bağımızı koparmamıştır. Yazıldığı dönemden sonraki nesle seslenerek nasihatte bulunmuştur.
6. Köktürk Yazıtlarının temel düşüncesini söyleyiniz. Bu konudaki düşüncelerinizi belirtiniz.
6. Temel düşünce halkına karşı kendini sorumlu hissedip hesap verme, sonraki kuşaklara aydınlatma, bilgi verme, sonraki kuşakları tehlikelere karşı koruma ve nasıl davranmaları gerektiğini belirtmedir.
 7. a. “Kül Tigin Abidesi”nin aşağıda orijinal dille verilen bölümünü ve günümüz Türkçesiyle verilmiş hâlini okuyunuz. Yollug Tigin tarafından yazılan abidenin kimin ağzından kime hitaben söylendiğini belirleyiniz.
Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kağan bu ödke olurtum. Sabimin tüketi eşidgil Ulayu ini yigünüm oğlanım biriki oguşum budunum biriye şadpıt begleryırıya tarkat buyruk begler Otuz Tatar… Tokuz Oğuz begleri budunı bu sabimin edgüti eşid katıgdı tıngla:
(Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri, Otuz Tatar… Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle.)
a. Yazıtlar Kül Tiğin’in ağzından anlatılır.
b. Paragraftaki cümlelerden iki tanesini tahtaya yazınız. Cümlenin yapısını günümüz Türkçe cümle yapısıyla kip özellikleri yönünden karşılaştırınız. Ses değişimlerini belirleyiniz. Abidelerden alınan cümlelerde benzetmelere yer verilip verilmediğini tespit ediniz.
b. bolmış > olmuş    Değişim= Sözcük başındaki b sesinin düşmesi  gerçekleşmiştir.
   olurtum>oturdum Değişim= l>t değişimi söz konusudur.
Abidelerin edebi yönü hemen kendini gösterir. Bu da Göktürklerin içinde bulunduğu dönemde önce de edebiyatlarının güçlü olduğunu gösterir. Özellikle metinde Çinliler hakkında düşünceleri sanatsal bir dille yazılmıştır.
“Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırılmış. Yaklaştırıp konduktan sonra kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay Ormanı’na, Tögültün Ovası’na konayım dersen, Türk milleti, öleceksin!”
8. a. Grup sözcünüz aracılığıyla Uygurlar ve Uygurların yaşadığı bölgeler hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Yukarıdaki birinci soruda cevaplanmıştır.
b. Uygurlara ait aşağıdaki metni okuyunuz.
Günümüz Türkçesiyle
Tengri yaruk küçlüg bilgeke yalvarar biz               “Tanrı, nurlu (ve) güçlü bilgeye yalvarırız,
Ötünür biz kün ay tengrike                                         Yakarırız Güneş (ve) Ay tanrılarına;
Yaşın tengri nom kutı                                                 Şimşek Tanrı’sı, din kutu,
Mar mani firiştilarka                                                    Mar Mâniye (ve) meleklere.
Kut kolur [biz] tengrim                                                 Kut dileriz, ey Tanrı’m!
Et’özümüzni küzeding                                                 Vücudumuzu gözetin,
Özütümüzni boşung                                                    Ruhumuzu halas edin!
Kıv kolur biz yaruk tengrilerke                                   Kut dileriz nurlu tanrılardan!
Adasızın turalım                                                              Tehlikeden (ırak) duralım,
Ögrinçligin erelim                                                            Sevinç içinde olalım!”
Okuduğunuz metinde koyu yazılmış sözcükleri ve şiirin temasını dikkate alarak Uygurlar dönemine ait yazılı metinlerin özelliklerini tartışınız. Tartışma sonucuna göre yazılı edebiyat dönemine ait eserleri gruplandırarak aşağıdaki şemada noktalı yere yazınız.
b. Yukarıdaki kelimeler Maniheist Uygurlara ait olan metinlerdir. Dini içeriğe sahiptir. Göktürklerde gibi tek tanrı inancından bahsetmez onun yerine Maniheist düşüncenin izleri vardır.
İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı
Sözlü Edebiyat                 Yazılı Edebiyat
Destan, koşuk, sağu,   sav           Göktürk KitabeleriYenisey Yazıtları
9. Maniheist Uygurlara ait tercüme eserlerden biri olan yukarıdaki şiir ve Köktürk Yazıtlarından okuduğunuz metinden hareketle “yazılı edebiyat dönemiyle” ilgili çıkarımlarınızı aşağıya sıralayınız.
9. Türkler yerleşik hayata geçmişler ve artık kendilerine uygun dinleri tercih etmişlerdir.
Kendilerine ait bir alfabeleri olmuş ve bunu kullanmışlardır.
YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. a. Söylev hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. Bir fikri, bir dâvayı dinleyicilere benimsetmek, onları bu fikre, dâvaya inandırmak için söz söyleme işi ya da sanatı. Bu işi yapan kişiye hatip, söylenene de, yerine göre nutuk, söylev, hitabe denir.
Hitabet, nesir türlerindendir. Ancak işlenen konunun, konuşmanın yapıldığı anda ilgi uyandırması, anlaşılması gerektiğinden, nesrin genel kurallarına bağlı olmakla beraber, bazı özel kuralları da vardır. Söz söyleyen kişinin, söz söyleyeceği toplumu göz önünde bulundurması, anlatımını bu toplumun isteyeceğine göre ayarlanması gerektir. Bu bakımdan hatibin, kelimeleri dinleyicilerinin kültürel durumuna göre seçmesi, hitap ettiği toplumun anlayabileceği kelimeleri, sözleri, deyimleri kullanması gerektir.
Hitabeye, konuşmanın yapılacağı topluma göre değişen hitaplarla başlanır : Yurttaşlar, Sayın dinleyiciler. Vatandaşlar, Arkadaşlar…gibi. Bu çeşit hitaptan sonra ilkin fikir, dâva ileri sürülür. Bu fikir ya da dâva üzerine, dinleyicilerin varması istenen fikrin ve düşüncenin sonucu söylenir. Hatip bunları yaparken, dinleyicilerin zekâsına, hayaline, duygusuna başvurur. Anlatımında çeşitlilik göstermek, dinleyenleri heyecana sürüklemek, onları varmak istediği sonuca ulaştırmak için gereklidir.
Sözle, bir fikri, bir dâvayı dinleyenlere aşılamak işi çok eskidir. İnsanlar, yazıyı bulmadan çok önceleri, sözle bir fikri söylemeyi, inandırmayı uygulamışlardır. Bu bakımdan, yazılı sanat türlerinden önce, sözle bir fikri söyleme türü olan hitabet türü meydana gelmiştir. İlkçağda, toplumlara karşı bu çeşit söz söyleyerek fikir ve düşünce yayma fikri, özellikle Yunan ve Romalılarda yetişen Demosten, Cicero gibi hatipler, söz söyleme sanatının ünlü kişileridir.
Hitabet, sözün konusuna ve söylenme yerine göre başlıca şu çeşitlere ayrılır:
Siyasî hitabet, siyaset konusunda söylenen nutuklardır. Bu çeşit nutuklar, çoklukla millet meclislerinde, siyasî parti toplantılarında, mitinglerde, diplomatik toplantılarda söylenir. İç ya da dış politikayı ilgilendiren konuşmalardır.
Askerî hitabet, komutanların askerlerini cesaretlendirmek için söyledikleri ya da çeşitli askerî konularda söylenen nutuklardır.Dinî hitabet, tapınaklarda din konusunda söylenen nutuklardır.
Hukukî hitabet, mahkemelerde, hukuk konusunda söylenen (savcıların iddianameleri ile avukatların ya da sanıkların savunmaları) nutuklardır.
Akademik hitabet, bilim toplantılarında akademilerde söylenen nutuklardır. Bir bilim adamının bir akademiye kabul edilirken söylediği nutuk, üniversitelerin ya da bilim kongrelerinin açılışında söylenen nutuklar akademik nutuklardır.
b. Onuncu Yıl Nutku’ndan bir bölümü Atatürk’ün sesinden dinleyiniz. Sınıfta, aranızdan belirleyeceğiniz iki arkadaşınıza Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’ndan bir bölümü ve Kül Tigin Abidesi’nden alınan bölümü hitabet üslubuyla okutunuz. Bu iki metni, aşağıdaki tabloda belirtilen ölçütler yönünden karşılaştırıp sonuçları yazınız.
Kül Tigin Abidesi              10. Yıl Nutku
Yapı       Düz yazı(yukarıdan aşağı*Göktürk   alfabesi)     Düz yazı (Sağdan sola * Latin   alfabesi)
Tema    Birlik olmak        Birlik olmak
Dil ve Anlatım    Sanatlı  ve edebi bir anlatımı var. Kül Tiğin’ın   ağzından anlatılır.               Sanatlı ve edebi dili var. Kendi   ağzından anlatır.
Hitap Edilen Zümre         Halka hitap eder.             Halka hitap eder.
Tarihî ve Kültürel Önemi              Zorluklar nasıl baş edildiğini   anlatarak bir sonraki kuşağa anlatır ve medeniyetimizde yerini alır.        Zorluklar nasıl baş edildiğini   anlatarak bir sonraki kuşağa anlatır ve medeniyetimizde yerini alır.
Yazılış Amaçları Nasihatte bulunmak      Nasihatte bulunmak
2.  Kül Tigin’in Türk milletine, yaptıkları hatalar yüzünden yaşadıkları kötü tecrübeleri gerçek­çi bir şekilde dile getirmesini nasıl yorumluyorsunuz? Siz, Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı olsay­dınız günümüz şartlarında Türk milletine neler söylemek isterdiniz? Düşüncelerinizi söylev üslubuy­la bir paragraf şeklinde yazıp sınıfta okuyunuz.
2.
3. Siz, Kül Tigin’in yerinde olsaydınız bu kitabeye başka neleri eklemek isterdiniz?
3.
DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
•   İslamiyet öncesi dönem SÖZLÜ edebiyat ve  YAZILI  edebiyat olmak üzere ikiye ayrılır.
•   Yazılı edebiyat ürünleri de sözlü dönem ürünleri gibi dil  VE ANLATIM, duyuş ve zevk bakımından eski Türklerin özelliklerini yansıtan eserlerdir. Bu bakımdan yazılı edebiyatımızın en önemli kaynakları ORHUN ABİDELERİ VE YENİSEY YAZITLARIDIR.
•   Yazılı dönem ürünleri GÖKTÜRK ve UYGURLARA ait metinlerdir.
2. Aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
A. Kül Tigin Abidesi, Köktürk alfabesiyle yazılmıştır.
B. Uygur dönemine ait metinler, günlük konularda yazılmış metinlerdir.
C Köktürk Yazıtlarında kısa yapıda cümleler kullanılmıştır.
D. Köktürk Yazıtları; Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilmiştir.
E. Köktürk alfabesindeki harfler, taş üzerine yazı yazmak için uygun yapıdadır.
CEVAP:B
3. Aşağıdaki bilgilerden hangisi doğrudur?
A. Uygur dönemine ait yazılı metinler dinî konularda yazılmış tercüme metinler değildir.
B. Köktürk Yazıtları, edebiyat tarihi araştırmalarına ışık tutmayan eserlerdir.
C Köktürk Yazıtları, Orhun Irmağı kenarında bulunmaktadır.
D. Köktürk Yazıtları, yazıldığı dönemde insanların yaşama mücadelesini yansıtmaktadır.
E. Bilinen en eski Türk yazarı Bilge Tonyukuk’tur.
CEVAP:D
4.  Hitabet türünün örneği olan Köktürk Yazıtlarının Türk edebiyat tarihi açısından önemini belirtiniz.

10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık 2.Ünite Sonu Değerlendirme Soruları (Sayfa:59,60)
II. ÜNİTE ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Aşağıdaki destanlardan hangisi birlikte verildiği ulusa ait değildir?
A. Manas – İran
B. Ramayana – Hint
C. Nibelungen – Alman
D. Kalevala – Fin
E. Ergenekon – Türk
(1997 – ÖYS)
CEVAP:A
2. Sözlü edebiyatın özelliklerinin verildiği aşağıdaki bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
                Bu dönemde Türkler   Şamanizm, Manihaizm, Budizm gibi dinlerin etkisindedir.
XXX        Bu dönem edebiyatı   biçim, dil ve içerik yönünden ulusaldır.
XXX        Bu dönem edebiyat   ürünleri halkın ortak malıdır yani söyleyeni belli değildir.
                Bu dönem edebiyatı   yazının bulunmasıyla sona ermiştir.
XXX        Bu dönem ürünleri,   müzik eşliğinde söylenir.
3. Sözlü edebiyat nazmı hakkında verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
A. Nazım birimi beyittir.
B. Serbest ölçü kullanılmıştır.
C. Daha çok tam uyak ve redif kullanılmıştır.
D. Şiirler, sözlü olarak söylenmiştir.
E. Kullanılan dil, yabancı sözcüklerle örülüdür.
CEVAP:D
4.       Alp Er Tunga öldü mü
          Issız acun kaldı mu
          Ödlek öçin aldı mu
          Emdi yürek yırtılır.
Aşağıdaki yargılardan hangisi, yukarıdaki dörtlüğe ait değildir?
A. 7li hece ölçüsüyle yazılmıştır.
B. İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatına ait “sagu”dur.
C. Uyak düzeni aaab’dir.
D. Şölen adı verilen yas törenlerinde söylenir.
E. Kopuz eşliğinde söylenir.
CEVAP:D
5. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
SAĞULARA halk edebiyatında ağıt adını alır.
DESTAN, toplumu derinden etkileyen savaş, göç ve doğal afetler vb.nin anlatıl­dığı uzun, manzum öykülerdir.
6. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(  D )   Oğuz Kağan Destanı, Şu Destanı, İlyada ve Odysseia Destanı doğal destanlardır.
(  D )   “Üç Şehitler Destanı” (Fazıl Hüsnü Dağlarca) yapma destandır.
( D )   Koşuklar, sığır (av törenleri) ve şölen (kurban törenleri) adı verilen törenlerde söylenir.
( Y )   Samanların görevi, sadece kopuz eşliğinde şiir söylemektir.
7. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğal destanlara ait değildir?
A. Ulusların tarih sahnesine nasıl çıktıklarını anlatan uzun ürünlerdir.
B. Çoğunlukla manzum edebî ürünlerdir.
C. Destanlardaki olaylar ve kişiler olağanüstüdür.
D. İnsanların olağanüstü olaylara inandıkları çağda oluşmuş ürünlerdir.
E. Söyleyeni belli olan ürünlerdir.
CEVAP:E
8. Aşağıda verilen kelimelerden birbiriyle ilgili olanları eşleştiriniz.
a. Göktanrı                                        (  c  )   Mitolojik öğeler
b. Sagu                                                (  ç  )   Koşma
c. Destan                                            (  a  )   Köktürkler
ç. Koşuk                                              (  b  )   Ağıt
9. Aşağıda verilen destanlardan bir grup oluşturulursa hangisi dışarıda kalır?
A. Alp Er Tonga Destanı
B. Oğuz Kağan Destanı
C Göç Destanı
D. Manas Destanı
E. Şu Destanı
CEVAP:D
10. Aşağıdakilerden hangisi Türklerin kullandıkları alfabelerden değildir?
A. Arap alfabesi
B. Uygur alfabesi
C.Göktürk alfabesi
D. Mani alfabesi
E. Latin alfabesi
CEVAP:D

10.Sınıf Türk Edebiyatı Fırat Yayıncılık 3.Ünite:XI. ve XII.Yüzyıl İslamiyet ve Türk Kültürü (Sayfa:63-66), ATABET’ÜL HAKAYIK,

1. XI – XII. Yüzyıllarda İslamiyet ve Türk Kültürü
HAZIRLIK
 1.Türk kültürü ve medeniyeti konusunda yazılmış eserlerden “İslam uygarlığının, İslamiyet sonrası Türk kültürüne etkileri” hakkında bilgi edininiz.
1.Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra sosyal, siyasi, edebi… olarak her alanda İslam uygarlığının etkisi görülmeye başlandı. Eskiden cihangir duygusu ile Alp tipi varken yerini Alperen tipine bırakmıştır. Amaç bu sefer bütün dünyayı ele geçirip yönetmek değil, bütün dünyaya İslam’ı anlatmak ve yaşatmak olmuştur. Yerleşik hayata geçmeler daha hızlı oldu.  En fazla etki de edebiyat alanında oldu. Artık edebiyatımızda İslami literatür girmeye başladı. Allah, peygamber, namaz, oruç gibi kelimeler şiirde kullanılmaya başladı. Yaşamlarında değişiklik çok olmuştur, alfabeleri değişmiş, edebiyatlarında Arap ve Farsça kelimeler ortaya çıkmış, kullanılan manzumlar değişmiştir.
 2.  Üç gruba ayrılınız. Grup sözcülerinizi belirleyiniz. Grup olarak İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatındaki değişimlerden biri hakkında bilgi edininiz.
2. Türkler İslâmiyet’i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:
 a-Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre Türkler, İslâmiyet’teki gibi tek bir Allah’a inanıyor ve O’na Tanrı (Tengri) diyorlardı. İslâmiyet’te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah’ın sıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu.

 b-Ahiret ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.
 c-İslâmiyet’te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu.
 d-İslâmiyet’teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır.
 e-İslâmiyet’in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.
 Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halk arasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmen İslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini, millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.
3. “Atebetü’l Hakayık” ve yazarı hakkında bilgi edininiz.
3. ATABET’ÜL HAKAYIK
12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
Didaktik bir eserdir.
Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
Eserin dili biraz ağıdır.Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
4. Arapça ve Farsçanın ünlü ve ünsüzler açısından Türkçeden farklı yönlerini öğreniniz.
4. Arapça ünlüler açısından benzese de ünsüzler açısında Farsçada aynı zamanda p,ç,j gibi ünsüzler bulunmaktadır. Ama Arapçadaki uzun ünlüler Farsçada da bulunmaktadır.
 5.  Başka birinin hoşunuza giden bir yönünü örnek aldığınız oldu mu? Nedenleriyle açıklayınız.
5. Cevabı size kalmış..
6.  Uygarlıklar arası etkileşimin toplum hayatında ne tür değişimlere yol açacağı konusunda düşüncelerinizi açıklayınız.
6. Uygarlıkların birbiriyle etkileşim içinde olması kaçınılmazdır ve buna kimse de karşı gelemez ama toplumlar birbirlerinin etnik, dini, kültürel yapısını değiştirecek, asimile edecek kadar etkileşime girme toplumların zaman içerisinde yok olmasına kadar gidebilmektedir. Özellikler birçok toplumuna tarih sahnesinde yok oluşunun başlangıcı kendi dillerini unutmaları ya da kullanmamalarıyla başlamaktadır. Dilini unutan toplum her şeyinin unutur.
İNCELEME
1. metin
Andın song oğuz kağan
Ogullanga yurtın eliştürüp birdi. / Takı tedi kim:
Ay oğullar, köp men aşdum,
Uruşgular köp men kördüm
Çıda bile ok köp atdum,
Aygır birle köp yürüdüm;
Düşmanlarnı ıglagurdum, dostlarumnı men
Kültürdüm, kök tengrige men ötedim;
Senlerge bire men yurdum, tep tedi.
Günümüz Türkçesiyle
Sonra Oğuz Kağan oğullarına yurdunu üleştirip verdi ve:
“Ey oğullarım, ben çok aştım; çok vuruşmalar gördüm; çok kargı ve çok ok attım; atla çok yürüdüm; düşmanları ağlattım; dostlarımı güldürdüm. Ben Gök Tanrı’ya (borcumu) ödedim. Şimdi yurdumu size veriyorum.” dedi.
2. metin
Günümüz Türkçesiyle
Kün tengri yarukın teg köküzlügüm bilgem                         Gün Tanrı ışığı gibi göğüslüm bilgem,
Kün tengri yarukın teg köküzlügüm bilgem                         Gün Tanrı ışığı gibi göğüslüm bilgem;
Körtle tözün tengrim külügüm küzünçüm                           Güzel (ve) asil Tanrım, ünlüm, koruyanım!
Körtle tözün tengrim burkanım bulunçsuzum                   Güzel (ve) asil Tanrım, Buda’m, bulunmazım!
Aprın Çor Tigin
3. metin
ATEBETÜ’L HAKAYIK
Günümüz Türkçesiyle
Bismillahirrahmanirrahim                                          Bismillahirrahmanirrahim
Tanrı’nın Medhi Hakkında                                           Tanrı’nın Medhi Hakkında
İlahi öküş hamd ayur men sanga                             Tanrım, (daima) sana çok hamdederim.
Sening rahmetingdin umar men onga                   (Daima) senin rahmetinden hayır umarım.
Senâmu ayugay seza bu tilim                                    Dilim senayı, (sana) layık bir şekilde, söyleyebilir mi?
Unarça ayayın yarı bir manga                                    Olanca kudretimle söyleyeyim; bana yardım et.
Peygamberin Medhi Hakkında                                 Peygamberin Medhi Hakkında
Eşit emdi kaç söz habib fazlındın                              Şimdi Peygamberin fazlından birkaç söz dinle;
Ukuş huş yititip sözümni anga                                  Akıl ve dikkatini bileyip sözümü anlamaya çalış.
Ol ol halk talusı kişi kutlugı                                          O yaradılanların (en) seçkini ve insanların (en) kutlusudur;
Törütmişte yok bil anga tuş tenge                           Bil ki yaradılanlar arasında onun eşi ve dengi yoktur.
Resuller örüng yüz bu olyüzke köz                          Resuller beyaz bir yüzdür; o ise bu yüzün gözüdür;
Ya olar kızıl eng bu engke menge                            Yahut onlar al yanaktır; o ise bu yanağın benidir.
Edip Ahmet Yüknekî
1. Okuduğunuz birinci metinden hareketle Türklerin günlük yaşayışı, devlet yönetimi, dinî inancı hakkında bilgi veriniz.
1. Kağanlıkla yönetiliyor. Topraklar kağanın çocukları arasında paylaştırılıyor. Savaşçı bir millet oldukları ve ok ile  kargı kullanıyorlar. Göktanrı inancına sahipler.
2.  İkinci metinde eski Türklerin hangi inancının izleri olduğunu açıklayınız.
2. Uygur Türklerine ait bir metin olup Budizm etkisin görülmektedir.
3. a. “Atebetü’l Hakayık” ve yazarı hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. ATABET’ÜL HAKAYIK
12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
Didaktik bir eserdir.
Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
Eserin dili biraz ağırdır. Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.
 b. XII. yüzyıla ait “Atebetü’l Hakayık”tan alınan bölümden hareketle yazarın İslam inancını esere nasıl yansıttığını açıklayınız.
b. Öncelikle esere “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek başlaması İslam inancının etkisidir. Eserde Allah’tan, onun rahmetinden bahseder ona hamd etmesi yine İslam inancının etkisidir. Mehdi, peygamber, resul gibi kelimelerle bu düşünce daha da pekiştirilmiştir.
4. Aprın Çor Tigin ve Edip Ahmet’e ait nazım parçalarını birim ve ölçü olarak karşılaştırınız. Hangi kültürlere ait olduklarını açıklayınız.
4. Aprın Çor Tigin yazdığı metinde nazım birimi dörtlük olup hece ölçüsü kullanılmıştır. Budizmin etkisi vardır.
Edip Ahmet’e ait eserde ise nazım birimi beyit olup aruzla yazılmış ve İslam uygarlığının etkisi vardır.
5. a. Arapça ve Farsçanın ünlü ve ünsüz yönünden Türkçeden farklılıklarını belirtiniz.
a. 4. Arapça ünlüler açısından benzese de ünsüzler açısında Farsçada aynı zamanda p,ç,j gibi ünsüzler bulunmaktadır. Ama Arapçadaki uzun ünlüler Farsçada da bulunmaktadır.
 b. “Atebetü’l Hakayık”tan alınan beyitlerde “tilim -» dilim, köz -» göz” kelimelerindeki ses değişimleri ve “sena, resul” kelimelerindeki uzun ünlülerden hareketle dildeki değişimin nedenlerini açıklayınız.
b. “tilim -» dilim, köz -» göz” sözcüklerindeki değişim sadece harf değişimidir bu bir milletin kendi içerisinde diğer toplumlardan etkilenmesi söz konusu olmasa bile buna rastlamak mümkündür ama sena ve resul kavramlarının dile girmesi İslam inancının etkisiyle olur. Sena kelimesindeki a sesinin uzun a (â) şeklinde olması gerekmektedir. Oysa ki Türkçede uzun a (â) yoktur. Bu durum başka dilin etkisiyle olur.
c. Bu uzun ünlülerin aruz ölçüsüyle ilgisini açıklayınız.
c. Hece ölçüsü hecelerin sayı değeriyle ilgili iken aruz ölçüsünde önemli açık ve kapalı hecelerle uzun ünlülerin bulunması ile ilgilidir. Aruz ölçüsünde önemli olan ses değerlerinin aynı ritim içerisinde başlayıp bitmesidir. Rahat kullanılabilmesi için bol miktarda uzun ünlüye  ihtiyacı olan bu ölçü, aslında Türkçe’nin kelime yapısına uygun değildir. Bu yüzden Aruzu ilk defa kullanan Karahanlılar Türkçe’nin kelimelerini bozarak kısa heceleri uzun okuma yoluna gitmişlerdir. Zamanla bu da yeterli olmamış; şairler, Arapça ve Farsça kelimeleri sık sık kullanmaya başlamışlardır.
YORUMLAMA – GÜNCELLEME
 1. a. Türk kültürü ve medeniyeti konusunda yazılmış eserlerden “İslam uygarlığının, İslamiyet sonrası Türk kültürüne etkileri” hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra sosyal, siyasi, edebi… olarak her alanda İslam uygarlığının etkisi görülmeye başlandı. Eskiden cihangir duygusu ile Alp tipi varken yerini Alperen tipine bırakmıştır. Amaç bu sefer bütün dünyayı ele geçirip yönetmek değil, bütün dünyaya İslam’ı anlatmak ve yaşatmak olmuştur. Yerleşik hayata geçmeler daha hızlı oldu.  En fazla etki de edebiyat alanında oldu. Artık edebiyatımızda İslami literatür girmeye başladı. Allah, peygamber, namaz, oruç gibi kelimeler şiirde kullanılmaya başladı. Yaşamlarında değişiklik çok olmuştur, alfabeleri değişmiş, edebiyatlarında Arap ve Farsça kelimeler ortaya çıkmış, kullanılan manzumlar değişmiştir.
b. İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatındaki değişimlerden biri hakkında edindiğiniz bilgileri grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
b. Türkler İslâmiyet’i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:
 a-Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre Türkler, İslâmiyet’teki gibi tek bir Allah’a inanıyor ve O’na Tanrı (Tengri) diyorlardı. İslâmiyet’te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah’ın sıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu.
 b-Ahiret ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.
 c-İslâmiyet’te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu.
 d-İslâmiyet’teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır.
 e-İslâmiyet’in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.
 Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halk arasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmen İslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini, millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.
c. İslamiyet’in kabulünün ardından Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatındaki değişimle ilgili verilen kelimelerin karşılıklarını örnekteki gibi tabloya yazınız.
İslamiyet Öncesi (Destan Dönemi)          İslamiyet Sonrası
Gök Tanrı            Allah İnancı (İslam)
Kağan   Hakan
Alp         Alp Eren
dörtlük beyit
Işık motifi            mehdi
Tablodaki değişikliklere başka neleri ekleyebileceğinizi belirtiniz.
2. Kültürel etkileşim, günümüzde kendini nasıl göstermektedir? Örnekler vererek açıklayınız.
2. Günümüzde kültürel etkileşim Batılılaşma olarak devam etmektedir. Artık doğu kültürü örnek alınmaktan ziyada Batı yaşam tarzı benimsenmiştir. Bu da kültürel değişimi hızlandırmıştır.
 3. Kültürel etkileşimin olumlu ve olumsuz yönlerini anlatan bir paragraflık yazı hazırlayınız. Yazınızı arkadaşlarınıza okuyunuz.
3.
DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
Eski Türkler, İslamiyet’in kabulüyle yeni bir KÜLTÜRÜN etkisi altına girmiştir.
Türklerin Gök Tanrı inancından sonra İslamiyet’i kabulü kolay olmuştur. Çünkü her ikisinde de tek TEK TANRI İNANCI VARDIR.
2. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(  D )   Türkler, İslamiyet’in kabulüyle göçebe, bozkır hayatından yerleşik hayata geçmiştir.
(  Y )   İslamiyet’le birlikte Türk dili, Arap ve Fars dillerinden etkilenmemeye gayret göstermiştir.
(  Y )   İslami dönemde, Türklere özgü nazım birimi olan beyit, dörtlük olarak değişmiştir.
(  Y )   Eski Türklerin alfabesinde uzun ünlüler de vardı.
3.            I. Köktürkler
II. Uygurlar
III. Osmanlılar
IV. Karahanlılar
V. Selçuklular
İlkTürk-İslam devleti yukarıdakilerden hangisidir?
A. I                           B. II                         C. III                        D. IV                        E. V
CEVAP:D
4. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbiriyle ilgilidir?
I. İslamiyet
II. Hakan
III. Işık motifi
IV.Arap alfabesi
V.Budizm
A. I, III ve V                
B. III, IV ve V         
C. I, II ve IV           
D. IV, II ve I            
E. I, III ve IV
CEVAP: C
5. Aşağıdaki eserlerden hangisi İslamiyet’in etkisiyle yazılmıştır?
A. Alp Er Tunga Sagusu                                B. Atebetü’l Hakayık
C.Oğuz Kağan Destanı                                                  D.Şu Destanı
E. Ergenekon Destanı
CEVAP: B
6. Aşağıdaki kelimelerden birbiriyle ilgili olanları eşleştiriniz.
Köktürkler                         Köktürk alfabesi
Uygur Türkleri                  Budizm, Manihaizm
İslamiyet                            Karahanlı Devleti
7. Sizce, başka uygarlıkların bir milletin hayatına yansıması nasıl olmalıdır?
Bir millet diğer milletleri olduğu gibi taklit etmemeli, başka mülletlerden bir şey alırken onu kendi kültürüne uydurmalıdır. bu kurala dikkat etmeyen milletler bir süre sonra başkalaşır ve kendi değerlerinden uzaklaşırlar.

2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları -Fırat Yayıncılık – Kutadgu Bilig(Sayfa:67-74)İslami Dönemde İlk Dil ve Edebiyat Ürünleri,

2. İslami Dönemde İlk Dil ve Edebiyat Ürünleri (XI – XII. Yüzyıl)
HAZIRLIK
1. Tarih kitaplarından, XI – XII. yüzyıllarda Türklerin tarihî, siyasi ve sosyal yapısı hakkında yazılmış yazılar bulunuz. Bu metinleri özetleyiniz.
1. 8. yy.’dan itibaren Müslüman olmaya başlayan Türkler’in yaşadığı Maveraünnehr, Horasan, Kaşgar yöresi 4 yüzyıl süren bir dönem içerisinde Müslüman olmuştur. Müslüman olan Türklerin ibadet için Kuran okumaları gerekiyordu. Böylece Türkler, Müslüman diğer milletler gibi Arap yazısını kullanmaya başladılar. Müslüman olan Türklerin yavaş yavaş İslam kültürüne girmesinde Araplardan çok İranlıların etkisi olmuştur. Başka bir değişle İslam kültürü, dünya görüşü ve bunların ürünü olan ortak İslam edebiyatının iç ve dış yapısını oluşturan ögeler İranlıların aracılığıyla Türk edebiyatına girmiştir. Bu tarihlerde özellikle dinin etkisiyle sosyal ve kültürel hayat şekillenmiştir.

 2.  “Mesnevi” nazım şeklinin bölümlerini ve Türk-İslam medeniyetinin ünlü mesnevilerini araştırınız. Bir tanesinin konusunu öğreniniz.
2. Mesnevi Dibace(önsöz), Tevhîd, Münâcât, Na’t, Mi’râciye,Methiye, Sebeb-i te’lîf, Ağaz-ı Dastan (Asıl olayın anlatıldığı bölüm) hitame gibi bölümlerden oluşur.
Türk –İslam medeniyetindeki mesneviler:
Yusuf Has Hacip                              Kutadgu Bilig
Şeyyâd Hamza                                 Yusuf u Züleyhâ
Yunus Emre                                       Risâletü’n Nushiyye
Âşık Paşa                                           Garîbnâme
Ahmed-i Dâ’i                                     Çengnâme
 Süleyman Çelebi                             Mevlid
Şeyhî                                                    Husrev ü Şîrîn’i ve Harnâme’si
Bunlardan Süleyman Çelebi Mevlid’inde Peygamberimizin doğumundan ölümüne kadar geçen sürede peygamberimizin başından geçen olayları ve mucizeleri anlatır.
3.  Üç gruba ayrılınız. Grup olarak aşağıdaki konulardan birini seçerek araştırınız.
   “Kutadgu Bilig”in konusu ve eserin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri
Türk – İslam kültürüne ait yazılmış olan ilk eserimizdir. Eser mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır ve ilk siyasetname örneğidir. Eserde,  dünya ve ahirette mutlu olmanın yolları; devlet,  kişi ve toplum ilişkileri ile erdemli olmanın şartları anlatılır.Alegorik (sembolik) bir anlatım vardır. Eser dört kişinin konuşturulması şeklinde yazılmıştır.
Küntoğdı             → Hükümdar:  kanun ve adaleti;
Aytoldı                 → Vezir: saadeti (mutluluğu);
Ögdilmiş              → Vezirin oğlu: akıl ve ilmi;
Odgurmuş          → Dindar: Akıbet(son)’i temsil eder.
   “Divan-ı Hikmet” adlı eserin edebiyat ve kültür tarihimizdeki değeri
Eserin geçiş döneminde yazılması dili açısından önemlidir. İlk İslami eserlerden olması da kültürel açıdan önemlidir. Bu eserde Hoca Ahmet Yesevi İslami değerleri ifade etmiştir. İslam ahlakından bahsetmiştir. Nazım birimi dörtlük olarak yazmış ve nazım şekli de hikmettir.
   “Divanü Lügati’t-Türk” adlı eserinin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri
Edindiğiniz bilgileri bir sunum aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarmak üzere hazırlık yapınız.
Bu eserde geçiş döneminin önemli eserlerindendir. Elimizdeki sözü kültür ürünleri bu eser sayesinde günümüze kadar gelmiştir. Eser sözlü kültüre ait olan destan, koşuk,sağu ve savları bulundurmaktadır. Aynı zamanda eser Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmış önemli bir eserdir. Edebiyatımızdaki ilk sözlüktür.
4.  “Tasavvuf felsefesi” ve “fenafillah” hakkında bilgi edininiz.
4. Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötülüklerden temizlemek demektir. İnsanın kalbini, Allahü teâlânın muhabbetine bağlamak, Resûlullah’ın söz, hareket ve ahlâkına uymak, yolundan gitmektir. Kalb ile yapılması ve sakınılması gerekli şeyleri ve kalbin, ruhun, kötülüklerden temizlenmesi yollarını öğreten ilme, tasavvuf ilmi denir. Îmânın yerleşmesini, fıkıh ilmi ile bildirilen ibâdetlerin severek, kolaylıkla yapılmasını ve Allahü teâlânın sevgisine kavuşmayı sağlar. Tasavvuf ilmine, Ahlâk ilmi de denir. Âlimler tasavvufu çeşitli şekillerde ta’rîf etmişlerdir.
Fenafillah: Tasavvuftaki son aşama, Allah’ta yok olma
5. Türk Dil Kurumunun ne zaman kurulduğunu araştırınız.
5. Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932de Atatürk’ün talimatıyla kurulmuştur.
6. Atatürk’ün, Türk diliyle ilgili sözlerinden örnekler bulunuz.
6. Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. (1929)
Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. (1938)
 Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. (1929)
 Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. (1928)
7.  “Hakaniye lehçesi”nin özellikleri hakkında bilgi edininiz.
7. Türk lehçelerinden biri, Orta Asya Türk yazı dilinin başlangıcı. Orta Asya Türk yazı dili, Karahanlı (ya da Hakaniye) Türkçesi, Harizm-Altınordu Türkçesi ve Çağatayca olmak üzere üç döneme ayrılır.  İlk İslâmî edebiyat dili olan Karahanlı 11.-12. yüzyıllar arasında Kaşgar ile Doğu ve Batı Türkistan’dan gelişmiştir. Karahanlı Türkçesi aynı zamanda Karahanlı Devleti’nin resmî dili olmuştur. Doğu Türkistan ile Maveraünnehir arasındaki bölgede kurulan Karahanlı Devleti’nin içinde çeşitli Türk boyları bulunmaktaydı.  Ancak Karahanlı Devleti’ni oluşturan asıl boylar Karluklar ile Uygurlardı. Karahanlı devleti 10. yüzyılda İslâm dinini benimsedi ve çevredeki İslâm devletleriyle yakın ilişkiler kurdu. Bu ilişkiler zamanla çeşitli toplum kurumlarında, bu arada özellikle dil üzerinde birtakım etkiler yaptı.
Karahanlı Türkçesinde Arapça ve Farsça kimi dil ögeleri (sözcükler, ekler vb.) yerleşmeye ve halk dili dışında bir zümre dili oluşmaya başladı. Orta Asya’da İslâm dil ve kültürünün Abbasîler dönemindeki (9.-10. yüzyıl) akınlarla yayılması sonucu, çeşitli kültür merkezlerinde yankılar uyandırdı.
Karahanlı Türkçesinin özelliklerini gösteren yapıtlar arasında Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lugat-it-Türk”ü (Türk Lehçeleri Sözlüğü), Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”i (Saadetli Olma Bilgisi), Edip Ahmet’in “Atabet-ül Hakayık”ı (Hakikatlerin Eşiği) ve “Ashab-ül-Kehf” (Yedi Uyurlar) özellikle anılabilir. Karahanlılar dönemi kültür ve sanat yaşamında İslâm gelenek ve göreneklerinin büyük etkisi görülür.
Zaten bu dönem, Türk dünyasında İslâm kültür ve uygarlığına geçişi simgelemektedir. Bu etkiler dilde de kendini göstermektedir. Adı geçen yapıtlarda görülen “aceb, adavet, âdet, beyt, cahil, ceza, dost, dünya, ecel, edeb, emir, fazilet, gazab, hayır, kerem, resul, tekebbür, zikir” gibi Arapça ve Farsça sözcükler bunun en güzel kanıtıdır.
8. TRT’den temin edebileceğiniz “Asya’nın Kandilleri” adlı belgeselden Yusuf Has Hâcib ve Hoca Ahmet Yesevi’yi anlatan bölümleri izleyiniz.
8.
9.  Bir millet için dil birliğinin önemini tartışınız. Sonuçları sıralayınız.
9. Dil birliği bir milletin olmazsa olmazlarındandır. Aynı dili konuşmayan insanlar aynı düşünce sistemine sahip değildirler. Çünkü insan önce düşünür, sonra konuşur ve yapar. Dil bu sistem içerisinde önemli yere sahiptir. Bir dil birliği kurmayan insanları ortak duygu ve düşünce sisteminde toplamak mümkün değildir. Yapay bir millet olurlar ve belli zaman sonra dağılıp giderler. “Dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik”
10. Birden fazla konuda bilgi sahibi olmanın insana neler kazandıracağını açıklayınız. (Bu bölümdeki metinleri incelerken 9. sınıf Türk edebiyatı dersinde öğrendiğiniz metin inceleme yöntemi hakkında edindiğiniz bilgilerden yararlanınız.)
10. Daha geniş bakmayı ve değerlendirmeyi sağlar. Çok yönlü düşünce sistemine sahip demektir.
İNCELEME
1. metin
KUTADGU BİLİG
1. a. Okuduğunuz metnin olay örgüsünü ve eserde anlatılanları dikkate alarak aşağıdaki şemayı inceleyiniz.
1. Hükümdar Kün-Toğdı, Ay-Toldı’ya adalet vasfını söyler. (XVII)
2. Hükümdarın Ay-Toldı’ya suali
3. Ay-Toldı’nın hükümdara cevabı
4. Hükümdarın Ay-Toldı’ya suali
 5. Ay-Toldı’nın hükümdara cevabı
6. Hükümdar Kün-Toğdı, Ay-Toldı’ya adalet vasfının nasıl olduğunu söyler.
7. Ay-Toldı’nın hükümdara suali
8. Hükümdarın Ay-Toldı’ya  cevabı
9. Ay-Toldı’nın hükümdara suali
10. Hükümdarın Ay Toldı’ya cevabı
11. Ay-Toldı’ nın hükümda­ra suali
12. Hüküm­darın Ay-Toldı’ya cevabı
13. Ay-Toldı’ nın hükümda­ra suali
14. Hükümdarın Ay-Toldı’ya cevabı
b. Şemadaki numaralı kutucuklarda adı geçen kişilerin metindeki işlevini ve belirtilen bölüm­lerde neleri anlattıklarını birer cümleyle aşağıya yazınız.
1. (Hükümdar) Hükümdar, canı sıkıldı bir zamanda Ay-Toldı’yı huzuruna çağırır. Elinde bir bıçak, solunda acı ot ve sağında şeker bulunur.
2. (Hükümdar) Benim karşımda neden sessiz duruyorsun diye Ay-Toldı’ya sorar.
3.( Ay-Toldı) Ben sende değişik bir hal gördüm, ondan çekinirim. Çünkü bilgililer der ki: Alim insan sinirlendiği zaman onun yanında durma.
4.( Hükümdar) Hükümdar Ay-Toldı’ya neden hayret ettiğini sorar.
5.( Ay-Toldı) Ay-Toldı  Hükümdar’a: ”Elinde bıçak, solundaki acı ot ve sağındaki şekeri  görünce bunların ne anlama geldiğini merak ettim, ondan bir şey söyleyemedim.”
6.( Hükümdar) Hükümdar, Ay-Toldı’ya oturduğu tahtın doğruluğun sembolü olduğunu, elinde bıçağın işi uzatmadan bitirmek için kullandığı, şekere gelince adalet isteyenlerin işlerinin hallettiğini belirtir. Bunun neticesinde Hükümdar kendisinin adalet olduğunu vurgular.
7.( Ay-Toldı) Hükümdar’a senin gücünü bilirim ve sana nasıl hizmet edebilirim, der.
8.( Hükümdar) Ay-Toldı’ya hoşlanmadığım şeylerden uzak dur, özellikle yalan söylemekten ve zulüm etmekten uzak dur,  der.
9.( Ay-Toldı) Ay-Toldı, Hükümdar’a iyiliğin nasıl bir şey olduğunu sorar.
10. (Hükümdar) Hükümdar:” Ay-Toldı’ya iyilik faydalı olmak ve onun kimsenin başına kakmamaktır.  “ der.
11. (Ay-Toldı) Ay-Toldı, Hükümdar doğruluğu anlatmasını  ne doğruluğun ne olduğunu sorar.
12. (Hükümdar) Hükümdar:”Doğruluk, insanın düşündüğü ile yaptıklarının bir olmasıdır. İçi dışı bir olmaktır”der.
c. Aşağıda belirtilen kavramları (düşünceleri), okuduğunuz metinde kimlerin temsil ettiğini (alegori) yazınız.
Adalet -»Hükümdar    Saadet -»Ay-Toldı
Yusuf Has Hâcib’in, niçin böyle bir anlatımı seçmiş olabileceğini belirtiniz.
Yusuf Has Hacib, alegorik anlatımla daha etkileyici olabileceğini düşünmüştür. Semboller insanlarda daha etkili olur. Hem bu şekilde de sanatsal metin ortaya koymuştur.
ç. İncelemenizden yararlanarak Yusuf Has Hâcib’in eserinde kişiler, mekân ve bazı düşünceleri nasıl kümelendirdiğini açıklayınız.
ç. Yusuf Has Hâcib, kişileri kendi mekanlarına ve düşüncelerine uygun olarak vermiştir. Örneğin
Küntoğdı             → Hükümdar:  kanun ve adaleti;
Aytoldı                 → Vezir: saadeti (mutluluğu);
Ögdilmiş              → Vezirin oğlu: akıl ve ilmi;
Odgurmuş          → Dindar: Akıbet(son)’i temsil eder.
Burada hükümdardan zevk ya da eğlence kavramı vurgulamak çok doğru olmaz. Çünkü hükümdar tebaası arasında adaleti sağlamakla yükümlüdür.
 2. a. “Kutadgu Bilig”den alınan “Tanrı Azze ve Celle’nin Medhini Söyler” bölümünü tekrar okuyunuz. Bu bölümde, kültürel farklılaşmayı sezdiren kelimeleri belirleyiniz. Belirlediğiniz kelimelerden yararlanarak kültürel farklılaşmayı sağlayan değerlerin neler olduğunu açıklayınız.
a. Bu bölümde Tanrı, Rab, kadir, hamd gibi bazı kavramları kullanırlar. Bu kavramlar daha önceki yıllara Türk kültüründe olmayan kavramlardı. Bu kelimelerin edebiyatımıza ve kültürümüze girmesindeki en büyük olay İslamiyet’in Türkler tarafından kabulüdür.
 b. Mesnevi nazım şekli hakkındaki bilgilerinizi hatırlayınız. Mesnevi nazım şeklinin bölümlerini ve Türk-İslam medeniyetinin ünlü mesnevilerinin adlarını sıralayınız. Bunlardan birinin konusunu özetleyiniz.
b. Mesnevi Divan edebiyatı içinde uzun hikayelerin anlatılması için kullanılan bir türdür.
Mesnevi:
Hikâye ve romanlarda anlatılan olayların Divan edebiyatında şiir şeklinde anlatıldığı türdür. Hikâyeler,  destanlar,  dini öyküler bu türle anlatılır.
Her beyit kendi içinde kafiyelidir:  aa  bb  cc  dd 
Aruzun kısa kalıplarıyla yazılır.
Beyit birimi kullanılır. Beyit sayısı sınırsızdır.
Türk edebiyatının ilk örneği Yusuf Has Hacib’in yazdığı “Kutadgu Bilig”dir.
Beş mesnevinin oluşturduğu birliğin bütününe “Hamse”  denir
Mesnevi Dibace(önsöz), Tevhîd, Münâcât, Na’t, Mi’râciye,Methiye, Sebeb-i te’lîf, Ağaz-ı Dastan (Asıl olayın anlatıldığı bölüm) hitame gibi bölümlerden oluşur.
Türk –İslam medeniyetindeki mesneviler:
Yusuf Has Hacip                              Kutadgu Bilig
Şeyyâd Hamza                                  Yusuf u Züleyhâ
Yunus Emre                                       Risâletü’n Nushiyye
Âşık Paşa                                           Garîbnâme
Ahmed-i Dâ’i                                     Çengnâme
 Süleyman Çelebi                             Mevlid
Şeyhî                                                    Husrev ü Şîrîn’i ve Harnâme’si
Bunlardan Süleyman Çelebi Mevlid’inde Peygamberimizin doğumundan ölümüne kadar geçen sürede peygamberimizin başından geçen olayları ve mucizeleri anlatır.
c. Özetini anlattığınız mesneviyi, “Kutadgu Bilig”in okuduğunuz bölümleriyle karşılaştırınız. “Kutadgu Bilig”in hangi kültürün ve geleneğin ürünü olduğunu söyleyiniz.
c. Mesnevinin bölümleri değişmez ve her yazar tarafından bu bölümler yazılır. Bu da yine İslam kültür ve geleneğinin etkisiyle olmuştur.
ç. Yukarıdaki incelemenizden hareketle aşağıdaki yargılardan doğru olanları işaretleyiniz.
                İslam uygarlığı çevresinde bazı   efsane ve önemli olaylar, mısraları kendi aralarında uyaklı manzum metinlerle   anlatılır.                                                                                  
XXX        Kendi arasında uyaklı iki dizeli   nazım şekline “mesnevi” denir.                    
Günümüz Türkçesiyle
3. a. Kişi togdı, öldü, sözi kaldı kör!                       (Kişi doğdu, öldü, sözü kaldı, bak!
Özi kardı yalnuk, atı kaldı, kör!                                Özi gitti insanın, adı kaldı, bak!)
Bu dizeler size hangi atasözümüzü hatırlatıyor? “Kutadgu Bilig”den okuduğunuz bölümlerde benzer örnekler varsa belirtiniz.
Bu dize bize “At ölür , meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.” Sözünü hatırlatıyor.  İçi dışı bir olmak, İyilik insanın başına kakılmaz,  iyi adın dünyaya yayılsın gibi sözler vardır.
b. Eserin dilinin anlaşılır olup olmadığını belirtiniz.
b. Eserin bu şekliyle anlaşılabilir.
c. Yusuf Has Hâcib’in bu eseri lirik bir eser midir? Okuduğunuz bölümlere göre eserin dil, söyleyiş ve kültür özelliklerini aşağıya sıralayınız.
c. Eser didaktik bir eserdir. Kültür özelliği olarak Türk- İslam kültürünün izlerini taşır. Dil  bakımında anlaşılır bir dil kullanmıştır çünkü daha edebiyatımızda Arapça- Farsça kelimeler çokça girmemiştir.  Söyleyiş bakımında ise alegorik bir anlatım tercih edilmiştir.
4. a. Hakaniye lehçesinin özellikleri hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız. 
a. Türk lehçelerinden biri, Orta Asya Türk yazı dilinin başlangıcı. Orta Asya Türk yazı dili, Karahanlı (ya da Hakaniye) Türkçesi, Harizm-Altınordu Türkçesi ve Çağatayca olmak üzere üç döneme ayrılır.  İlk İslâmî edebiyat dili olan Karahanlı 11.-12. yüzyıllar arasında Kaşgar ile Doğu ve Batı Türkistan’dan gelişmiştir. Karahanlı Türkçesi aynı zamanda Karahanlı Devleti’nin resmî dili olmuştur. Doğu Türkistan ile Maveraünnehir arasındaki bölgede kurulan Karahanlı Devleti’nin içinde çeşitli Türk boyları bulunmaktaydı.  Ancak Karahanlı Devleti’ni oluşturan asıl boylar Karluklar ile Uygurlardı. Karahanlı devleti 10. yüzyılda İslâm dinini benimsedi ve çevredeki İslâm devletleriyle yakın ilişkiler kurdu. Bu ilişkiler zamanla çeşitli toplum kurumlarında, bu arada özellikle dil üzerinde birtakım etkiler yaptı.
Karahanlı Türkçesinde Arapça ve Farsça kimi dil ögeleri (sözcükler, ekler vb.) yerleşmeye ve halk dili dışında bir zümre dili oluşmaya başladı. Orta Asya’da İslâm dil ve kültürünün Abbasîler dönemindeki (9.-10. yüzyıl) akınlarla yayılması sonucu, çeşitli kültür merkezlerinde yankılar uyandırdı.
Karahanlı Türkçesinin özelliklerini gösteren yapıtlar arasında Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lugat-it-Türk”ü (Türk Lehçeleri Sözlüğü), Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”i (Saadetli Olma Bilgisi), Edip Ahmet’in “Atabet-ül Hakayık”ı (Hakikatlerin Eşiği) ve “Ashab-ül-Kehf” (Yedi Uyurlar) özellikle anılabilir. Karahanlılar dönemi kültür ve sanat yaşamında İslâm gelenek ve göreneklerinin büyük etkisi görülür.
Zaten bu dönem, Türk dünyasında İslâm kültür ve uygarlığına geçişi simgelemektedir. Bu etkiler dilde de kendini göstermektedir. Adı geçen yapıtlarda görülen “aceb, adavet, âdet, beyt, cahil, ceza, dost, dünya, ecel, edeb, emir, fazilet, gazab, hayır, kerem, resul, tekebbür, zikir” gibi Arapça ve Farsça sözcükler bunun en güzel kanıtıdır.
b. Hakaniye lehçesinin özelliklerini yansıtan koyu yazılmış kelimelerdeki ses değişimlerini belirtiniz.
Mini emgetür til idi ök telim
Başım kesmesüni keseyin tilim
Bilig kimde bolsa bedüklük akur
Bayat atı birle sözüg başladım
Törütgen igidgen keçürgen idim
b.
til > dil
bolsa> olsa
atı birle > adıyla
Törütgen> üretgen
Ses değişimleri olmuştur.
Yukarıdaki incelemenizin sonuçlarına göre aşağıdaki cümlede bulunan boş bırakılan yere uygun kelimeleri yazınız.
  Kutadgu Bilig, KARAHANLI TÜRKÇESİ İLE yazılmıştır.
5. a. Yusuf Has Hâcib; “Kutadgu Bilig”in konusu, eserin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri hakkında hazırladığınız sunumunuzu grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Türk – İslam kültürüne ait yazılmış olan ilk eserimizdir. Eser mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır ve ilk siyasetname örneğidir. Eserde,  dünya ve ahirette mutlu olmanın yolları; devlet,  kişi ve toplum ilişkileri ile erdemli olmanın şartları anlatılır.Alegorik (sembolik) bir anlatım vardır. Eser dört kişinin konuşturulması şeklinde yazılmıştır.
Küntoğdı             → Hükümdar:  kanun ve adaleti;
Aytoldı                 → Vezir: saadeti (mutluluğu);
Ögdilmiş              → Vezirin oğlu: akıl ve ilmi;
Odgurmuş          → Dindar: Akıbet(son)’i temsil eder.
b. Kutadgu Bilig “saadet veren bilgi” anlamındadır. Kitabınızda okuduğunuz bölümlerden hareketle Yusuf Has Hâcib’in eserde hangi konulardan bahsettiğini söyleyiniz. Buna göre “Kutadgu Bilig”in yazılış amacını aşağıya yazınız.
b. Yazılış amacı insanlara faydalı olmak, onları bilgilendirmektir. Eserde adalet, doğruluk, iyilik , mutluluk kavramları üzerine durmuştur.
6.  “Kutadgu Bilig’le ilgili edindiğiniz bilgilerden yararlanarak aşağıdaki tabloyu doldurunuz.
Kutadgu Bilig
 (XI. yüzyıl)
Özellikleri
1. İslami Türk edebiyatının ilk   edebî ürünüdür.
2. Sade bir Türkçeyle   yazılmıştır.
3.Alegorik tarzda yazılmıştır.
4. İlk siyasetname örneğidir.
5.Edebiyatımızdaki ilk   mesnevidir.
6.Aruzla yazılmıştır.

 2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı CevaplarıFırat Yayıncılık Atabetü’l Hakayık(Sayfa:7477), Edip Ahmet Yüknekî

2. metin
ATEBETU’L HAKAYIK
                                                                                      Günümüz Türkçesiyle
Dad ispehsalar beg üçün bu kitip                            Dad İspehsalar Bey için bu kitabı yazdım ki
Çıkardım acunda atı kalsu tip                                   Dünyada (onun) adı kalsın.
Kitabımnı körgen eşitgen kişi                                   Kitabımı gören (yahut) işiten herkes
Şahımnı dua birle yad kılsu tip                                 Şahımı dua ile yad etsin.
Anıng vuddı birle köngüller tolup                             Gönüller onun sevgisi ile ve
Anıng yadı birle acun tolsu tip                                 Dünya onun yâdı ile dolsun.
Kidinki keligli kişiler ara                                            (Bizden) sonra gelen insanlar arasında
Anıng zikri tangsuk ediz bolsu tip                            Onun hatırası hasretle anılsın ve yüksek olsun.
Bezedim kitabnı nevadir sözün                                Gören ve okuyan istifade etsin diye,
Bakıglı okıglı asıg alsu tip                                         Kitabı nadir sözler ile süsledim.
Bölek iddim anı şahımka men ök                             Ben onu şahıma, bağlılığımın bir
Havadarlıkımnı tükel bilsü tip                                   Nişanesi olsun diye hediye gönderdim.
BİLGİNİN FAYDASI VE BİLGİSİZLİĞİN ZARARI HAKKINDA
Biligdin urur men sözümke ula                                 Bilgiden sözüme temel atarım.
Biligligke ya dost özüngni ula                                   Ey dost, bilgiliye yaklaşmaya çalış!
Bilig birle bulnur sa’adet yolı                                    Saadet yolu bilgi ile bulunur.
Bilig bil sadet yolını bula                                          Bilgi edin ve saadet yolunu bul.

Süngekke yilig teg erenke bilig                                Kemik için ilik ne ise insan için bilgi odur.
Eren körki akl ol süngekning yilig                             İnsanın ziyneti akıldır, kemiğinki ise iliktir.
Biligsizyiligsiz süngek teg hali                                 Bilgisiz (kimse), iliksiz kemik gibi boştur.
Yiligsiz süngekke sunulmaz elig                               İliksiz kemiğe kimse el uzatmaz.
Bilig bildi boldı eren belgülüg                                  İnsan bilgisi ile tanınır.
Biligsiz tirigle yitük körgülüg                                     Bilgisiz, hayatta iken, kaybolmuş sayılır.
Biliglig er öldi atı ölmedi                                          Bilgili adam ölür (fakat) adı kalır.
Biligsiz tirig erken atı ölüg                                        Bilgisiz, sağ iken adı ölüdür.
Biliglig biringe biligsiz mingin                                   Bilginin ağırlığını tartan kimseye göre
Tengegli tengedi biligning tengin                             Bir bilgili bin bilgisize denktir.
Baka körgil emdi uka sınayu                                    Şimdi, anlayarak ve sınayarak etrafa bakıver.
Ne neng bar bilig teg asıglıg öngin                          Bilgi kadar faydalı başka ne var?
Bilig birle alim yokaryokladı                                    Âlim bilgi ile yükseldi.
Biligsizlik emi çökerdi kodı                                       Bilgisizlik insanı aşağı düşürdü.
Bilig yind usanma bil ol hak resul                            Bilgiyi ara, usanma; bil ki o hak resul:
Bilig cinde erse siz arkang tidi                                 “Bilgiyi, Çin’de bile olsa arayınız.” dedi.
Biliglig biligni edergen bolur                                    Bilgiyi daima bilgili arar.
Bilig tatgın ay dost biliglig bilür                                Bilginin tadını, ey dost, bilgili bilir.
Bilig bildürür bil bilig kadrini                                    Bil ki bilginin kadrini yine bilgi bildirir.
Biligni biligsiz otun ne kılur                                      Bilgisiz odun bilgiyi ne yapar?
Biligsizke hak söz tatıgsız erür                                 Bilgisize doğru söz tatsız gelir.
Angar pend nasihat asıgsız erür                              Ona öğüt ve nasihat faydasızdır.
Ne türlüg argsız arıryumakın                                    Nice kirli (şeyler) yıkamakla temizlenir.
Cahilyup anmaz argsız erür                                    (Fakat) cahil yıkamakla temizlenmeyen bir kirdir.
Biliglig kişi kör bilür iş ödin                                       Bilgili adam her işin zamanını bilir.
Bilip iter işni ökünmez kidin                                     İşini bilerek yapar ve sonra pişman olmaz.
Kamug türlüg işte biligsiz ongı                                 Her işte bilgisizin kısmeti pişmanlıktır.
Ökünç ol angar yok ong anda adın                          Ve ona bundan başka bir kısmet yoktur.
Biliglig kereklig sözüg sözleyür                               Bilgili (ancak) lüzumlu sözü söyler.
Kereksiz sözini kömüp kizleyür                               Lüzumsuz sözü gömerek gizler.
Biligsiz ne aysa ayur ukmadın                                 Bilgisiz ne söylese anlamadan söyler.
Anın öz tili öz başını yiyür                                        Onun kendi dili kendi başını yer.
Bilig birle bilnür törütgen idi                                    Yaradan Tanrı bilgi ile bilinir.
Biligsizlik içre kanı hayryidi                                      Bilgisizlikten hayır gören var mı?
Bilig bilmegendin bir anca budun                            Bilgisizlikten ne kadar halk kendi eli ile put yapıp:
Öz elgin but itip idim bu tidi                                    “Rabbi’m budur!” dedi.
Biliglig sözipend nasihat edeb                                   Bilgilinin sözü öğüt, nasihat ve edebdir.
Biligligni ögdi Acem hem Arab                                Bilgiliyi Acem de Arab da övdü.
Tavarsızka bilgi tükenmez tavar                             Bilgi, malı olmayan için tükenmez bir hazinedir.
Nesebsızka bilgiyirilmez neseb                                Bilgi, nesepsiz için yerilmez bir neseptir.
1. a. Kitabın yazılış sebebini anlatan okuduğunuz bölümün nazım birimini ve ölçüsünü Destan Dönemi şiirlerinin nazım birimi ve ölçüsüyle karşılaştırınız. Sonuçları kısaca belirtiniz.
a. Destan dönemi şiirlerde nazım birim olarak dörtlük ölçü olarak da hece ölçüsü kullanılıyordu ama bu eserin yazılış sebebini anlatan bölümde nazım birimi, ölçüyse aruz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunda en büyük etken İslam kültürünün etkisiyle Arap ve Fars edebiyatına duyulan hayranlık gelir.
b. Dörtlüklerle yazılan bölümün on ikinci dörtlüğünde geçen “Rabb” kelimesinin hangi dile ait olduğunu belirtiniz.
b. “Rabb” kelimesi Arapçaya ait bir kelimedir.
c.  Üçüncü ünitenin ilk konusunda “Atebetü’l Hakayık”tan alınan bölümlerle ilgili bilgilerinizi de hatırlayarak eserin hangi kültürün etkisiyle yazıldığını söyleyiniz. Eserde bu kültürün getirdiği yeni değerleri sıralayarak metnin bağlı olduğu geleneği belirtiniz.
c. İslami Devri İlk ürünler arasında Atebetü’l Hakayık da vardır ve bu eserler İslam kültür ve medeniyetinin etkisi ile yazılmıştır. Bu devirde Allah, rab, melek, peygamber gibi yeni kavramlar edebiyatımıza girmiştir. Mesnevi gibi yeni nazım şekilleri, beyit gibi nazım birimleri, aruz gibi ölçüler edebiyatımıza yeni girmişti. Buradaki eserde bize bu eserin İslam kültürü ve medeniyetinin etkisiyle yazıldığını göstermektedir.
2.  “Neva, saadet, ‘akl, âlim, nasihat, cahil” kelimelerinin anlamlarını ve hangi dile ait olduklarını söyleyiniz. “Bilig Çin’de erse siz arkang tidi” dizesi Hz. Peygamberin, “İlim Çin’de bile olsa gidip bulunuz.” hadisini hatırlatmaktadır. Bu sanatın adını belirtiniz. Bu bilgilerin yardımıyla metnin dil, söyleyiş ve kültürel özelliklerini aşağıya yazınız.
2.            Neva: Farsça bir kelime olup “ses” demektir.
                Saadet: Arapça bir kelime olup “mutluluk ” demektir.
Akl: Arapça kelime olup “düşünme ve anlama yeteneği” demektir.
Âlim: Arapça kelime olup “bilgiye sahip olan bilgili” demektir.
Nasihat: Arapça kelime olup “öğüt” demektir.
Cahil: Arapça kelime olup “bilgisiz” demektir.
Yukarıdaki kelimelerden yola çıkarak metin sil, söyleyiş ve kültür özellikleri bakımından doğu kültüründen yani İslam kültüründen yola çıkarak yazılmıştır.
3.  “Atebetü’l Hakayık”tan alınan bölümlerin şekil ve içerik özelliklerinden yararlanarak eserin hangi geleneğin ürünü olduğunu belirtiniz.
3. Atebetü’l Hakayık’ın ne için yazıldığını anlatan sebeb-i telif bölümü şekil olarak Arap ve Fars etkisiyle beyitler halinde aruzla yazılmışsa da asıl metnin olduğu bölüm dörtlükler halinde ve heceyle yazılmıştır.
4. a. Edip Ahmet Yüknekî’nin bu eseri yazma amacını belirten bölümde anlatılanları özetleyiniz.
a. Edip Ahmet, bu eseri Karahanlı Sultanı Emir Muhammed Dad İspehsalar adına hediye etmiş ve ona hediye etmiştir. Yazmış olduğu bu eser ona olan bağlılığını göstermek için yazılmıştır. İnsanlar da bu eseri okuyarak  Emir Muhammed Dad İspehsalar’ı ansın ve ona sevgi beslesinler diye yazmıştır.
                                                                                                Günümüz Türkçesiyle
b. Küdezgil tilingni kel az kıl sözüng                       Dilini sıkı tut, gel, sözünü kısa kes;
Küdezilse bu til küdezlür özüng                                     Dil korunursa kendin korunmuş olursun;
Resul emi otka yüzin atguçı                                       Resul: “İnsanı yüzü koyun ateşe atan dildir.” dedi;
Til  ol tidiyıg tilyul ottın yüzüng                              Dilini sıkı tut, yüzünü ateşten kurtar.
Yukarıdaki dörtlüğün temasını söyleyiniz. Kitaptan alınan beyit ve dörtlükler ile bu dörtlüğün temasından hareketle “Atebetü’l Hakayık”ın yazılış amacını aşağıya yazınız.
Tema: Az konuşmak.
Atebetü’l Hakayık, insanlara bilgi vermek için yazılmış, didaktik eserdir. Bu eserde Edip Ahmet, insanlara öğütler vererek hayatta hakikate ulaşmaları için neleri yapmaları gerektiğini anlatmaktadır.
5.  Hakaniye lehçesinin özelliklerini yansıtan koyu yazılmış kelimelerdeki ses değişimlerini gösteriniz.
Bölek iddim anı şahımka men ök              men>ben
Kitabımnı körgen eşitgen kişi                    kitabımnı>kitabımı körgen>gören   eşitgen>işiten
Şahımnı dua birle yad kılsu tip                 şahımnı>şahımı  dua birle> dua ile
Biliglig biligsiz kaçan teng bolur              biliglig biligsiz >bilgili bilgisiz
Biliglig tisi er cahil er tisi                               tisi>kişi
Biliglig biringe biligsiz mingin                      biringe>birine
Bu tespitlerinize göre aşağıdaki cümlede bulunan boşlukları doldurunuz. Atebetü’l Hakayık BEYİT VE DÖRTLÜKLER ile yazılmıştır.
6. “Atebetü’l Hakayık”ın özelliklerini aşağıdaki tabloya yazınız.
Atebetü’l Hakayık
(XII. yüzyıl)
Özellikleri
1. İslami dönemde yazılan ilk ürünlerimizdendir.
2. Aruzla yazılan bölümleri vardır.
3.Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılmıştır.
4.Hakaniye Lehçesiyle yazılmıştır.
5. Didaktik olarak yazılmıştır.

 2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Fırat Yayıncılık DİVAN-I HİKMET SAYFA 77-78

3. metin
DİVAN-I HİKMET
1. Okuduğunuz hikmetin temasını söyleyiniz ve destan dönemi şiirlerinin temasıyla karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönlerini sıralayınız.
1. Teması Allah’a yakarış. Destan dönemindeki şiirler bu tema ile karşılaşmak mümkün değildir. Destan döneminde Göktanrı inancı hakimdi. Yalnız  şekil olarak bir benzerlik vardır. İki dönemin de eserleri dörtlüklerle ve hece ile yazılmıştır.
2. a. Tasavvuf felsefesi ve fenafillah hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a.  “Tasavvuf”, İslamiyet’in doğuşundan kısa bir süre ortaya çıkmış, tarikatlar ve tekkeler aracılığıyla Müslümanlar arasında yayılmış bir düşünce ve inanç sistemidir.
Tasavvuf bir İslam mistisizmidir; amacı insanı aşk yoluyla Allah’a ulaştırmaktır.
(Mistisizm: Tanrı’ya ve gerçeğe akıl ve araştırma yolu ile değil de gönül yoluyla, duygu ve sezgiyle ulaşılabileceğini kabul eden felsefe ve din doktrini, gizemcilik.)
Tasavvuf, Tanrı’nın birliğini ve evrenin oluşunu varlık birliği (Vahdet-i Vücut) anlayışıyla açıklayan dinî ve felsefi akımdır.

Tasavvuf, ayrıca Tanrı, evren ve insanı bir bütün içinde görme ve insanın Tanrı ile, insanın başka insanlarla, insanın kendisiyle olan ilişkilerini bu bütünde arama ve açıklama yolu olarak da tanımlanır.
Tasavvuf, toplum hayatıyla geniş bir şekilde kaynaşmış, bir duyuş, düşünüş ve inanış sistemi olarak da bilinir.
Fenâfillah: Sufînin dünya ilgilerinden tamamen uzaklaşarak kendi varlığını unutup Allah ile bir olması. Tasavvufta ulaşılacak son mertebe.
‘Bu kurama “Vahdet-i Vücut” (tek varlık) adı da verilir
Vahdet, birlik, teklik demektir. “Vahdet-i Vücut”, tek vücut, tek varlık anlamına gelmektedir.
Bu düşünce, dinî kitapların verdiği bilgilerle kalmayarak, yaratılışın ve evrenin sırlarını daha geniş bir düşünceyle çözmeye çalışan bir felsefe, araştırma ve duygu akımıdır. Tasavvuf felsefesine göre, evren tek varlıktır. Bu tek varlık da Tanrı’dır. Buna “Vücud-ı mutlak” (mutlak varlık) da denir. İslâm tasavvufu, “Tanrı’dan başka varlık yoktur” kuralını temel alır. Bu aynı zamanda “hüsn-i mutlak”tır (mutlak güzellik). Yaratılıştaki sırrı aramaktan doğan bu kurama göre bütün yaratılmışlar Tanrı’nın varlığını tanıtmak içindir. Gerçekte, bir varlık, bir “Vücut” vardır. O da Tanrı’dır. Bizim gördüklerimiz de Tanrı varlığının çeşitli görünüşleridir. Mutasavvıflar her şeyin Tanrı’nın bir tecellisi (görünmesi) bir belirtisi olduğunu anlatmak için çeşitli benzetmeler yapmışlardır. Bunlardan en yaygını ayna örneğidir. Bu benzetmeye göre Tanrı, karşılıklı konulmuş yokluk aynasından bakan bir varlık gibidir. Bu karşılıklı aynalar, ortadaki varlığın binlerce görüntüsünü verir. Ortadaki varlık aynaların önünden çekilirse, aynalar boş kalır. Vücud-i mutlak (mutlak varlık) kendi güzelliğini görmek için bir aynaya yansır gibi ademe (hiçlik ve yokluk), yansımıştır. Böylece, yokluğun içinde evren olarak tecellî etmiştir (görünmüştür). Bu felsefeye göre, âlemde görülen her şey, varlığın yokluk aynasındaki hayâlinden başka bir şey değildir. Bunun sonucu olarak insan da Tanrı’nın bir hayâlidir. Varlıklar içinde Tanrı’ya en yakın hayâl insandır.
b. Şiirin son dörtlüğünde geçen “Kul Hoca Ahmet nefs dağından çıkıp aştı / Fenafillah makamına yakınlaştı” dizeleriyle anlatılmak istenen nedir? Tasavvufla ilgili edindiğiniz bilgilere göre bu dizeleri açıklayınız.
b. Fenafillah kişinin Allah ile bir olma makamı ve bütün nefsani isteklerinden arınıp iyice kendini Allah’a yakın olan mertebesidir ki şair burada bu makam ulaştığı ve dünyevi zevkleri artık aştığını izah etmektedir.
c. Hoca Ahmet Yesevî’nin Tanrı inancını, destan döneminde yaşayan Türklerin Tanrı inancıyla karşılaştırınız. Hoca Ahmed Yesevî’nin etkilendiği kültüre ait değerleri sıralayınız.
c. Ahmet Yesevi, İslam kültüründen etkilenmiştir. Türklerdeki Tanrı kavramı ile burdaki Tanrı inancı ikisininde tek Tanrı, yaratıcı olarak bilinmesi, her ikisinde bütün hesaba, sorguya çekenin o olduğunu ve güzel şeyleri de onun verdiğine inanılmasıdır.
2. Metinde kullanılan kelimelerden yeni kültürün etkisini yansıtanları bulup söyleyiniz. Hoca Ahmet Yesevî’nin hikmetinde kullandığı dil için “Anlaşılır ve sadedir.” diyebilir miyiz? Şiir duygusal bir şiir midir? Bunlardan hareketle şiirin dil, söyleyiş ve kültür özelliklerini sıralayınız.
2. Rahmet, dua, fenafillah, ihlas, kul , Hoca gibi kavramlar yen kültürün izlerini gösterir. Bu şiirde birçok anlamamakla beraber yeni kültür dairesine giren Türklerin Arapça ve Farsça kelime alma şeklinde davranışlarını çok fazla görememekteyiz. Bize anlaşılmaz gelen tarafından dilin zaman içerisinde değişim göstermesinden kaynaklanmaktadır.
3. Cerideleri egnide asaları elkide (Heybeleri omzunda asaları elinde,
İzin yadı könglide Allah teyu dervişler Rabbin yâdı gönlünde Allah diye dervişler.)
Haram yeğen hâkimler rüşvet alıp yeğenler (Haram yiyen hâkimler, rüşvet alıp yiyenler,
Öz barmakın tişleben korkup turup kalmışlar Kendi parmağını dişleyip korkup durup kalmışlar.)
Okuduğunuz yukarıdaki dizelerden de yararlanarak “Divan-ı Hikmet’in kaleme alınma amacını aşağıya yazınız.
3. İki insan tipini karşılaştırmadır. Birinde bütün mal varlığı asasının ucundaki heybesi olan Allah diye dervişlerle malı mülkü çok olup haram yiyen hakimleri karşılaştırmaktadır ve netice dini anlatmak ve insanları kötülüklerden uzak tutmak için yazmıştır.
4. Hakaniye lehçesinin özelliklerini gösteren koyu yazılmış kelimelerde gerçekleşen ses değişimlerini inceleyiniz.
Bu yollarda cannı asrab bolmas ermiş
Bu hal birle yığlab dua kiI ay senge
Öz barmakın tişleben korkup turup kalmışlar
incelediğiniz kelimelerdeki ses değişimlerinden yola çıkarak aşağıda verilen yargıda boş bırakılan yere uygun kelimeleri yazınız.
• Divan-ı Hikmet KARAHANLI TÜRKÇESİ ile yazılmıştır.
5. Eserden okuduğunuz bölümlerin şekil ve içerik özelliklerinden hareketle “Divan-ı Hikmet’in hangi geleneğin ürünü olduğunu belirtiniz.
5. Şekil olarak Destan dönemi halk ürünün devamı niteliğindedir. Nazım birimi dörtlük, ölçüsü hece ve düz uyak şeklinde kafiyelenmiştir. İçerik olarak ise İslam kültür ve medeniyetinden etkilenerek yazılmıştır.
6. “Divan-ı Hikmet’in özelliklerini aşağıdaki tabloya yazınız.
Divan-ı Hikmet    (XI. yüzyıl)
Özellikleri
1.Türk edebiyatında İslami dönemin ilk eserlerindendir.
2. Tasavvuf inancı üzerinde durmuştur.
3. Karahanlı Türkçesi ile yazılmıştır.
4. Hoca Ahmet Yesevi tarafından kaleme alınmıştır.
5.Didaktik bir eserdir.
7. a. “Divan-ı Hikmet” adlı eserinin edebiyat ve kültür tarihimiz açısından önemini belirten sunumunuzu grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Divan-ı Hikmet, geçiş döneminde yazılması ve dili açısından önemlidir. İlk İslami eserlerden olması da kültürel açıdan önemlidir. Eserde İslam ahlakının nasıl olması gerektiği üzerine durulmuştur. Kitap bir ahlak ve öğüt kitabıdır. Konusu da İslam’ın ahlakıdır. Eserin nazım birimi dörtlüktür. Nazım şekli ise hikmettir.
b. Dinlediğiniz sunum sonucunda edindiğiniz bilgilerden hareketle “Divan-ı Hikmet’in edebiyat ve kültür tarihimiz açısından önemini aşağıya not ediniz.
b. Divan-ı Hikmet edebiyatımızda dini tasavvufi halk edebiyatının başlangıcını oluşturması açısından önemlidir. Anadolu’daki dini tasavvufi halk edebiyatının doğmasına öncülük etmiştir. Türk İslam anlayışının ilk temellerini Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet ile atmıştır. Ahmet Yesevi’nin ölümünden sonra Müridleri Yesevi Tarikatını kurmuş bu tarikat Anadolu’da İslamın yayılmasında etkili olmuştur. Kendinden sonra Yunus emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi alimler tasavvuf  düşüncesini Anadolu’da yaymaya başlamışlardır.

İlk İslami Ürünler- Dîvânu Lûgati’t-Türk   sayfa- 78-83 arası
1.İslam kültürünün etkisinden kaynaklanmaktadır.diğer örnekler:
Esirgeyen, Koruyan Tanrı’nın Adıyla
“Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve başkaca Nişaburlu bir imamdan işittim, ikisi de senetleriyle bildiriyorlar. Peygamber kıyamet belgelerini, ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada “Türk dilini öğreniniz çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır.” buyurmuştur. Bu söz (hadis) doğru ise Türk dilini öğrenmek çok  gerekli (vacib) bir iş olur; yok, bu söz doğru değilse akıl da bunu emreder.
Eserin dil , söyleyiş ve kültürel özellileri
Dîvânu Lûgati’t-Türk’te, Türk tarihine, efsanelerine, coğrafyasına, o günkü Türk toplumunun günlük yaşayışına, âdetlerine, beslenme ve giyecek kültürü ile iktisadî hayatına kadar birçok kıymetli bilgi, çeşitli kelimelere verilen örneklerde ve bunların açıklamalarında ortaya konmuştur. Kâşgarlı, eserinin sunduğu bu zengin malzeme ile karşımıza çok yönlü bir Türkolog olarak çıkmaktadır. Çeşitli cümleler, atasözleri ve şiirler ile beslenen ve yer yer önemli gramer kurallarının da verildiği Dîvân’da, verilen kelimeler çok defa zamanın Türk dünyasında kullanılan mukabilleri ile de karşılaştırılmıştır.
2. Bu ürünleri aktarmakla dilimizin ve edebiyatımız ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğunu, Türkçenin çok eskiye dayanan bir dil olduğunu, Bu ürünler vasıtasıyla kendi kültürümüzünesilden nesile aktararak kaybolmamasını sağlamıştır. Divan-ı lügatit Türk ilk ansiklopedik sözlük ve ilk gramer kitabı olması açısından edebiyatımızda büyük bir öneme sahiptir.
3. Divan-ı Lügati’t Türk Hakaniye Lehçesi ile yazılmıştır.
4. a. b. Divanü Lügati’t-Türk adlı eserin adebiyat ve kültür tarihimiz açısından önemini Belirten sunumu Arkadaşlarınıza aktarınız.
6. etkinlik. Divan-ı Lügati’t Türk’ün özellikleri
1. İlk Türkçe sözlüktür.
2. 11. yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut yazmıştır.
3.  Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır.
4.  Türk dilinin ilk sözlüğü ve ilk dilbilgisi kitabıdır.
5.  Modern sözlük anlayışıyla yazılmış olup ilk ansiklopedik sözlüktür.
6. Türk kültürü,  tarihi,  folkloru hakkında bilgi verir. İlk folklor incelemesidir.
7.             Eserde Türkçe kelimelerin kaynakları,  destan örnekleri,  şiir örnekleri,  deyimler,  atasözleri,  koşuk ve sagu örnekleri yer almaktadır
7. Etkinlik
1.  11. ve 12. Yüzyılda Arap ve Farz etkisinin arttığı görülür.
2. Toplum farklılaşma olduğu gibi edebiyatta farklılaşma olmuştur. Yeni unsur hayata girerken mesnevi gibi yeni nazım şekilleriyle yeni terimler edebiyata girmiştir.
3. Yazılanlar İslamiyet’i öğretmek amacıyla yazılmış olan öğretici metinleridir.
4. Bu dönemde yazılan eserlerde  Hakaniye Türkçesi kullanılmıştır.
5. İslâmiyet, bu dini kabul eden Türklerin duyuş ve düşünüşünü, dünya görüşünü, yaşayış tarzını değiştirmiştir. Bu dönemde kentlerin ve kentsel yaşamın oluşması sonucunda toplumda tabakalaşma meydana gelmiş, bu da Arap ve Fars kültürlerinin yüzyıllar boyunca beslediği büyük bir zevk ayrılığını doğurmuştur.
6. Genellikle medrese öğrenimi gören ve İslâmî bilimleri öğrenen yüksek zümre şairleri, Fars edebiyatını örnek almakla birlikte, aynı konu ve temaları, aynı ölçü ve biçimleri kullanarak, kendi üsluplarının damgasını taşıyan klâsik bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır.
7. İslâmiyet, toplumda bir zevk ayrılığına yol açmakla birlikte, Türk edebiyatının birtakım yeni değerler kazanarak zenginleşmesinde ve böylece çok yönlü bir gelişme göstermesinde etkili olmuştur.
83. sayfa
1. En güzel, en zengin ve  en kolay bir dildir. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir. Bu  millet dilini, dinini, ananesini, menfaatlerini, ahlakını her şeyi dil sayesinde muhafaza etmiştir.
2.
3. a. Türk Dil Kurumu 1932 yılında kurulmuştur.
     b.Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, Türk dilini geliştirmek ve haklın anlayacağı bir dil yapmak için Tük Dil Kurumu açılmıştır.
1.Yunus Emre ve Hoca Dehhâni’nin sanat anlayışı hakkında bilgi edininiz..
 Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre’nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, “gönül kırmamak” konusuna ayrı bir önem verir ve “üstün bir değer” olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler.
Bu arada Yunus Emre’yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. “Din tamam olunca doğar muhabbet” diyen Yunus, İslam’ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus’un sanat anlayışı, dinî ve millî değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçenin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan’da Ahmet Yesevi, Anadolu’da Yunus Emre…

Hoca Dehhani aslen Horasanlı olup, Anadolu Selçuklu sarayında yetişen divan şairi. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Horasan’da doğdu. Moğol istilası sırasında Anadolu’ya gelip yerleşti. Selçuklu Sultanı Üçüncü Alaeddin Keykubad’ın takdirini kazandı. Sultan’ın isteği üzerine Farisi olarak, 20.000 beyitlik Selçuklu Şehnamesi yazdı. Ancak eser bugün ortada yoktur. Divan edebiyatının ilk temsilcilerindendir. Gazellerinde mazmunlara açık şekilde yer verdi. Oğuz Türkçesini en zarif ve en sade şekilde kullanmıştır. Şiirleri devrine göre, Türk Edebiyatında gazel ve kaside nazım şeklinin ilk örnekleri olup, kolay anlaşılan benzetmelere yer vermiştir. Tasavvuf şiirinin hakim olduğu bir çevrede yaşamasına rağmen, şiirlerinde pek tasavvuf etkisi görülmez. Farisi ve Türkçe şiirler yazan Dehhani, devrinin, çevresinin sosyal hayatını, ahlak, insan ve güzelliğini aksettiren ilk şairlerdendir.
2……
3. İlahi ve Gazel Nazım Şekilleri hakkında bilgi edininiz.
GAZEL NAZIM ŞEKLİ
1- Beyit sayısı 5 ile 15 arasında değişir. ama genelde bu sayı 5, 7, 9 beyittir.
2- İlk beyit kendi arasında kafiyelidir. Gazelin kafiye düzeni (örgüsü) şöyledir; aa, ba, ca, da, ea, fa
3- Gazelin ilk beytine matla(doğuş yeri) denir.
Not: Gazelde yalnızca bir beyit kendi arasında “aa” şeklinde kafiyelidir
4- Gazelin son beytine makta (bitiş, kesiliş yeri) denir.
5- Şairin isminin geçtiği beyte taç beyit denir.
6- Gazelin en güzel beytine beytü’l-gazel denir. Bu beyte Şah beyit de denir
7- Gazelde genelde anlam bütünlüğü aranmaz, anlam beyitte tamamlanır.
8- Bir gazelin bütününde aynı konu işleniyorsa, böyle gazellere yek-ahenk gazel denir.
9- Bütün bir şiirin aynı söyleyiş güzelliğine sahip olduğu gazellere yek-âvâz gazel denir.
10- Divan edebiyatı şairleri bütün maharetlerini gazelde ortaya koyarlar. Büyük şair olmanın en büyük ölçütü gazellerdir.
11- Gazelde konu aşk, şarap, güzellik ve aşkın ıstırabıdır.
12- Bazı gazellerin matladan sonra gelen beyitlerinde mısralar ortalarından bölünebilir. Bu durumda gazele iç kafiye hakimdir. Böyle gazellere musammat gazel denir.
13- Aruz ölçüsüyle yazılır.
14- Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Şeyh Galip, Taşlıcalı Yahya Bey vb. gazelin önemli isimleridir.
  Not: Çağdaş edebiyatımızda Yahya Kemâl gazel nazım şeklini yeni bir anlayışla denemiştir.
İlahi Nazım Şekli:
İlahi, Allah’ı övmek, O’na dua etmek ve en büyük aşkın Allah aşkı olduğunu belirtmek amacıyla yazılmıs makamla okunan dini tasavvufi halk edebiyatı nazım şeklidir. Arapça kökenli bir kelimedir. Bir başka kullanımı da şaşma ve sitem bildiren ünlemdir.
İlahiler çok eski zamanlardan bu yana dinlerin ve inançların önemli bir parçasını oluşturmuştur. Her dinin ilahilere farklı bir bakışı vardır. Her dinin farklı ilahileri vardır. İlahiler bir dinin kutsal metinlerinin bir parçasını oluşturup, kutsi bir mahiyete sahip olabilir veya sadece o dinin inandığı Tanrı veya tanrısal mefhumları övmek için inananlar tarafından yazılmış, kutsiyeti bulunmayan metinler de olabilirler. İlahiler çoğu dinde din eğitiminin önemli bir parçasıdır. Bazı dinlerde ve inanışlarda ilahi söylemek bir tür ibadettir. Fakat, ilahi söylemek çoğu inanışta belirli ibadetlerin sadece bir parçasını oluşturur.
İlahi Nazım Şekli Özellikleri
1. Allah’ı övmek ve O’na yalvarmak için yazılan, Allah sevgisiyle, insan sevgisini bütünleştiren içten şiirlerdir.
2. Özel bir beste ile söylenir.
3. Hece ve vezninin 7’li, 8’li ve 11’li kalıbıyla söylenirler.
4. Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı 3 ila 7 arasında değişir.
5. Genelde şiirin içinde şairin mahlası geçer.
6. İlahi denince akla Yunus Emre gelir.
Not: İlahiler tarikatlara göre farklı isimler alır: Mevleviler’de âyin, Bektaşilerde nefes, Aleviler’de deme, Gülşeniler’de tapuğ, Halvetiler’de durak, öteki tarikatlar da hur ya da ilahi gibi.
4.13 – 14. yy. da Anadolu’nun sosyal , siyasi ve kültürel durumu hakkında bilgi edininiz.
XIII.   yüzyılın başından itibaren tasavvuf cereyanının Anadolu’da halk arasında büyük bir süratle yayılmağa başladığı görülür. Bu yüzyıl, aynı zamanda, çeşitli tarikatların birçok kollar halinde tesir alanlarını genişleterek yurdun her yanına yayıldığı bir dönemdir. Büyük felâketlere yol açan Moğol istilâsı, Horasan dolaylarından büyük bir Türkmen kitlesini Anadolu’nun içerilerine doğru yayılmaya zorlar. Bu yüzyıl, Anadolu’nun göçler ve savaşlar yüzünden, oldukça karışık bir manzara arz ettiği dönemdir.
Mevlevî tarikatı, Mevlânâ’nın ardından, daha çok münevver diyebileceğimiz bir çevrede yayılma alanı bulurken, halk kitleleri arasında da Bektaşîliğin ve ona bağlı kolların büyük bir süratle yayılmağa başladığı görülür. Kuruluşunda tamamen ehl-i sünnet inancına uyan, uygulamada yine bu ölçüler içinde kalan Bektaşîlik, çeşitli sebeplerden zamanla bozulmuş ve İslâm dininin özünü temsil eden Sünnî inançtan uzaklaşarak çeşitli sapık yolları benimseyen bir tarikat durumuna gelmiştir.
Geçiş dönemi diyebileceğimiz bu yüzyılın diğer bir özelliği de, dinî-tasavvufî edebiyat cereyanı içinde yer alan edebî şahsiyetlerin Türkçe ile Farsçayı henüz birlikte kullanma alışkanlıklarını sürdürmeleridir.
XIV. yüzyıl, göçebe Türklerin bir daha geri dönmemek üzere geldikleri Anadolu topraklarına sağlam adımlarla bastıkları, Türkçenin de özellikle sanat eserlerinde artık belli bir şuurla kullanılmağa başlandığı dönemdir. XIV. yüzyılda da kültür merkezi henüz orta Anadolu’dur. Önceki yüzyılda olduğu gibi bu yüzyılda da yaşamış olan Türk şair ve yazarlarının büyük bir kısmının eserlerini iki dille yazmaları, henüz bu dönemin de geçiş devri olduğunu gösterir.
Anadolu’daki Müslüman-Türk halkına tasav­vufu öğretmek gayesiyle kaleme aldığı 12000 beyitlik didaktik bir mesnevî olan Garibnâme (yaz. 1329); doğrudan doğruya tasavvufu konu edinen küçük hacimli Fakrnâme, Vasf-ı Hâl gibi diğer mesnevîleriyle yüzyılın başlarında Âşık Paşa (1272-1333)’yı görürüz. Babâî tarikatının kurucusu Baba İlyas’ın torunu olduğu rivayet edilen Âşık Paşa, kuvvetli ve derin bir tasavvuf kültürüyle yetişmiş, üstelik yaygın ilim-sanat dilinin Farsça olduğu bir dönemde Türkçeyi cesaretle ve şuurla kullanmıştır. Büyük ölçüde Mevlânâ’nın tesiri altında kalan Âşık Paşa, bilhassa Garibnâme ile bir anlamda Mesnevî’nin Türkçesini yazma denemesine kalkmıştır. Mevlevî tarikatına müntesip, Menâkıbü’l-Ârifîn sahibi Eflâkî Dede (? -1360) ile Hacı Bektaş Velî müritlerinden Said Emre (? -?) de yine bu asırda yaşar.
5. Aruz ölçüsüyle ilgili bilgilerinizi etkrar ediniz.
Aruz Ölçüsü:
Aruz ölçüsü ya da Aruz vezni (Osmanlıca: Vezn-i Aruz), nazımda uzun veya kısa, kapalı ya da açık hecelerin belli bir düzene göre sıralanarak ahengin sağlandığı ölçüye denir.
Aruz, Arapça bir kelimedir ve “Çadırın ortasına dikilen direk” anlamına gelir. Bir edebiyat terimi olarak “hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü” demektir.
 Aruz ölçüsü ilk olarak Arap edebiyatında kullanılmıştır. Daha sonra İran Edebiyatı’na geçen bu ölçü, 11. yüzyıldan itibaren Türk şairlerince de uygulanmaya başlanmıştır
Aruz hecelerin sayısını değil, şeklini esas alır. Aruzla yazılmış şiirlerde, her bir mısranın heceleri, diğer mısraların aynı hizadaki heceleriyle aynı açıklık (kısalık) ve kapalılık (uzunluk) noktasında birbirlerine denktir. Açık (kısa) hece ( . ) işaretiyle; kapalı (uzun) hece (-) işaretiyle gösterilir. Ayrıca med’li adı verilen, bir buçuk hece değerinde ( .- ) işaretiyle gösterilen hece değeri de dört sesten oluşan heceler için kullanılır.
Aruz vezninde heceler iki şekilde değerlendirilir.
Açık / kısa heceler ( . ) ( v ) | Kapalı / uzun heceler ( – )
1.Açık / kısa heceler :
1. Ünlülerle biten hecelerdir.
2. Bu heceler aruz incelemesinde ( . ) ve ( v ) işaretleriyle gösterilir.
3. Açık – kısa hecelerin ses değerleri “yarım” kabul edilir.
2. Kapalı / uzun heceler: Tam ses değeri taşıyan hecelerdir.
1. Ünsüzlerle ve dilimize Arapça ve Farsça’dan geçmiş uzun ünlüler (â, î, û )’le biten hecelerdir.
2. Bu heceler aruz incelemesinde (-) işaretiyle gösterilir.
3. Kapalı- uzun hecelerin ses değeri “tam”dır.
Not 1: Arapça ve gelme Farsça’dan gelme uzun ünlülerle kurulan ( âb, ûl.) gibi iki sesli hecelerle; ( rûy, rûy, cûy.) gibi üç sesliler yerine göre, aruzda bir buçuk hece değerinde tutulur ve (- . ) işaretiyle gösterilir. Yine bu dillerden gelen iki ünsüz bitişik düzende olan (aşk, ahd.) gibi heceler de, yerine göre bir buçuk hece değerinde kabul edilir.
Not 2: dize sonundaki bütün heceler uzun – kapalı ( – ) hece kabul edilir. Yani dize sonundaki ses ister uzun ister kısa olsun, mutlaka uzundur.
Aruz Ölçüsünde Kurallar ( Aruz Hataları):
Ulama: Bağlama, bağlayış anlamındadır. Sessiz harfle biten kelimeyi sesli harfle başlayan kelimeye bağlayarak okumaktır. Hece ölçüsünde de kullanılmaktadır.
İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır. İki türlü imale bulunmaktadır.
İmale-i Maksûr: Kısa uzatma manasındadır. Kısa olan hecelerin uzun okunmasıdır. Arapça ve Farça kelimelerde zaten uzun ünlü olduğu için kullanılmasına gerek duyulmamıştır. Daha çok Türkçe kelimelerde kullanılır.
İmale-i Memdûd: Buna “medd” de denilmektedir. Uzun bir heceyi bir kapalı bir açık hece halinde okumaktır. Sonu iki ünsüz veya bir uzun ünlü bir ünsüz ile biten kelimelerde kullanılır. Fazladan bir hece oluşacağı için eksik hece bulunan durumlarda kullanılır.
Zihaf: Aruz kalıbına uydurmak için uzun hecenin kısa sayılmasıdır. Aruzda kullanılması sakıncalı görülür. Çok büyük bir aruz kusurudur. Bu sebeple şairler tarafından pek tercih edilen bir uygulama değildir.
6… ……
7. Sizce şiirlerde daha çok aşk ve sevgili konusunun işlenmesinin sebepleri nelerdir?
İnsanın duygusal yanını ifade derler. İnsan şiirlerde daha çok duygularını ifade ederler. Bu duygular içinde en güçlü olanlarından biri de aşktır. Bu yüzden şiirlerde aşk teması çok işlenir.
Dini tasavvfi şiirlerde aşk konusunun işlenmesinin sebepleri: Tasavvufi şirlerde bahsedilen aşk Allah aşkıdır. Allah’a duyulan sevgidir. Tasavvufta Allah’a ulaşmanın yolu onu sevmekten geçer. Gerçek kulluğa ancak onu severek ve onun aşkıyla kavuşma arzuyu duyarak ulaşılabilir.
8. Aşık Paşa ve Hacı Bayram-ı Veli’den alınan yukarıdaki şiirleri dil ve söyleyiş yönünden karşılaştırınız.
Her ikisinde de sade bir dil kullanılmış. Her ikisi de dörtlükler halinde söylenmiş. Her ikisinin de kafiye düzeni abab,cccb şeklindedir.
1.a.
ölçütler
1
2
3
4
5
6
7
Aliterasyon
b,n,s,r,k
N,y,s,r
Ş,k,d,l,r,m
Ş,k,d,l,r,
S,t,r,k
Ğ, r,l,
D,r,m
Asonans
E,ai,
E,i
Ö,a,e
Ü,a,e
A,e
A,ü,e
U,a,e
Kelime veya dize tekrarı
Bana seni gerek seni
Bana seni gerek seni,ne
Bana seni gerek seni,aşk
Bana seni gerek seni, 
Bana seni gerek seni
Bana seni gerek seni
Bana seni gerek seni
Ölçü
8’liHece ölçüsü
8’liHece ölçüsü
8’liHece ölçüsü
8’liHece ölçüsü
8’liHece ölçüsü
8’liHece ölçüsü
8’liHece ölçüsü
Uyak
Bana seni gerek seni – nakarat
-irim redif
-un,in tam kafiye
-dürür redif
-l yarım k
-em tam k
-gerek redif
-et tam k
-eler redif
Ur,ür tam k
-um,ım redif
-d yarım k
b.  Şiirin yapı özellikleri:
Nazım birimi: Dörtlük
Nazım Şekli: İlahi
Birim sayısı: 7
Ölçüsü: 8’li hece ölçüsü
2.  Yunus’un “Aşkın aldı benden beni” diye seslendiği Allah’tır. Kendinden geçmiş bir durumdadır.
3. a. Allah, aşk, sufi, tecelli, ahiret, cihan, maksut…sözcükleri dilimize  o dönemde yeni giren sözcük ve kavramlardır. Uzun a,u, sesleri de dilimize sonradan girmiş seslerdir.
b.  Evet, bunlar dilimizin zenginleşmesini sağlamıştır. Yeni bir edebi dil oluşmuştur.
4.a .13 – 14. yy. da Anadolu’daki sosyal ve siyasi olayları araştırınız. Araştırdığınız konuları sınıfla paylaşınız.
XIII.   yüzyılın başından itibaren tasavvuf cereyanının Anadolu’da halk arasında büyük bir süratle yayılmağa başladığı görülür. Bu yüzyıl, aynı zamanda, çeşitli tarikatların birçok kollar halinde tesir alanlarını genişleterek yurdun her yanına yayıldığı bir dönemdir. Büyük felâketlere yol açan Moğol istilâsı, Horasan dolaylarından büyük bir Türkmen kitlesini Anadolu’nun içerilerine doğru yayılmaya zorlar. Bu yüzyıl, Anadolu’nun göçler ve savaşlar yüzünden, oldukça karışık bir manzara arz ettiği dönemdir.
Mevlevî tarikatı, Mevlânâ’nın ardından, daha çok münevver diyebileceğimiz bir çevrede yayılma alanı bulurken, halk kitleleri arasında da Bektaşîliğin ve ona bağlı kolların büyük bir süratle yayılmağa başladığı görülür. Kuruluşunda tamamen ehl-i sünnet inancına uyan, uygulamada yine bu ölçüler içinde kalan Bektaşîlik, çeşitli sebeplerden zamanla bozulmuş ve İslâm dininin özünü temsil eden Sünnî inançtan uzaklaşarak çeşitli sapık yolları benimseyen bir tarikat durumuna gelmiştir.
Geçiş dönemi diyebileceğimiz bu yüzyılın diğer bir özelliği de, dinî-tasavvufî edebiyat cereyanı içinde yer alan edebî şahsiyetlerin Türkçe ile Farsçayı henüz birlikte kullanma alışkanlıklarını sürdürmeleridir.
XIV. yüzyıl, göçebe Türklerin bir daha geri dönmemek üzere geldikleri Anadolu topraklarına sağlam adımlarla bastıkları, Türkçenin de özellikle sanat eserlerinde artık belli bir şuurla kullanılmağa başlandığı dönemdir. XIV. yüzyılda da kültür merkezi henüz orta Anadolu’dur. Önceki yüzyılda olduğu gibi bu yüzyılda da yaşamış olan Türk şair ve yazarlarının büyük bir kısmının eserlerini iki dille yazmaları, henüz bu dönemin de geçiş devri olduğunu gösterir.
Anadolu’daki Müslüman-Türk halkına tasav­vufu öğretmek gayesiyle kaleme aldığı 12000 beyitlik didaktik bir mesnevî olan Garibnâme (yaz. 1329); doğrudan doğruya tasavvufu konu edinen küçük hacimli Fakrnâme, Vasf-ı Hâl gibi diğer mesnevîleriyle yüzyılın başlarında Âşık Paşa (1272-1333)’yı görürüz. Babâî tarikatının kurucu­su Baba İlyas’ın torunu olduğu rivayet edilen Âşık Paşa, kuvvetli ve derin bir tasavvuf kültü­rüyle yetişmiş, üstelik yaygın ilim-sanat dilinin Farsça olduğu bir dönemde Türkçeyi cesaretle ve şuurla kullanmıştır. Büyük ölçüde Mevlânâ’nın tesiri altında kalan Âşık Paşa, bilhassa Garibnâme ile bir anlamda Mesnevî’nin Türkçesini yazma denemesine kalkmıştır. Mevlevî tarikatına müntesip, Menâkıbü’l-Ârifîn sahibi Eflâkî Dede (? -1360) ile Hacı Bektaş Velî müritlerinden Said Emre (? -?) de yine bu asırda yaşar.
b.  Allah, ahiret, tecelli, sufi, aşk, ahi, sözçükleri yeni uygarlığa ait kelimelerdir.  O dönemde şairler dini duygu ve düşünceleri haka benimsetmede şiirin gücünden istifade etmişlerdir. İslam inancını ve bu kültüre ait kelime ve kavramalrı şiirlerinde işleyerek halka benimsetmişler, dini halk arasında yayma gayretine girmişlerdir.
5.  Bütün bu şiirlerin ortak noktası dini içerikli şiirler olmalarıdır. Bu da gösteriyorki oğuz Türkçesiyle yeni bir anlayış yani islami edebiyat doğmaktadır.
6.  Leyla ile Mecnun’un aşkı beşeri akştır. Bir insanın bir insana duyduğu aşk. Diğeri ise ilahi aşktır. İlahi aşkta seven kişi sevdiğini herkesin sevmesini ister, beşeri aşkta ise sevgilisie yan gözle bile bakılmasını istemez, kıskanır.
7. Bu dönemde Türkistan, İslâmî inanç ve tefekkürün yoğrulduğu, daha sonra Anadolu’yu da aydınlatacak bir kültür merkezî hâline gelir. Maveraünnehir’de birçok cami, medrese, kervansaray ve türbeler yapılır. Fikir ve sanat hayatı hakanların yüksek himayelerinde gelişir.
8. Şiirin teması: İlahi aşktır.
9.  Yunus Emre; “yanarım, öldürür, aşk şarabı” kelime ve kavramlarıyla ilahi aşkı anlatmaktadır. İlahi aşkın insanın içini yakan kavuran bir his olduğunu vurgulamaktadır.
10.a. Yunus Emre’nin sanat anlayışı:
Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk’ün İslam’a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek bir insandır. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır.   Bazı kaynaklarda Anadolu’ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu rivayet edilirse de bu kesin değildir; tıpkı 1320 dolaylarında Eskişehir’de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduğu gibi. Batı Anadolu’nun birkaç yöresinde “Yunus Emre” adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden “makam” adı verilen yer vardır.
      Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre’nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, “gönül kırmamak” konusuna ayrı bir önem verir ve “üstün bir değer” olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler.
    Bu arada Yunus Emre’yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. “Din tamam olunca doğar muhabbet” diyen Yunus, İslam’ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus’un sanat anlayışı, dinî ve millî değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçenin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan’da Ahmet Yesevi, Anadolu’da Yunus Emre…
                Yunus   Özetle; Yunus Emre, Türk milletinin içinden çıkmış, onu anlamış ve anlatmış, yazdığı Oğuz lehçesinin konuşulduğu bölgelerde 7 asır boyunca şiirleri dilden dile dolaşmış milli ve büyük bir şairdir.
b. Yuus Emre İslami inanca sahip bir tasavvuf şairidir. İlahide de tasavvufi bir terim olan ilahi aşkı anlatılmaktadır.
11.                Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre’nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, “gönül kırmamak” konusuna ayrı bir önem verir ve “üstün bir değer” olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler.
                Bu arada Yunus Emre’yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. “Din tamam olunca doğar muhabbet” diyen Yunus, İslam’ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus’un sanat anlayışı, dinî ve millî değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçenin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan’da Ahmet Yesevi, Anadolu’da Yunus Emre…
2.Metin  GAZEL
90. sayfa
1. Okuduğunuz gazelde ahenk unsurlarını bulunuz. Aşağıya yazınız.
Kafiye ve Redif: İlk beyitte “ı yok mu”lar redif, “an”lar tam kafiyedir.
Ölçüsü: Şiirin ölçüsü aruz ölçüsüdür.
Nazım birimi: Beyit.
Nazım Şekli: Gazel
Ses ve Söyleyiş: Şiir beyitlerle ve aruz ölçüsüyle söylenmiştir. Her beyitte çağının özelliklerini gösteren sesler vardır.
2. a. Derman: çare,  sabr: dayanma, güç yetirme, payan: son, peykan: ok,zalim: acımasız, katı, cemal: yüz güzelliği, hüsn: güzellik, mağrur: gurur, kibir.
Bu szöcükler dilimize Arapça ve Frasçadan girmişlerdir. Hoca Dehhani divan edeiyatı şairidr. Arapça ve Farsçanın etkisiyle bu sözcükleri kullanmıştır.
b.  a, ı, u sesleri uzun seslerdir. Bu sesler Arapça ve Farsçada’da dilimize girmiştir.
c. Pa-ya heceleri uzun ünlü ile bittiği iççin kapalı hece olarak gösterilmiştir.
Ç. Yukarıdaki açıklamayı yansıtan imge ( mazmun) Şiirde “Delüpdür cigerümi gamzen okı” şeklinde ifade edilmiştir.
Yeni bir dil arayışına gidilmiştir. Dilimiz islamiyetin etkisiyle yeni kelime ve kavramlarla karşılaşmıştır. Arapça ve Farsçada olan bazı sesler dilimizde olmadığı için bu seslerin karşılığı aranmıştır. Buna çözüm olarak da bu sesler benimsenmiş yavaş yaş dilimizde kullanılmaya başlanmıştır. Bu edebiyatta yenib ir dilin doğmasına sebep olmuştur. Türkçemiz de bu yeni kelimeleri eserlerde kullanılarak edebî bir dil oluşturulmuştur.
3. Türk toplumunda kültürel değişme:
Türklerin İslâmiyet’i kabul etmeleri öncelikle dillerini etkilemiştir. Esasları kendilerinden önce belirlenmiş bu medeniyet dairesinde Türkler, önce Kur’an-ı Kerim’in dili olan Arapçanın ve Farsçanın sonra da Arap-Fars tesiriyle oluşan İslâm medeniyetinin tesiri altında kaldılar. Millî dilin hazinesinde bulunmayan kavramları Arapça ve Farsçadan aldılar. Bu durum kültür merkezleri kurulduktan sonra daha da arttı. Medreselerde dinî ilimler ağırlıkta olduğu için ilim dili Arapça, edebiyat dili Farsça kabul edildi. Hatta bazı dönemlerde Türk âlim ve sanatçılar eserlerini bu dillerde vermeye başladılar. Cümle yapısı Türkçe kalmakla birlikte, dilimiz bu dillere ait kelimelerle doldu. Ancak çok zengin bir halk edebiyatına sahip olan Türkçe halk arasında varlığını canlı bir şekilde sürdürmeye devam etmiştir.
4. Şiirin teması: Mecaz-i aşk
5. Şair şiirde sevgiliyi kafire,  aşığı güzelliğinden dolayı ateşler içinde bırakan birine, kendini de sevgilinin bakışlarıyla yaralanan birine, başdan ayağa ateşler içinde yanan birine bir garibe benzetmiştir.
6. Oğuz Türkçesinin Anadoludaki ilk ürünleri islami kültürün etkisiyle oluşturulmuş eserlerdir. Bu eserlerde islami terim, kelime ve kavramlara bol bol yer verilmiştir.
7. a. Hoca Dehhâni’nin sanat anlayışı hakkında edendiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bugünkü bilgilere göre, Anadolu’da, yalnız dindışı konularda eserler vermiştir.
 Din dışı konularda kasideler ve gazeller söyleyen ilk divan şairi Hoca Dehhânî’dir.
Şiirlerinde Öz ve anlam sanatlarına, benzetmelere çokça yer vermiştir.
Gazel ve kasidelerinde 4 farklı aruz kalıbı kullanması yönüyle başarılı görülse de bazı imgeleri çok sık tekrarlaması olumsuz bir izlenim bırakmıştır.
Şiirlerini Eski Anadolu Türkçesi’yle yazdı. Elimize 6 gazeli ve 1 kasidesi ulaşmıştır.
Hoca Dehhânî aslen Horasanlı bir Türk’tür. Anadolu Selçukularının son hükümdarlarından III. Alaeddin Keykubad zamanında Anadolu’da bulunmuş ve bu hükümdarın adına, Farça ile 20.000 beyitlik bir Selçuklu Şehnamesi yazmıştır.
Onun, şiirlerinde kullandığı dehhan kelimesinin sözlük anlamı “nakışçı”dır. Fuat Köprülü’ye göre bu şair “Anadolu’da klasik Türk şiirinin ilk büyük üstadı”dır.
b.  Hoca Dehhani Döneminin şiir anlayışını eserlerinde yansıtmıştır. Divan şiirini benimsemiş olan şair eserlerinde divan şiirinin şekil ve muhteva özellikleri  ustalıkla kullanmıştır.
8. **Bugünkü bilgilere göre, Anadolu’da, yalnız din dışı konularda eserler vermiştir.
    ** Din dışı konularda kasideler ve gazeller söyleyen ilk divan şairi Hoca Dehhânî’dir.
    **   Şiirlerinde Öz ve anlam sanatlarına, benzetmelere çokça yer vermiştir.
    **Anadolu’da, yalnız din dışı konularda eserler vermiştir
9.
ölçütler
İlahi
Gazel
Nazım birimi
Dörtlük
Beyit
Nazım biriminin uyak düzeni
Abxb, cccb,dddb, eeeb…
Aa,ba,ca,da,ea
Tema
İlahi aşk
Mecazi aşk
Nazım birimi temayı destekliyor/desteklemiyor
destekliyor
destekliyor
Ölçü
8’li hece ölçüsü
Aruz ölçüsü

ANLAMA YORUMLAMA
1.Yunus Emre derin bir Allah sevgisine sahiptir. Allah sevgisi onda o kadar yer etmiştir ki, O, kendine gelebilecek bütün dertleri unutmuş bunları bir dert olarak görmemiştir. Onun için bu dert yani Allah sevgisi dertlerin en güzelidir.
2. a. Bir aşk şiiri okuyunuz.
a.    . unut gözlerim
sus artık ne olur ağlama yeter
ben unuttum sende unut gözlerim,
ne ismi aklımda nede gözleri
ben unuttum sende unut gözlerim
****************************
değmezmiş uğruna döktüğüm yaşlara
değmezmiş sevmeye aşık olmaya
değmezmiş ismini bile anmaya
ben unuttum sende unut gözlerim
*****************************
bir rüya idi farzet gördüklerimizi
ben unuttum sende unut gözlerim
sevseydi terk edip gider miydi hiç
ben unuttum sende unut gözlerim
b. Dehhani sevgiliye aşkına karşılk vermediği ona zulüm ettiği, acımasız olduğu için kafir diyor. Aşk insanı karşıdakine bağlayan bir hastalıktır. Bu yüzden karşısındaki ona zulüm de etse bu tutkudan insan vazgeçemez.
     DEĞERLENDİRME  SORULARI
1. Aşağıdaki noktalı yerleri uygun sözcüklerle doldurunuz.
*  XIII ve XIV. Yüzyıllarda İslamiyetin kabulüyle Türk kültür hayatında değişiklikler olmuştur.
*  uzun ünlüler dilimize islam medeniyeti ile birlikte girmiştir.
2. ilahi ile ilgili bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
  Genellikle 8’li hece ölçüsü ile söylenirler   (D)
   Dörlük sayısı 3-7 arasındadır.  (  D)
   Özel bir ezgisi yoktur   ( Y)
   Din ve tasavvuf konusu işler  ( D)
   Nazım birimi dörtlüktür  (D)
3. c Yunus Emre
4. B tegazzülün açıklaması yanlış.

5. Yunus Emre’nin şiirlerinde  insan sevgisi :
Yunus Emre kendi ifadesiyle “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyerek insana olan sevgisini ifade etmiştir. o insanı Allahı’ın yarattığı bir varlık olması sebebiyle sevilmeye  layık bir varlık olarak görür. onun için dil, din, ırk ayrımı yapmadan yaratılan varlıkları sevmek yaratıcıya karşı bir sevginin ifadesidir.

2. metin        DEDE KORKUT HİKÂYELERİ
DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI’NI
BEYAN EDER HANIM HEY
1. Metinde geçen olayları ve olay örgüsünü defterinize yazınız.
1.
Destandaki olay Bayındır Han’ın “yılda bir kere ziyafet verip Oğuz beylerini misafir” etmesi ile başlar.
Bayındır Han’ın Oğuz Beylerine ziyafet vererek ve onları huzuruna davet etmesi.
Bayındır Han’ın ziyafet için şartlar öne sürmesi ve bu şartlar doğrultusunda misafirleri sınıflandırılması.
Dirse Han’ın Bayındır Han tarafından kara otağa oturtulması ve bunun sonucu Dirse Han’ın üzüntüsü(Çocuğu olamayışı .)
Dirse Han’ın çocuğu olmamasına üzülmesi ve evine gelerek bunu hatunu ile istişare etmesi.
Eşin çocuk sahibi olmak için Dirse Han’a yapması gerekenleri söylemesi.
Duaların kabul olması ve Dirse Hanın bir erkek çocuğunun olması
Çocuğun büyüyüp 15 yaşına gelmesi

Delikanlının Bayındır Han’ın boğasını yenerek Dede Korkut tarafından Boğaç adını alması ve bunun sonucunda Oğuz tarafından onanması.
Boğaç Han’a hanlık ve taht verilmesi kırk namertin bunu kıskanması.
Boğaç Han’ın kırk namerdin yalanları yüzünden babası tarafından öldürülmek istenmesi.
Ok ile avlanan Boğaç Han’ın Dirse Han tarafından ölüme terk edilmesi.
Annenin Boğaç Hanı arayıp yaralı halde bulması ve tedavi ettirmesi
Boğaç Han’ın yaralarının iyileşmesi ve kırk namerdin bunu öğrenerek endişelenmesi.
Dirse Han’ın kırk namert tarafından tutsak alınarak kaçırılması.
Boğaç Han’ın kırk namertle savaşarak babasını kurtarması.
Boğaç Han’ın babası Dirse Han’ı kırk namerdin elinden kurtarması sonrasında Bayındır Hanın ona beylik vermesi
Dede Korkut’un Boğaç Han için destan söyleyip dua etmesi
2. Sınıfta üç gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü belirleyiniz. Grup olarak aşağıdaki konulardan birini seçerek Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi’ni inceleyeniz. Sonuçları grup sözcüleriniz aracılığıyla sınıfta arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Metindeki kişileri ve onların özelliklerini sıralayınız. Bu kişilerin olay örgüsündeki rollerini belirtiniz.
a.
Dirse Han Hatun: İyi niyetli
Dirse Han: Saf biri ve sürekli insanların sözlerine kanan biri.
Bayındır Han: Kuralcı biri, ama iyilik eden biri.
Boğaç Han: Yiğit, mert ve ailesine bağlı biri.
b. Metinde olayların geçtiği mekânı ve zamanı anlatan cümleleri tespit ediniz. Bunların nasıl anlatıldığını tabloya yazınız.
Mekânın   ve Zamanın Anlatıldığı Kelimeler         Mekân   ve Zamanın Anlatımı
Mekân                Mekan   olarak kullanılan belirgin yerler değilse kullanılan yer vardır.
Zaman                 Zaman   bilinmeyen bir zamandır. Destanlarda olduğu akşam olduğu zaman, daha
                             evvel   gibi zaman bildiren kavramlar kullanılmıştır.
c. Metindeki kişiler, zaman ve mekân arasındaki bağlantıyı olay örgüsünden hareketle açıklayınız.
c. Mekan, kişiler ve zaman bir uyum içerisinde olay örgüsü etrafında şekillenmiştir ki bize anlamsız ve garip gelen bir yanı yoktur. Olay örgüsünü şekillendirmek için verilmiştir.
3. a. Dede Korkut Hikâyelerinin ne zaman ve nasıl yazıya geçirildiğini arkadaşlarınıza aktarınız.
a. 14. ve 15. yy.da yazıya geçirilmiştir. Bu konudaki yaygın kanaat hikayelerin 14.yy.’da yazıya geçirildiği şeklindedir. Hikayelerin kimin tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.
b. Metnin temasını belirterek temanın Oğuzların hayatı ve Dede Korkut Hikâyelerinin yazıya geçirildiği dönemle ilgisini tespitlerinizden yola çıkarak açıklayınız.
b. Dirse Han oğlu Boğaç Han’ın kahramanlıkları tema olarak kullanılmıştır. Yazıya geçirildiği dönemdeki özellikleri göremeyebiliriz. Çünkü 15. yy. Da yaşam tarzı bu şekilde değil. Anadolu Osmanlı kurulmuş ve bir devlet sistemi şekil olmuştur.
4. Okuduğunuz eserdeki tema sizce evrensel bir konu mudur? Düşüncelerinizi belirtiniz.
4. Kahramanlık teması evrenseldir.
5. a. Okuduğunuz metni, sınıfta bir grup oluşturarak canlandırınız.
a……………….
b. Metinde anlatılanların günlük hayatta yaşanabilir olaylar olup olmadığını tartışınız. Bu olayların olay örgüsü etrafında nasıl anlatıldığını açıklayınız.
b. Gerçekleşmesi mümkün olmayan  insanların tahayyülünde olan şeyleri ifade eder. Metinde insana özgü gerçeklikler ifade edilse bunların abartılarak verildiği için gerçekliği çok yoktur.
6.  Metindeki olayları anlatan (anlatıcı), olayların içinde yer alan biri midir? Anlatıcının bakış açısıyla ilgili düşüncelerinizi açıklayınız.
6. Anlatıcı dışarıdan biri olup İlahi bakış açısı kullanılmıştır.
7.  “Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi”nin orijinal metninden alınan aşağıdaki bölümleri okuyup soruları cevaplayınız.
                                                                                     Günümüz Türkçesiyle
Berü gelgil başum bahtı ivüm tahtı                        Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
İvden çıkup yorıyanda selvi boylum                      Evden çıkıp yürüyünce servi boylum
Topuğında sarmaşanda kara saçlum                      Topuğunda sarmaşınca kara saçlım
Kurılu yaya benzer çatma kaşlum                           Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
Koşa badem sığmayan tar ağızlum                         Çift badem sığmayan dar ağızlım
Kavunum viregüm düvlegüm                                   Kavunum, yemişim, düvleğim
Görür misin neler oldu.                                              Görüyor musun neler oldu.
a. Okuduğunuz dizelerde nasıl bir tasvir yapıldığını ve bunun metne katkısını kısaca aşağıya yazınız.
a. Tasvirler yapılmıştır ve yapılan tasvirler metni anlamada ve kişinin zihninde canlandırmaya yardımcı olmaktadır.
b. Okuduğunuz manzum bölümde ilk iki dizedeki cümlelerin yapısını, günümüz Türkçe cümle yapısıyla (öğelerin dizilişi yönünden) karşılaştırınız. Sonucu aşağıya yazınız.
b. Cümle yapısı olarak değişiklik yoktur sadece kelimelerin  ve eklerin zaman içerisinde doğal değişimden kaynaklanan farklılıklar vardır. Mesela berü sözcüğü şimdi beri olarak kullanılıyor ki bu değişim dilin kendi içerisinde çok doğal bir durumdur. Ama yapı itibariyle bir değişiklik yoktur.
c. Aşağıdaki kelimelerde koyu yazılmış eklerin günümüz Türkçesinde hangi eklerin yerine kullanıldıklarını yazınız.
c .     çıkup : Çık-ıp
         yorıyanda: yürü-ünce
ç. Aşağıda verilen kelimelerin karşılarına günümüzdeki kullanımlarını yazarak ses değişimlerini belirtiniz. Metindeki diğer örnekleri de siz belirleyiniz.
Ç,   berü :beri >üi değişimi
gelgil: gel  > gil düşmüş
ivden : evden > i-e değişmesi
kara : Aynen devam ediyor.
badem : Aynen devam ediyor.
tar : dar > t-d değişmesi
görür misin: görür müsün > ü-i değişmesi
d. Dizelerdeki ahenk unsurlarını (aliterasyon, asonans, kelime veya dize tekrarı, kafiye, ölçü) bularak aşağıya yazınız. Bunların metne nasıl bir katkı sağladığını belirtiniz.
d.
aliterasyon : l sesi
asonans :a ve u sesi
kelime veya dize tekrarı : kelime  yada dize olarak değil de –um,-im-üm ekleri çok fazla kullanılmıştır.
Kafiye: Kafiye yok redif var.
Ölçü: hece ölçüsü kullanılmıştır.
Ahengi sağayan unsurlardır.
e. Aşağıdaki cümlede sık tekrar edilen kelime ve sesleri bulunuz. Düz yazıda da manzum bölümlerdeki gibi ahenk oluşturulup oluşturulmadığını belirtiniz.
Babam at segirdişüme baksun kıvansun, oh atışuma baksun güvensün, kılıç çalışuma baksun sevinsün
Günümüz Türkçesiyle
Babam at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diyordu.
e. Bunlar ahenk oluşturmuştur
f.  “Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesinden alınan orijinal metin üzerinde yaptığınız ses, kelime ve cümle incelemelerinden hareketle bu metnin dil özelliklerini defterinize yazınız.
f. Sade bir dille yazılmış, bazı kelimelerde ses ve ek değişiklikleri olsa da rahat anlaşılabilmektedir. Özellikle anlatımında bir şiirsel göze çarpmaktadır. Bu şiirsellik akıcı olmasına vesile olmuştur.
 8. a. 100 Eser’den biri olan, Muharrem Erginin “Dede Korkut Kitabı’nın ön sözünden alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.
a.
b. Oğuzlarla İlgili bilgi birikiminiz ve okuduğunuz değerlendirme yazısından yararlanarak “Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesinin nerede oluştuğunu ve hangi tarihî gerçekleri dile getirdiğini açıklayınız.
b.  Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da oluşmaktadır. Zaman olarak zamanla ilgisi yoksa yine de zamandan ayrı düşünülemez diyerek 11-15 arasında şekillendiğini izah etmektedir.
c. Okuduğunuz bu değerlendirme yazısından hareket ederek “Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi”ni İslamiyet öncesi destanlarımızdan “Oğuz Kağan Destanı” ve günümüz yazarlarından birine ait daha önceden okuduğunuz hikâye ile karşılaştırarak sonuçları tabloya yazınız.
c.           
Dirse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesi        
Kahramanlık teması
Olağanüstülükler var
İnsana ait gerçeklik az
İslami etki var.
Kurmaca
Olay   çevresinde gelişen edebi metinler
Olay,   yer, zaman, kişi etrafında şekillenmiştir.
Oğuz   Kağan Destanı
Kahramanlık teması
Olağanüstülükler var
İnsana ait gerçeklik az
Kavmi etki var.
Günümüz   Metni
Sabahattin Ali –   Kağnı
Eşitsizlik teması
Olağanüstülükler yok
İnsana ait gerçeklik oldukça fazla
Modern kültür ve fikirler etkili
• Tablodaki bilgilere göre aşağıdaki yargıda boş bırakılan yere uygun kelimeyi yazınız.
XIII ve XIV. yüzyıldaki olay çevresinde oluşan edebî metinlerin kaynağı, İslamiyet öncesi döneme ait KAVMİ ve İslami dönemde oluşan DİNİ özelliklerdir.
9. “Dede Korkut Hikâyelerinin yazarının kim olduğunu belirtiniz.
9. Yazarının kim olduğu bilinmez.

3. metin      DÂNİŞMENTNÂME

TEKE TEK VURUŞMA
1
… Melik dahi üç halme darb urdu (üç hamle vurdu), gene alımadı (yenemedi), taaccüb kıldı (şaşırdı). Çün atla süvârlıkta (çünkü atlı askerlikte) zafer bulmadılar, âhir (sonunda) Melik piyade, yayan oldular, âlet-i silâhları (silahları) atlar üzerine berkittiler (yerleştirdiler). Şirt’in derhâl ilerü geldi (öne çıktı), sınadı (denedi), Melik’in kuşağını duttu, zor etti (zorladı), Melik’i kuşağından çekti amma alımadı (alamadı); çün üç hamle geçti (çünkü üç hamle yaptı), Melik’i bir zerre yerinden depredimedi (kıpırdatamadı). Çün nöbet Melik’e değdi (sonra sıra Melik’e geldi), elin uzattı, Şirt’in kuşağından berk duttu (sıkıca tuttu), bir kez nâra urup (bağırarak) Şirt’in yerinden götürü (yukarı kaldırdı), yere urdu (vurdu), hançer çıkardı, lâîne aman vermeyüp hemen (…) kesti.
2
… Akatis bir dev gibi iri idi. Bir darb Efrumiye’ye şöyle urdu kim (Efrumiye’ye öyle bir vurdu ki) Efrumiye kalkan beraber tuttu (kalkanını tuttu), elinde kalkan hurd oldu (parçalandı), Efrumiye başın uğurladı (başını korudu), darb at başına erdi (darp atın başına geldi), at başını hurd eyledi, at yıkıldı. Efrumiye sıç­radı, attan ayrıldı. Kâfirler gavgayı ayyûke çıkardı (Kâfirler bağırarak kavga ederken), müminler tekbîr getürdiler.

 Lâîn gerü kıldı kim bir gürz dahi bânûya (kadına) uraydı (Düşman geri çekildi ki kadına bir gürzle dahi vuramadılar.). Efrumiye derhâl kılıcın darttı (çekti), sıçradı, at yanına geldi, bir darb öyle urdu kim (öyle bir vurdu ki) atın iki ayağın (ayağını) kesüp yere bıraktı. Atla lâîn yıkıldı. Aklatis yerinden durun­ca (kalkınca) Efrumiye bir kılıç urdu (…) kimdi şunda (o anda) gitti. Kâfirlerin şâdlığı mateme tebdîl oldu (Kâfirlerin sevinci mateme dönüştü), gaziler tekbîr getürdiler.
SAVAŞ
1
… İki çeri karıldılar, katıldılar, cenge cenge turdular (savaşa başladılar). Şöyle atlar kişnemesinden, erler (askerler) narasından âlem gulgule bile (rültü ile) toldu (doldu); bir nücûmî saat (bir saatlik süre) at arkasında cenk oldu; (…) buharı, at ayağının tozu hava yüzünü kapladı, birbirin âdem seçemez oldu (insanlar birbirini göremez oldu).
2
… İki tağ (dağ) gibi çeri (asker) birbirine karıştılar. Bir uruş koptu (çatışma başladı) ve bir ceng-i âşûp (kargaşa savaş) oldu kim âlem (ortalık) veleveleye (gürültüye) vardı, sanasın kıyamet gün idi (sanki kıya­met günüydü); oğul atasın (atasını) ve ata kartaşın (kardeşini) bilmez oldu; her kişiye canı kayusu (kay­gısı) oldu; şöyle kim ol cenk (savaş) dil ile vasf olmazdı (anlatılmazdı); şöyle kim (şöyle ki) gaziler ve ol Müslümanlar din yoluna ve Muhammed gayretine can feda kılmışlardı; şöyle kim at kişnemesinden, gürz depeldüsünden (vuruşundan), ok fışıldusundan ve yay tenkildüsünden (gıcırtısından), pehlevanlar narasından, at ayağı tapıldusundan (nal sesinden), âleme bir sadâ düştü kim (âlemi bir gürültü kapladı ki) tağlar ve dereler yankulandı. Şunun gibi cenk oldu kim Melik Gazi ve Artuhı ve gaziler şimşek gibi balkılardı (parıldarlardı), ejderha gibi ya bir arslan gibi vuruşurlardı…
Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi
 hzl.: Cevdet KUDRET
1. Okuduğunuz metnin olay örgüsünü tahtaya çizeceğiniz bir şema üzerinde gösteriniz.
1. Birinci bölüme Melik ile Şirt arasında teke tek vuruşma olur ve Melik, Şirt’i öldürür.
İkinci bölümde Efrumiye ile Akatis arasında teke tek vuruşma olur ve Efrumiye kafir Akatis’i yener.
Savaş bölümünün birinci kısmında iki asker meydana çıkıp savaşırlar, iki saat geçer birbirlerini yenemezler v ortalık toz bulutuna dönüşür.
İkinci kısmında da yine iki asker arasındaki kavgayı ele alır.
2.  “Dânişmentnâme” adlı metnin yapısını oluşturan öğeleri (kişiler, zaman, mekân) belirleyiniz. Tes­pitlerinizi aşağıya yazınız.
Kişiler: Melik, Efrumiye (iyi ve kahraman karakterler), Akatis ve Şirt (kötü ve kafir karakterler)
Zaman : Belirgin bir zaman yoktur. Zaten destanlarda belirgin bir zaman olmaz.
Mekân : Savaş meydanı olsa da belirgin değildir.
3.  Metindeki kişilerin adlarını ve özelliklerini sıralayınız. Bu kişilerin, olay örgüsündeki işlevlerini belirleyiniz.
3. Melik, Efrumiye (iyi ve kahraman karakterler),
Akatis ve Şirt (kötü ve kafir karakterler)
Olay örgüsündeki işlevi ise olaylar kahraman karakterler ve bunlara karşı çıkan kötü karakterler karşısında geçeceği için mutlaka bu isimlerin özellikleriyle verilmesi gerekir.
4.  Metindeki olayların geçtiği mekânın işlevini belirtiniz. Bu mekânın nasıl anlatıldığını metinden örneklerle açıklayınız.
4. Direkt tasvir  halinde mekan verilmemiş ise olayların geçtiği yerin savaş meydanı olduğunu anlayabilmekteyiz.
5.  Metinde olayların geçtiği zaman dilimini belirten kelimelere örnek veriniz. Olayların geçtiği zaman dilimini belirtiniz.
5. Yine zaman kavramı verilmemiştir.
6. Olayların geçtiği mekân, zaman ve metindeki kişiler arasındaki uyumu açıklayınız.
6. Olay örgüsü, yer, zaman ve kişiler olay çevresinde gelişen edebi metinlerde uyum içinde verilmesi gerekir. Çünkü biri farklı ve anlamsız olduğu zaman olay örgüsü anlamsızlaşır. Danişmentname metninde insana garip ve yabancı gelen unsur yoktur ve uyum halinde verilmiştir.
7. a. Metnin temasını söyleyiniz.
a. Kahramanlık
b.  Bilgi birikiminizden de yararlanarak “Dânişmentnâme”nin teması ile eserin anlatıldığı dönem arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
b. Dönemine göre insanlar din adına kafirle savaşıp yaptıkları dönem olduğu ve dini yaymak amacıyla mücadele edildiği biliyoruz ki bu metinle dönemi arasında ilişki vardır.
c.   Metnin teması evrensel midir? Düşüncelerinizi belirtiniz.
c. Tema kahramanlık ve evrenseldir. Her dönemde bunu işleyen eserler görülebilmektedir.
8. Olay örgüsünde anlatılanlar, hayatta karşılaşılabilecek durumlar mıdır? Metinde anlatılanların olay örgüsü çevresinde nasıl aktarıldığını söyleyiniz.
8. Gerçekleşmesi mümkün olmayan  insanların tahayyülünde olan şeyleri ifade eder. Metinde insana özgü gerçeklikler ifade edilse bunların abartılarak verildiği için gerçekliği çok yoktur.
9.  Metnin anlatıcısını ve anlatıcının bakış açısını söyleyiniz.
9. İlahi bakış açısı ile anlatılmıştır. 3. Şahıs anlatıcı vardır.
10. a. Metinden alınan aşağıdaki kelimelerin günümüzdeki karşılıklarını inceleyiniz. Ses değişimlerini belirtiniz.
ilerü                      ————>   ileri             i – ü değişimi
amma                  ————>   ama             m sesini düşmesi
depredimedi      ————>   depretemedi        t-d değişmesi
urdu                    ———-–>   vurdu           sözcük başı v sesi türemesi
b.  Okuduğunuz metinde, anlamını bilmediğiniz kelime sayısının çoğunlukta olup olmadığını belirtiniz.
b. Bilmediğimiz kelimeler çoğunluktadır.
c.   “… yere urdu, hançer çıkardı. /… at başını hurd eyledi, at yıkıldı.” cümlelerini yapı bakımından inceleyiniz.
c. Yapısı itibariyle sıralı cümledir.
Yaptığınız incelemeden yararlanarak metnin dil özelliklerini defterinize sıralayınız.
Olay örgüsü  akıcı bir şekilde anlatılsa metin içinde anlaşılmayan kelimeler fazla olup dilinin bize göre ağır olduğunu söyleyebiliriz.
11.  Metinden tasvir cümlelerine iki örnek yazınız.
11. Akatis bir dev gibi iri idi.
Kâfirler gavgayı ayyûke çıkardı (Kâfirler bağırarak kavga ederken), müminler tekbîr getürdiler
Kâfirlerin şâdlığı mateme tebdîl oldu (Kâfirlerin sevinci mateme dönüştü), gaziler tekbîr getürdiler.
Bu tasvirlerin nasıl yapıldığını ve metindeki işlevini belirtiniz.
Bu tasvirler metnin daha iyi anlaşılması için yapılmıştır.
12.  “Dânişmentnâme”nin, ortaya çıktığı dönemdeki hangi gerçekleri dile getirdiğini bilgi birikiminizden yararlanarak açıklayınız.
12. Danişmentname metninde döneminde Müslümanların kahramanlıkları ve insanların İslamı yaymak için mücadeleleri vardır ki bu o dönemin gerçekliğine uygun düşmektedir.
13.  “Dânişmentnâme”yi İslamiyet öncesi metinler ve günümüz hikayesiyle tema ve kişiler yönünden karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönleri sıralayınız.
                Farklılıklar           Benzerlikler
Dânişmentnâme            
Kahramanlık teması
Olağanüstülükler var
İnsana ait gerçeklik az
İslami etki var.
Kurmaca
Olay   çevresinde gelişen edebi metinler
Olay,   yer, zaman, kişi etrafında şekillenmiştir.
İslamiyet Öncesi Metinler        
Kahramanlık teması
Olağanüstülükler var
İnsana ait gerçeklik az
Kavmi etki var.
14. a. Metnin yazarının fikrî ve edebî yönü hakkındaki düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
a.
1.Anadolu’nun fethini ve bu fethi gerçekleştiren kahramanların anlatıldığı bir destandır.
2. 12 yy’da sözlü olarak şekillenmiş 13 yy’da yazıya geçirilmiştir.
3. Anadolu coğrafyası destanda gerçek isimleriyle yer alır.
4. Destanda adı geçen kahramanlar gerçek Türk beyleridir.
5. Bu destan uzun bir süre bir tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir.
6. Eser ilk defa Anadolu Selçuklu Sultanı İkinci İzzeddin Keykavus’un emriyle İbn-i Ala tarafından derlendi.
7. Eser ikinci olarak Osmanlı Hükümdarı Sultan İkinci Murad’ın emriyle Tokat Dizdarı Arif Ali tarafından Türkçe olarak aralarında manzum parçaların da bulunduğu bir nesir diliyle 17 bölüm halinde yazdı.
8.Battalname’nin bir devamı olarak kabul edilir.
9. Halk şairleri tarafından da “Mefailün mefailün faulün” vezniyle manzum olarak yazılmıştır.
10. Tarihçiler için kaynak eserlerden sayılmıştır.
b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi tespit ediniz.
b. Eser anonim bir eser olmakla birlikte yazıldığı dönemdeki halkın ortak duygu ve düşüncesini yansıtmaktadır.

4. metin   İSKENDERNÂME

1.  “İskendernâme”den alınan, kitabınızda okuduğunuz bölümün olay örgüsünü, aşağıdaki şema üzerindeki boş bırakılan yerlere kısaca yazınız.
* İskender ve ordusu karanlık içinde yol devam ederler ve karanlık olduğu için birbirlerini bulamazlar ve kaybolurlar.
* İskender geri dönmek istemez ama ordusunun durumunu görünce mecburen geri dönmek zorunda kalır. * * Geri dönünce Hızır’ı göremez. Kendi ordusu karanlık kurtulur ve İskender Hızır’ı merak eder. Fakat Hızır da ab-ı hayat suyunun yanındadır. 
* İskender de bir çöle gelir ve burda herkesin yattığı sırada bir ağaç İskender’e seslenir. Çok mal yığdın, servetin çok oldu. Neden halen yürüyorsun der. 
* İskender bunun için buruk bir şekilde yoluna devam eder.
*  Daha sonra vardığı yerde bir burun kanaması geçirir ve hastalanır. 
* Doktorlara haber yollanırsa İskender, kendisine ecelin geldiğini anlar ve hiçbir şeyin fayda etmeyeceğini düşünür.
*  Sonunda da eceline yenilir.

2.  Metnin yapısını oluşturan öğeleri aşağıya yazınız. 
Ola örgüsü:
Kişiler: İskender, Hızır,
Mekân: Belirli bir mekan olmamakla birlikte karanlık, gün doğusu ve batısı için kullanılan yerler var.
Zaman : Belirli bir zaman yok.
 3. Sınıfta dört gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü belirleyerek aşağıdaki konulardan birini seçiniz. İnceleme sonuçlarınızı grup sözcüleriniz aracılığıyla aktarınız.
a.  Metindeki kişileri, olay örgüsündeki önem sırasına göre tahtaya yazınız. Daha sonra bu kişilerin kişilik özelliklerini ve olay örgüsündeki işlevlerini yazınız.
a. İskender en önemli karakter Hızı ise daha sonraki önem sahiptir. Olay örgüsü mutlaka anlatmaya bağlı mutlaka bir karakter etrafında şekillenmesi gerekmektedir.
b. Metindeki mekânın, olayların oluşumundaki işlevini ve nasıl anlatıldığını belirtiniz.
b. Mekan, olayların anlatılmasında olayın belli bir mekanda geçmesi gerektiği düşünüldüğü için verilmiştir. Fakat belirli bir mekan isimleri verilmemiştir.
c.  Metindeki olaylar, belli bir zaman dilimi içinde mi anlatılıyor? Zamanın nasıl anlatıldığını söyleyiniz.
c. Zaman belirgin değil. Olaylar ise belirsiz bir zaman diliminde geçmektedir. Mesela İskender, karanlıktan ne kadar zamanda çıktığı belirtilmemiştir.
ç. Metindeki kişilerle, zaman ve mekânın ilişkisini açıklayınız.
ç. Mekan, kişiler ve zaman bir uyum içerisinde olay örgüsü etrafında şekillenmiştir ki bize anlamsız ve garip gelen bir yanı yoktur. Olay örgüsünü şekillendirmek için verilmiştir.
4.  Metnin temasını söyleyiniz. Temanın, XIV. yüzyılda Türk edebiyatının etkilendiği İslami edebiyatın etkisini de düşünerek dönemle ilişkisini belirtiniz.
4. İskender’in hayatıdır teması. 14 yüzyılda İslamiyet etkisi ile şekillendiği doğrudur çünkü İskender, dini bir karakterdir ve Kuran’da Zulkarneyn diye geçen kişidir.
 5. a. Daha önceden hakkında bilgi edindiğiniz İskendernâme’nin konusunu özetleyerek anlatınız.
a. Makedonyalı İskender’in doğu ve batıya yapmış olduğu seferleri ele alarak alegorik olarak hayatını anlatır.
b. “İskendernâme”nin temasının evrensel olup olmadığını açıklayınız.
b.İskendername’nin  Tema evrenseldir.
 6. Sınıfta arkadaşlarınızla grup oluşturarak İskendernâme’nin bir bölümünü canlandırınız. Daha sonra metinde anlatılan olayların yaşanabilir gerçekler olup olmadığını ve bunların olay örgüsünde nasıl anlatıldığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.
6. Bu olaylar yaşanabilir olaylardır. aynısı olmasa da benzer olaylara rastlamak mümkündür.
7.  Metindeki olayları, olay örgüsü içindeki kişilerden biri mi, yoksa dışarıdan gözlem yapan, her şeyi bilen biri mi anlatıyor? Anlatıcının bakış açısıyla ilgili çıkarımlarınızı açıklayınız.
7.Anlatıcı olayın dışındaki birisi. İlahi anlatıcı bakış açısı kullanılmış olup anlatıcı her şeyi bilen biridir.
8. a. Mesnevinin orijinalinden alınan aşağıdaki beyitleri okuyunuz. 
Gitdiler zulmet içinde bir zaman                            Karanlık içinde bir zaman yürüdüler,
Bir gice bir ebr kopdı nâ-gehân                               Bir gece ansızın bir bulut çıktı.
Leşker ü şeh işlerini yazdılar                                    Asker ve şah ne yapacaklarını şaşırdılar,
Yürüriken birbirinden azdılar                            Yürürken şaşkınlıktan birbirinden ayrılarak dağıldılar.
Çünki görmezlerdi birbirin ayan                             Birbirlerini karanlıkta göremedikleri için
Azdılar biri birinden bî-gümân                                Şüphesiz birbirinden ayrılarak dağıldılar.
Beyitlerde geçen aşağıdaki kelimelerin günümüzdeki karşılıklarını inceleyiniz. Farklılıkları belirtiniz.
gitdiler —–> gittiler                       t- d değişmesi
kopdı —-> koptu                            t- d değişmesi
gice>gece                                           i-e değişmesi
b. Metnin orijinalinden günümüzde de aynen kullanılan kelimeleri tespit ediniz.
b. zulmet, içinde, zaman, bir, işlerini , yazdılar, azdılar gibi kelimeler günümüzde de kullanılmaktadır.
c.  “zulmet, nagehan, ayan, bî-gümân, leşker, şeh” kelimelerinin anlamını bilip bilmediğinizi belirtiniz. Metinde anlamını bilmediğiniz kelimelerin çoğunlukta olup olmadığını söyleyiniz.
c. Bu kelimelerin bazılarını anlamlarını bilsek de çoğunluk olarak anlamını bilmediğimiz kelimeler çoktur.
Zulmet <karanlık,   na-gehan> ansızın, birdenbire, bi-güman> Kuşkusuz, Şüphesiz, leşker> asker, şeh>şah
ç. Metinle ilgili incelemenizden ve mesnevinin tamamının anlatımından hareketle eserin dili hakkındaki düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
Günümüz Türkçesine göre anlamını bilmediğimiz kelime ve kavramlar olsa da  yazıldığı devre göre sade bir dil kullanılmıştır.
9. “İskender’in Ordusu ile Karanlığa Varışı” adlı bölümde tasvir yapılan beyitleri bulup tekrar okuyunuz. Belirtilen bölümde tasvirin nasıl yapıldığını açıklayınız. Beyitleri okurken bu tavsirin sizi nasıl etkilediğini belirtiniz.
9. Tasvirler kısa cümlelerle dile getirilmiş olup sadece olayların daha iyi anlaşılması için verilmiştir.
 Bu dönemde tasvirler asıl unsur olarak ele alınmaz, daha çok olan ortay konmasında yardımcı unsur olarak kullanılır.
10. a. İskender ve Zülkarneyn hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
10.a.
Hazret-i Zülkarneyn (as), Kur’ân’da ismiyle zikredilen sâlihlerdendir. Kimliği konusunda açık bir nass olmadığı için nebi mi olduğu, veli mi olduğu, sâlih bir padişah mı olduğu hep tartışma konusu olmuştur. Bazı müfessirler, Kur’ân’da Allah’ın “Yâ Ze’l-karneyn” şeklinde hitap ettiğinin bildirilmesini nazara alarak nebî olduğunu; bazıları da velî olduğunu iddiâ ederler. Bu konudaki ihtilâfa Üstad Bedîüzzaman (ra) son noktayı koyar: Zülkarneyn, Allah’ın kendisini te’yid ettiği, hususî güç ve kuvvet verdiği, Yemen Padişahlarından bir şahıstır ki, Hazret-i İbrahim (as) zamanında yaşamış ve Hazret-i Hızır’dan ders almıştır.
Zülkarneyn, “İskender” olarak da tanınmıştır. Her ne kadar Fahrüddin Râzî tefsirinde Yunanlı İskender’in Zülkarneyn olduğunu söylemişse de; milattan takriben üç yüz sene önce yaşamış ve Aristo’dan ders almış olan Yunanlı İskender’in tarihî bilgiler açısından Zülkarneyn olamayacağında müfessirlerin çoğunluğu birleşmişlerdir. Bedîüzzaman (ra) da Zülkarneyn’in, Yunanlı İskender olmadığını kaydetmiştir.
Hazret-i Zülkarneyn’in, Ye’cüc ve Me’cüc denilen bozguncu, fitne ve fesatçı, mütecaviz, vahşî, saldırgan, yağmacı, yıkıcı ve zalim iki kabilenin şerrinden ve saldırılarından medenî ve mazlum kavimleri korumak için bir sed bina ettiğini, yine Kur’ân beyan eder.
Büyük İskender
Büyük İskender veya III. Aleksander, (Yunanca: Megas Aleksandros; 22 Temmuz M.Ö. 356, Pella, Makedonya – 13 Haziran M.Ö. 323, Babil), Makedonyalı İskender olarak da bilinir. M.Ö. 336-323 yılları arasında Makedonya kralı ve tarihteki en büyük komutanlardan biri. Makedonya kralı II. Filip’in oğlu.
Pers İmparatorluğu’nu yıkarak Yunanistan’dan Hindistan’a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş, Eski Yunan uygarlığının Doğu’ya yayılmasında etkili olmuş ve efsanevi bir kahramana dönüşmüştür.
 b. Nihad Sami Banarlı’nın, “İskendernâme”yle ilgili değerlendirme yazısından alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.
“İskendernâme isminden de anlaşılacağı gibi büyük İskender’in hayatına, idealine, aşklarına ve fetihlerine dair, tarihlerden, rivayetlerden, destanlardan derlenmiş bilgilerle meydana getirilmiş, büyük bir manzum hikâyedir. İskendernâme mevzuu, Türk edebiyatından önce İran edebiyatında işlenmiş ve İskender’in hayatı, İran romanının klasik mevzuları arasında yer almıştır. İskendernâme, Firdevsî’ye de mevzu olmakla beraber, büyük müstakil bir eser olarak İran edebiyatında bilhassa Genceli Nizamî tarafından yazılmıştır.
Ahmedî, İskendernâme’nin mevzuunu İran edebiyatından almış fakat onu kendi bilgisi, kendi sanatı ve kendi buluşlarıyla süsleyip genişleterek klasik terbiye ve klasik anane içinde, orijinal bir eser hâline koymuştur. Bu bakımdan Ahmedî’nin eseri İran örneklerine nispetle daha ciddi, tarihî hakikatlere daha yakın bir kitaptır.
O kadar ki İskendernâme, ihtiva ettiği bilgilerin çeşitliliği ve zenginliği dolayısıyla âdeta o devir ilminin bir ansiklopedisi mahiyetini almıştır.
8200′den fazla beyitle söylenen İskendernâme, lisan bakımından da sade ve sevimli bir XIV. asır Türkçesiyle yazılmıştır. Onun içindir ki İskendernâme bugün, sanat değerinden veya verdiği tarih bilgilerinden ziyade dil ve umumi kültür bakımından ehemmiyetli bir eserdir.
Ahmedî, bütün bu bilgileri kendi zamanında Şark ilminin bilebildiği en zengin ve yine o zaman için en doğru sayılan bir şekilde yazmıştır. Ancak eserini bir vakalar ve maceralar şeridi hâlinde bırakmamış, ona fikrî, ahlaki ve terbiyevi bir hüviyet de vermiştir.
Mesela Ahmedî’ye göre âb-ı hayat, ilimdir ancak onu bulanlar ölmez. Aristo, akıl’dır. İskender, ruh’tur. Dârâ, ihtiras’tır ve ruh ancak ihtirası yendiği zaman dünyaya hâkim olur.”
c. Okuduğunuz yazıdan ve eserle ilgili edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak “İskendernâme”yi kendinden önceki metinlerle ve daha önce okuduğunuz günümüz yazarlarından birine ait hikâye ile karşılaştırınız. Farklılıkları sıralayınız.
c.                                                   
İskendername                               
 Farklılıklar    
Temaları farklı
 Olağanüstülükler var
  İnsana ait gerçeklik az
   İslami etki var.
Benzerlikler
Olay   çevresinde gelişen edebi metinler
Olay,   yer, zaman, kişi etrafında şekillenmiştir.
 Hişt  adlı hikaye
Temaları farklı
Olağanüstülükler yok
İnsana ait gerçeklikle dile getirilmiş
Modern etkiyle yazılmış
Benzerlikler
Olay   çevresinde gelişen edebi metinler
Olay,   yer, zaman, kişi etrafında şekillenmiştir.
ç. “İskendernâme”nin XIV. yüzyılın gerçekliğiyle ilişkisini açıklayınız.
Ç. Dini yani İslami etki olduğunu düşünecek olursak döneminin gerçekliğine uygun düşmektedir. Çünkü İskender dini karakterdir.
11.Kitabınızdaki eserlerden hareketle XIII – XIV. yüzyıllarda Anadolu’da, olay çevresinde oluşan edebî metinlerin oluşmasını sağlayan zihniyet (ait oldukları dönem; dönemin siyasi, dinî, kültürel, toplumsal yönden özellikleri) hakkında bilgi veriniz.
11. 13. ve 14. yüzyıl Anadolu’da Osmanlı hâkimiyetinin yeniden oluşmaya başladığını görüyoruz. Timur’un Anadolu’yu istilasından sonra Anadolu beyliklerle önetilmeye başlamıştı. Osmanlı tekrar içerde hakimiyeti sağlayarak İslam anlayışı etrafında bir devlet yapısı kurmuş, sosyal ve kültürel hayat İslam dini etrafında şekillenmeye başlamıştır.
 12. a. Ahmedî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
Asıl ismi abuzeri İbrahim’dir, 14. yüzyılın en büyük divan şairidir,
Hayatının ilk yıllarını ve ilk öğretimini Anadoluda tamamladıktan sonra öğrenim için Mısır’a gitmiştir. Öğrenimini bitirdiğinde, Kütahya’ya geldi. Önce Süleyman Şah’ın (Germiyan beyi), daha sonra ise Timur’un koruması altına girdi. Amasya’da 1414 yılında vefaat etti.
Ahmedî, dönemindeki şairleri büyük ölçüde etkilemiştir. Eserleri dini konular veya temalar içermez. Fars şiir formunu Türkçe’ye uygulamaya çalışmıştır, fakat Farsça mecazlar Türkçe’ye tam olarak aktarılamadığı için şiirlerinde düzenli ve güçlü mısra yapıları bulunmamaktadır.Genellikle yüksek zümreye (padişahlara) hitap etmiştir.
Başlıca Eserleri
Ahmedi Divanı
Cemşîd ü Hurşid (mesnevi)
İskendername(mesnevi)
Ahmedi Divanı
6 nüshaya sahip olan Divan, Ahmedi’nin şairlik yeteneğini ortaya koyduğu önemli eserlerindendir.Özellikle la-dini şiirlerde Hoca Dehhani’den etkilenmiş olduğu görülür.Dehhani dışında etkisinde kaldığı şairler Aşık Paşa,Gülşehri,Ahi Evran olarak sıralanabilir. Ahmedi’nin şiirlerinin bir kısmı nazire mecmualarında bulunmaktadır.
Cemşid ü Hurşid
İranlı şair Salman Saveci’nin aynı adı taşıyan 1700 beyitlik yapıtının genişletişmiş çevirisi olan, Cemşîd ü Hurşîd, ünlü 14. yüzyıl divan şairi Ahmedî’nin belki de en çok tanınan eseridir.Ahmedî’nin bu ünlü mesnevisi beş bin beyitliktir.Mesnevide gündelik hayata dair unsurlara sık rastlanmaktadır. Eserden bir beyit: Didi kim derdümün yokdur keranı- Nice takrir ideyim ben anı
Ahmedî’nin bir de divanı olup, değeri İskender-nâme’sine nisbetle daha yüksektir; sekiz bin beyitten fazla olan bu divanda şiirin muhtelif şekillerini havi manzumeler görülür; yine Ahmedî’nin beş bin beyitli Cemşid ü Hurşid isimli manzumesi, Çin hükümdarının oğlu Cemşid ile Rum kayserinin kızı Hurşid arasındaki âşikane macerayı tasvir etmektedir; gerek bu eserini ve gerek Tervîhü’l-Ervâh adındaki tıbba dair manzum ve mufassal telifini Emîr Süleyman Çelebi’nin emriyle kaleme almıştır.
İskendernâme
İskendernâme, ünlü Türk Divan edebiyatı şairi Ahmedî tarafından kaleme alınmış bir mesnevidir.Klasik edebiyatta Ayine-i İskender olarak anılır. 1390 yılında yazılan mesnevi I. Beyazıt’ın oğlu Emir Süleyman’a sunulmuştur. Adından da anlaşılabileceği gibi eser Büyük İskender’in hayatını konu alır. Fakat, çoğu araştırmacıya göre, eserin amacı ismi geçen kişinin hayatını anlatmaktan çok bu hayatı bir çerçeve-hikâye olarak kullanıp birçok farklı bilim dalına dair çeşitli bilgiler vermektir. Nitekim eserde konu edinilen İskender’in yaşam öyküsü ile İskender’in gerçek yaşam öyküsü arasında büyük farklılıklar bulunur. Nizami’nin 2500 beyitlik İskendernâme’sinin bazı kısımları tercüme edilerek esere dahil edilmiştir. Ahmedî bu mesnevide 3 farklı şahsiyete 3 sembol yüklemiştir; Aristo aklı,İskender ruhu,İskender’in savaştığı Dara nefsi temsil eder.Ahmedî, Sultanın isteği üzerine mesnevisinin sonuna ilk manzum Osmanlı tarihi sayılabilecek 334 beyitlik bir Gazavat-nâme eklemiştir. Çoğu araştırmacı göre şiir açısından çok parlak bir eser olarak kabul edilmeyen İskendernâme´yi önemli kılan ana unsur ihtiva ettiği bilgilerdir. Her ne kadar bir mesnevi olsa ve nazım şeklinde yazılmışsa da eserin içeriğinin büyük bir kısmı geometri, astronomi, tıp, felsefe, siyaset, etik, teoloji gibi bilimlere dair bilgiler içerir. Bu da eseri Bilim Tarihi ve Felsefe Tarihi açısından önemli kılar. Eserin bu özelliği birçok bilimadamı ve şairin eseri edebi bir eserden ziyade bilimsel bir eser olarak görmesine sebep olmuştur. Eseri bu şekilde yorumlayanlar arasında Latîfî ve E. J. Wilkinson Gibb gibi isimler vardır. Franz Babinger ise İskendernâme’nin Büyük İskender’e ait efsaneleri tesvir ettikten sonra bir bilim ansiklopedisi halini aldığını belirtir
b. “İskendernâme”de olayların ardından ahlaki ve fikrî düşünceler yansıtılmaktadır. Eserin genelini de düşünerek şairin fikrî ve edebî yönü hakkındaki düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
b. Ahmedî, dönemindeki şairleri büyük ölçüde etkilemiştir. Eserleri dini konular veya temalar içermez. Fars şiir formunu Türkçe’ye uygulamaya çalışmıştır, fakat Farsça mecazlar Türkçe’ye tam olarak aktarılamadığı için şiirlerinde düzenli ve güçlü mısra yapıları bulunmamaktadır. Genellikle yüksek zümreye (padişahlara) hitap etmiştir.
13. Şairin hayatını, eğitim düzeyini göz önünde bulundurarak yazar ve eser arasındaki ilişkiyi aşağıya yazınız.
13. Eser ile yazarı arasında sıkı bir ilişki vardır. Yazdığı diğer eserlerden de bu durum rahatça görülmektedir.
YORUMLAMA – GÜNCELLEME
 1. XII. yüzyılda, Malatya bölgesinde Danişmendliler çevresinde oluştuğu kabul edilen “Battal Gazi Hikâyesi”nde kahramana “Seyyid” unvanının verilmesinin o dönem için önemini açıklayınız.
1. Seyyid, Araplarda peygamber efendimizin soyundan gelenlere verilen bir ad olduğu gibi bir hitap sözü olarak da kullanılır. Türkçede Efendi veya beyefendi gibi anlamlara gelir.  verilmesi dini bir niteliği taşıdığı için önemlidir.
2.  Dirse Han’ın, çocukları olmadığı için eşine söylediği sözlerine karşılık, hatunun öğütlerini hemen yerine getirmesini, Oğuzlardaki kadına bakış açısı yönünden değerlendiriniz.
2. Türkler tarih boyunca kadına ayrı bir değer vermişler,  bu yüzden hatun, sultan gibi unvanlarla hitap etmişler. Burada da Oğuzların kadına verdiği değeri göstermektedir.
3.  Dirse Han’ın oğlu on beş yaşındayken bir boğayı yendiği için Dede Korkut tarafından ona “Boğaç Han” adı verilir. Dede Korkut, Boğaç Han’a adını koyduktan sonra babası Dirse Han’a ona beylik vermesini söyler. Bu âdet, günümüzde aile içinde nasıl devam ettiriliyor? Açıklayınız.
3. Türkler çocuklara isim koyma  çocuk büyüyüp bir kahramanlık yaptıktan sonra verilirmiş. Bu da çocukların daha küçük yaşta kahramanlığa özenmesine bir şeyler yapma ihtiyacı duymasına yardımcı olmuştur.
4.
Çeşme-i   Hayvânun içinde ecel  
Kişiyi   bulur nedür bunca emel  
Zehr olur irdükd’ecel Âb-ı Hayât         
Vây ana k’ardıncadur anun memat   
(Bu kadar arzu nedendir, ecel insanı ölmezlik suyunun içinde de bulur.
Ölümden yakasını kurtaramayan insanın vay hâline ki ecel onu yakaladığında                                                                  ölmezlik suyu bile ona zehir olur.)
Yukarıdaki beyitlerde Zülkarneyn, ölmezlik suyunu arayan İskender’e neden bu öğütleri vermektedir? İskender’in bu suyu bulma amacı nedir? Siz bu sudan içmek ister miydiniz? Nedenlerini açıklayınız.
4. İskender’in bu suyu bulmasındaki amaç ölümsüz olmaktır. Ahmedi ne oluşa olsun insanın bir gün mutlaka öleceğini bu sondan kaçışın olmadığını bu yüzden büyüklük taslamamak gerektiğini anlatmak istiyor. Doğru ya da yanlış herkes ölümsüz olmak ister.
5.  Ölmezlik suyunu içen Hızır, efsaneye göre sıkıntıya düşen insanlara yardıma koşmaya başlamıştır. Günümüzde, zor durumda kalan birinin işine son anda çare olan kişiler için “Hızır gibi yetişti.” Ya da “Hızır yetişti.” Denilmesinin bu efsaneyle ilgisini açıklayınız.
5.Hz. Hızır Kuran’da adı geçen kişilerden biridir. Onun yaşadığı hayat farklı bir boyuttadır. Buna Hızır makamı denir. Hızır aleyhisselamın görevi Allah’ın istekleri doğrultusunda dünyada olup biten bazı olaylara müdahale etmektir.
6.  “Dânişmentnâme ile Battalnâme” arasındaki tarihî bağlantıyı açıklayınız.
6. Birbirinin devamı niteliğinde olan destanlardandır. Battalgazi Danişmentgazi’yle aynı dönemde yaşamıştır.  Bazı rivayetlerde onun bir kumandanıdır.
DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
XIII ve XIV. yüzyılda anlatmaya bağlı metinler DESTAN ve hikâyeler olmak üzere iki grupta incelenir.
XIII ve XIV. yüzyılda halk arasında anlatılan kahramanlık hikâyeleri, fetih ve KAHRAMANLIK temalarını işlemesi sayesinde daha çok ilgi görmüştür.
DANİŞMENTNAME, Seyyid Battal Gazi Hikâyesi’nin ikinci halkası olmuştur.
2. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(  D )   XIII ve XIV yüzyılda destani hikâyeler Anadolu’da oluşmuştur.
( D )   Battalnâme’de İslamiyet öncesi destanların etkisi görülmemektedir.
( D  )   XIII ve XIV yüzyılda destani hikâyeler, yaşanmış bazı tarihî gerçekleri dile getirmektedir.
3. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
XXX      “İskendernâme”   tarihî gerçekliklerden yararlanılarak yazılmış bir eserdir.
XXX      Halk   hikâyeleri ve Dede Korkut Hikâyeleri’nin söyleyenleri belli değildir.
            “Battalnâme”,   Battal’ın ağzından anlatılan bir halk hikâyesidir.
XXX      XIII ve XIV   yüzyıldaki eserlerin kaynağı, destanlar ve İslami dönemde oluşan   hikâyelerdir.
XXX      XIII ve XIV yüzyıl eserlerinde İslami   dönemin etkisiyle Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlanmıştır.
XXX      ”Dede Korkut Hikâyeleri”, Türk   edebiyatında, destandan öyküye geçiş aşamasının en özgün ürünlerindendir.   Ancak destan özellikleri daha belirgindir.
XXX      Ahmedî, XIV   yüzyıl divan şiirinin en ünlü şairlerindendir.
XXX      ”İskendernâme ve Cemşid ü Hurşit”   Ahmedî’nin mesnevi tarzında yazdığı eserleridir.
4.  Dede Korkut Hikayeleriyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?
A. Dede Korkut Hikâyelerinde hikayecinin ağzından söylenen yerler düz yazıyla belirtilmiştir.
B. Olaylar sırasında kişilerin karşılıklı konuşmaları da düz yazıyla verilmiştir.
C. Dede Korkut, kahramanlara ad koyan, Oğuzların ona akıl danıştıkları bilge kişidir.
D. Dede Korkut Hikâyelerinde, Müslüman Oğuzların iç ve dış güçlerle savaşları anlatılmaktadır.
E. Dede Korkut Hikâyelerinde olağanüstü özelliklere rastlanılmamaktadır.
2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders kitabı CevaplarıFırat Yayıncılık 3.Ünite:Divan Şiiri-Gazel (Sayfa:120,121,122,123,124,125,126,127)

4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)
1. Divan Şiiri [Gazel, Kaside, Rubai, Tuyuğ, Musammatlar (Murabba, Şarkı, Terkibibent)]
HAZIRLIK
 1. Tarih kitaplarından XV, XVI, XVII, XVIII ve XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında araştırma yapınız.
1. Osmanlı Devleti’nin en yüksek ilmî müessesesi olan medrese ile ilmiye mesleği, kuruluşundan Kanûnî devrine kadar devamlı gelişme kaydetmiştir. Medrese tahsilini tamamlayan ve kendisine ulemâ denilen ilim erbâbı, icazet aldıktan sonra, hukuk, eğitim, başlıca dinî hizmetler ve zaman zaman da bürokraside sorumluluk üstlenmekte ya da kendisini tamamen toplumun hizmetine vermekteydi.
XV-XVI. yüzyıllar, Osmanlı medreselerinin ikbâl devri, XVI. yüzyılın sonları inhitât devrinin başlangıcı olmuştur. İlk devir Osmanlı Medreselerinin düşünce sisteminin temelinde Fahreddin Râzî mektebi vardır. Bu mektebin temel özelliği aklî ve naklî ilimlerin beraber okutulmasıdır. Ne var ki bu anlayış zamanla yerini aklî ve felsefî ilimlere karşı skolastik ve tepkici bir zihniyete bırakmış, sonunda medrese sistemi gerilemeye başlamıştır. Osmanlı çözülüşünün Kâtip Çelebi ve Koçi Bey gibi gelenekçi yorumcuları medreselerin bozulmasını tamamen ilmiye içinde olup biten meselelere bağlamışlarsa da siyâsî, iktisâdî ve sâir çözülmelerin de bu hususta rol oynadığı muhakkaktır.

Bütün bunlara ilâve olarak bu yüzyılda baş gösteren hoşgörüsüzlük ve bağnazlık da ilmî performansın gerilemesine sebep olmuştur. Kendilerine Kadızâdeliler ya da Fakılar denilen bir grup vâiz, Birgivî Mehmed Efendi (v. 981/1573)’nin açmış olduğu çığırdan gittiklerini iddia ederek şerîatı koruma iddiası ile ortalığı huzursuz etmişlerdir. Zamanlarında, felsefî ve tecrübî ilimlerle meşgul olup meşhur olan bulunmadığından karşılarına hücum edecek sadece sûfiyye mensuplarını bulmuşlardır.
Bir önceki asra kıyasla müdekkik, muhakkik olmasalar bile, bu dönemde kalem sahibi münşî âlimler de yetişmiştir. Bunlar arasında Bergamalı İbrahim (v. 1014/1605), Taşköprîzâde Mehmed Kemâleddin Efendi (v. 1030/1621), Altıparmak Mehmed Efendi (v. 1033/1627), Ayşî Mehmed Efendi (v. 1080/1669), Kefeli Ebulbekâ Eyüp (v. 1094/1683) gibi âlimler vardır. Bunlara ilâveten Kâtip Çelebi ve Hezârfen Hüseyin Efendi (v. 1102/1691) de zikredilmelidir.
XVII. yüzyılda, Osmanlı Devleti’nde buhran hemen hemen her alanda görülmekte iken genişleme ve ilerleme bâzı alanlarda devam etmektedir. Edebiyat, mûsikî ve hat sanatı bunlardandır. XVII. yüzyıl her ne kadar karışıklık ve isyan devri olsa da XVI. yüzyıldan devralınan siyâsî, iktisâdî ve içtimâî hayatın olgunluk semerelerinin devşirildiği bir dönemdir. Bu devreye, her şeyin ölçü ve esasa kavuştuğu bir denge hali ve olgunlaşmayı temsil eden bir zaman dilimi olarak bakabiliriz.
Bu yüzyılda, bir Mimar Sinan yetişmese de, aynı zamanda bir mûsikîşinas ve sedefkâr olan Mehmed Ağa ortaya çıkmış ve klasik Osmanlı mimari üslubun XVII. yüzyıl başında büyük ve gösterişli bir çıkışı olan, Sultan Ahmed Câmii ’ni yaparak âdetâ son sözünü söylemiştir Ayrıca bu yüzyılda yapılan, Yenicami ile Bağdat , Revan ve İncili Köşkü gibi mimari eserlerini de bu bâbda zikredebiliriz.
Bu yüzyılda büyük gelişme gösteren ve yükselen sanat alanı mûsikî olmuştur. Gerek câmi mûsikisinde gerekse tekke mûsikîsinde önemli husûsiyetler gösteren şahsiyetler yetişmiştir. En büyük şansımız da bu eserlerin çoğunun zamanımıza kadar gelebilmiş olmasıdır. Zira dinî Türk mûsikîsi eserlerinin sözlerini (güftelerini) veren yazmaların en eskileri XVII. yüzyıldan kalmadır. Bu yüzden XVI. yüzyılın son yarısına kadar yetişen mûsikîşinasların ortaya koydukları eserler tespit edilememektedir. Bu yüzyıldan kalma kırk iki parçanın notası Ali Ufkî tarafından, yüzden fazla parçanın sözleri de Sâdeddin Nüzhet Ergun tarafından aktarılmıştır.
Bu dönemde bir çok sahada olduğu gibi mûsikîde de merkez İstanbul ’dur. Başkent başta olmak üzere Anadolu’daki yüzlerce tekke, mûsikîyi yayma husûsunda en büyük âmildir.
Dönemin en büyük mûsikî üstâdı, sahasında önemli eserler vermiş olan Hâfız Post ’tur. Edirneli Köçek Derviş Mustafa , Bezcizâde Muhiddin, Koğacızâde Şeyh Mehmed , Zâkirî Hasan, Derviş Ali Esved , Hâfız Kumral , Şaban Dede , Abdülkerim , İmam Yusuf , Antepli Bedrî Mehmed , Nasuh Paşazâde Ömer , Derviş Sadâyî , Bursalı Hâfız Ubeyd , Bursalı Osman , Yakubzâde Şeyh Mehmed , Bursalı Ebûbekir , Mevlevî Yusuf Dede , Küçük İmam Mehmed , Ümmî Sinanzâde Hasan , Nane Ahmed Çelebi , Kefeli Derviş Abdî , Fethullah Çelebi , Şeyh Mehmed Nazmî, Tablîzâde Aklî bu dönemin diğer mutasavvıf mûsikîşinaslarındandır.
XVII. yüzyılda inkişâf eden bir alan da âşık edebiyatıdır. Bu asırda mühim eserler ortaya koyan saz şâirleri arasında Gevherî, Âşık Ömer, Karaca Oğlan, Kâmil, Kul Oğlu, İbrahim Türabî, Edhemî, Afife Sultan, Kul Deveci, Kul Süleyman, Temeşvarlı Gazî Âşık Hasan, Âşık Mustafa , Kayıkçı Kul Mustafa, Kâtibî, Za’îfî, Âşık, Er Oğlu, Benli Ali gibi simalar vardır.
XVI. yüzyılda ulaşılan edebî seviye XVII. yüzyılda da muhafaza edilmiş, yüzyılın ilk yarısında edebî türlerin hemen tamâmında mükemmel eserler yazılmıştır. Kasidede Nef’î, gazelde Yahyâ, Neşatî, Nâilî , gibi sonraki devirlere de tesir edecek üstatlar yetişmiştir. Ancak yüzyılın ikinci yarısında durgunluk başlar. Bu dönemin zirve ismi Nâbî ’dir. Genel olarak şiir bu dönemde daha yerli bir özellik arzeden. İran edebiyatı ile ilişki devam etmekle birlikte, kasidede ve gazelde İran şiirini geçmiştir.
Bu dönemin dîvân şâirleri arasında, Nef’î (v. 1045/1635), Sabrî (v. 1055/1645), Âlî (v. 1058/1648), Riyazî (v. 1055/1645), Şehrî (v. 1070/1660) kasideleri ile, Şeyhulislâm Yahyâ (v. 1053/1643), Şeyhulislâm Bahâyî (v. 1063/1653), Nedîm -i Kadîm (v. 1081/1670), Neşâtî (v. 1085/1674), Nâilî (v. 1077/1666), Nâbî (v. 1124/1712) ve Sâbit (v. 1124/1712) gazelleri, Hâletî (v. 1040/1630) rubâîleri, Atâyî (v. 1044/1634), Nâdirî (v. 1035/1626), Fasih (v. 1106/1695), Nâbî mesnevîleri ile tanınmış ancak diğer edebî türlerde verdikleri eserlerle de edebî gelişmeye katkı sağlamışlardır.
Dönemin hükümdarlarından I. Ahmed , II. Osman , IV. Murad , IV. Mehmed , II. Ahmed ve II. Mustafa da şiirde yetenekli pâdişahlardır.
Yine bu yüzyılda mevlid, mi’raciye, hilye, hadis-i erbaîn gibi dinî konularda yazılmış eserlerin, dîvânlarda tevhid, münacaat ve na’tların arttığı dikkat çekmektedir.
XVII. yüzyılda kaleme alınan mensur edebî eserler arasında ilk sırayı tezkireler almaktadır. Tezkire yazarları arasında Kafzâde Fâizî (v. 1031/1621), Seyyid Mehmed Rıza (v. 1082/1671), Yümnî Mehmed Sâlih (v. 1072/1662), Seyrekzâde Mehmed Âsım (v. 1087/1676) ve Mustafa Mûcib vardır. Bu yüzyılda edebî alanda sanatlı ve süslü nesir üslûbunun tanınmış iki temsilcisi Veysî (v. 1038/1628) ile Nergisî (v. 1044/1634)’dir. Evliyâ Çelebi, bu dönemin nesri açısından en dikkate değer yazarlarındandır. Dil, tarih, coğrafya, sosyoloji, folklor ve edebiyat bakımından zengin malzemeyi içeren on ciltlik Seyâhatnâme ’si kültür târihinin âbidelerindendir. Yine Kâtip Çelebi (v. 1066/1656)’nin tarih, coğrafya, bibliyoğrafya, sosyoloji, ahlâk gibi alanlarda yazdığı eserler ilim târihi açısından oldukça önem arz etmektedir. Peçevî ve Naîmâ sâde ve akıcı üslûbuyla dönemin hadiselerini bize ulaştırmış târihçilerdir. Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi (v. 1067/1657), Taşköprîzâde Kemâleddin Efendi (v. 1030/1620), Sarı Abdullah Efendi (v. 1070/1660), Ankaralı İsmail Rusûhî Dede (v. 1041/1631), Baldırzâde Şeyh Mehmed Selîsî (v. 1060/1650), Hulvî Mahmud Efendi (v. 1063/1653), Sunullah Gaybî (v. 1071/1661), Abdurrahman Abdî Paşa (v. 1102/1691) da bu yüzyılın nesir yazarlarındandır.
2.  Divan şiiri nazım şekillerinden “gazel, kaside, rubai, tuyuğ, şarkı, murabba ve terkibibent” hakkında bilgi edininiz.
2.
GAZEL
Divan şiirinde; çok yaygın olarak kullanılan bir nazım şeklidir.
 Aruz öçlüsüyle yazılır.
 Birinci beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin birinci mısraları serbest, ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir.
Kafiye düzenini şematik olarak belirtmek gerekirse aa / ba / ca / da / ea / fa şeklinde ifade etmek mümkündür.
Gazellerde beyitler arasında mana birliği olabileceği gibi, her beyit ayrı bir konuyu işlemiş de olabilir.
Gazellerde aşk duyguları, şarap âlemleri, tabiat güzellikleriyle birleşmiş bir şekilde, canlı ve akıcı bir üslûpla dile getirilir.
Gazelin ilk beyitine matla, son beyitine makta adı verilir. Matla beyitinden sonra gelen beyite hüsn-i matla, makta beyiti’nden bir önceki beyite ise hüsn-i makta denir.
 En güzel beyitine beyt’ül gazel, beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.
Mısra sonlarındaki kafiyelerden aynı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir.
Değişik konularda yazılmış olmakla beraber, gazeller genellikle birer aşk şiirleridir. Sevgi bitmez tükenmez temasıdır.
Gazellerin isimlendirilmeleri ya rediflerine göre veya ilk mısralarına göre olur. Ayrı kelime halinde redifleri olan gazeller bu rediflerine göre, olmayanlar ise ilk mısralarına göre adlandırılır.
Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir.
Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegazzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir.
Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir.
KASİDE
Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir.
Kaside 6 bölümden oluşur:
Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, âşıkane duygular yer alıyorsa “nesib”, bahar, tabiat, bayram gibi konulara değiniliyorsa “teşbib” adı verilir.
İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır. Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir. Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över. Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir. 
Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyyekaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır.
Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir.
Kasidenin en güzel beyiti “beyt-ül kaside”dir. Şairin adının geçtiği beyite ise “taç beyit” denir. Diğer şekil özellikleri gazele benzer.
RÜBAİ
Rubai, kendine özgü bir ölçüsü olan, 4 dizelik ( mısralık ) bir nazım biçimidir.
Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler uyaklı, üçüncü dize ise serbesttir.
 İki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer de vardır.
Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere “rubai-i musarra” ya da “terane” adı verilir.
Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir.
Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar.
Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
                Türk edebiyatında Mevlânâ’nın Farsça yazdığı felsefi rubailer bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî, Fuzuli 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatı’nda 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azmizade Haletî, yazdığı bin kadar rubai ile “en büyük Osmanlı rubai şairi” olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır. Arif Nihat Asya ise rubailerini “Rubaiyyat-ı Arif ” adlı eserinde toplamıştır.
TUYUĞ
                Tuyuğ, Türklerin yaratıp Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir.
                Maninin Divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir.
                Tek dörtlükten oluşur. Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır: aaxa.
Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir.
Manide olduğu gibi, cinaslı uyak kullanılır. Halk şiirinde 11′li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir. Aruzun yalnız “fâilâtün – fâilâtün – fâilün” kalıbıyla yazılır.
                Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir. 14. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır. Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve 15. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai bu türde çokça ürün vermişlerdir.
MURABBA
                Murabba bent adı verilen dört dizelik kıt’alardan oluşan şiir türüdür. Kelime anlamı “dörtlük” demektir.
                Uyak düzeni genelde aaaa/bbba/ccca/ddda/… şeklinde olmakla beraber, ilk bendi kafiyeli olmayan ya da sonraki bentlerde kafiyesi tekrarlanmayan murabbalar da vardır.
Çoğu zaman üç ila yedi bentten oluşur.
                Divan edebiyatında 15. yüzyılda sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanlı Ahmet Paşa tarafından kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir.
                19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.
ŞARKI
                Divan şiirine Türklerin kazandırdığı bir türdür.
Şarkı, Divan şiirinde bestelenmek için, uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım birimidir.
Kafiye düzeni; aa xa şeklindedir.
Aruz ölçüsünün her kalıbı ile kullanılır.
Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir.
Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir.
Üçüncü dizeye meyan, dördüncü dizeye nakarat denir.
Aşk, sevgili, ayrılık, içki ve eğlence konularında yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Nail-i Kadim’dir.
Lale Devrinde ise en önemli temsilcisi Nedim’dir. En çok şarkıyı Enderunlu Vasıf yazmıştır.
Müzikte, türkünün karşıtı olarak, Şarktan gelen, batılı anlamında kullanılır.
 Şarkı çeştli ses sanatçıları tarafından söylenerek Türk toplumunun musikisinde önemli bir yer tutmaktadır.
Şarkıda şair son bendde mahlasını söyler. Şarkıda her bentin üçüncü mısrası miyan(orta) miyanhânedir. Miyan daha çok şarkının en güzel ve dokunaklı bölümüdür. Bestenin en önemli bölümüdür.
Şarkıların konusu genellikle aşk, sevgilinin güzelliği, eğlence ve içkidir. Halk edebiyatında türkü türünün divan edebiyatına yansıması gibidir.
TERKİB-İ BENT
Terkib-i bend bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir.
Yaşamdan, talihten şikâyet; felsefî düşünceler, dinî, tasavvufî konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. 
En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur.
Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır.
Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd)
 Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhî ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. İkisi de toplumsal konularda terkib-i bent yazmıştır.
3.  “Bakî, Fuzûlî, Nef’î, Nabî, Nedim, Bağdatlı Ruhî, İvaz Paşazade Atayi” hakkında bilgi edininiz.
3. BAKİ (1526- 1600)
İyi bir medrese eğitimi görmüş, medreselerde hocalık yapmış ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Şiirlerinde dine, tasavvufa yer vermemiştir. Aşk, doğa, dünya zevki, hayattan tat alma ve devrinin ihtişamı, şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Gazel türünün tanınmış şairlerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli, akıcı, zevkli bir dili vardır. Divan şiirini, Arap ve İran şiiri seviyesine getirmiştir. Sultanu’ş Şuara (şairler sultanı) olarak bilinir.
Baki Eserleri
Divan
Kanuni Mersiyesi: Şairin, Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren, terkib-i bent biçiminde yazdığı şiiridir.
Fezail-i Mekke: Mekke’nin faziletlerinin anlatıldığı, çeviri bir yapıttır.
FUZULİ (?-1556)
Kerbela’da doğmuş ve yaşamıştır. İyi bir eğitim görmüş, Arapça ve Farsçayı çok İyi öğrenmiştir. Şiirlerinde Azeri Türkçesinin etkileri görülür. Dönemine göre oldukça sade bir dille yapıtlar vermiştir. Divan edebiyatının birçok türünde yapıt vermesine rağmen “gazel şairi” olarak tanınmıştır. Şiirlerinde en önemli öğeler tasavvuf ve aşktır.”Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde bu konuyu ustaca dile getirmiştir. Şiirin temelinin İlim, özünün sevgi olduğuna inanmıştır. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünür hale gelen Tanrı İse tek amaçtır. Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır. Bütün nesneler ve evren, Tanı’nın bir görünüş alanıdır.
Fuzuli Eserleri
Divan (Türkçe)
Divan (Farsça)
Divan (Arapça)
Leyla İle Mecnun: Sevgiliden ayrılmanın acısının, sevgiliye duyulan aşktan ilahi aşka geçişin işlendiği, mesnevi biçiminde yazılmış bir hikâyedir.
Şikâyetname: Hiciv türünün çok çarpıcı bir örneği olan, maaşını alamadığı için Nişancı Mehmet Paşa’ya yazmış olduğu, edebiyatımızda önemli bir mektup örneğidir.
Hadikatu’s Süeda: Kerbela olayının yer yer manzum parçalarla anlatıldığı mensur bir yapıttır.
Şah ü Geda, Beng ü Bade,Sakiname: Mesnevi
NEFİ (1575 ?-1635)
İstanbul’da iyi bir öğrenim görmüş, bazı memurluklarda bulunmuştur. IV. Murat döneminde sanatının ve ününün zirvesine ulaşmıştır. Padişahlara ve devrin ileri gelenlerine yazdığı kasidelerle, ayrıca hicivleriyle tanınmıştır. Padişahın, hiciv yazmasını yasaklamasına rağmen Sadrazam Bayram Paşa’yı hicvedince öldürülür. Sağlam bir üslubu, ağır bir dili, cesur bir söyleyişi vardır. Ölçüsüz bir şairdir övdüğünü göklere çıkarır, yerdiğini ise yerin dibine geçirir. Babasına bile hiciv yazmıştır. Hicivleri bazen yumuşak takılmalar şeklindedir; kimi zaman ise oldukça ağır, hatta küfürlüdür. Hiciv türündeki şiirlerini “Siham-ı Kaza” adlı yapıtında toplamıştır.
Nef’i Eserleri:
Divan (Türkçe)
Divan (Farsça)
Siham-ı Kaza: Hicivlerinin yer aldığı yapıtıdır.
NABİ (1642-1712)
Divan edebiyatında “didaktik (öğretici) şiir” çığırını açmıştır. Şiirlerinde heyecan ve duygu öğelerine az yer vermiş; toplum düzensizliklerini, hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini göstermeye çalışmış; din, ahlak ve töreyle ilgili öğütler vermiştir. Şiirlerinde hikmetli sözlere, atasözlerine yer vermiştir. Şiiri düşüncelerini anlatmada bir araç olarak görmüştür. Dili devrine göre oldukça sade, üslubu sağlam ve akıcıdır. Oğluna yazdığı nasihatlerden oluşan “Hayriye” ve bir aşk macerasını anlattığı “Hayrabat” adlı iki mesnevisi vardır.
Nabi Eserleri:
Divan
Hayriye: Ahlaki ve didaktik bir mesnevidir.
Hayrabat: Bir aşk macerasını anlatan mesnevidir.
Tuhfetü’l -Haremeyn: Hac yolculuğu anlatılır.
Münşeat: Mektuplardan oluşur.
NEDİM (?- 1730)
Lale Devri’nin coşkun, aşk, zevk ve neşe şairidir. Edebiyatımızda “mahallileşme akımını” başlatmıştır, İstanbul’u ve İstanbul Türkçesini, gerçek yaşamı ve dış dünyada gözlemlenebilen gerçek doğayı şiire getirmiştir. Aşk, şarap, tabiat, hayattan zevk alma şiirlerinin başlıca konularıdır. Şiirlerinde dini ve tasavvufi konulara hiç yer vermemiştir. Kullandığı dil, açık, yalın ve ahenklidir. Edebiyatımızda şarkı türünün en önemli ismidir. Şiirlerini “Divan”ında toplamıştır.
BAĞDATLI RUHÎ
Ne zaman doğduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur.  Asıl adı Osman’dır.  Ayaz Paşa’nın bendelerinden olan babası Bağdat’a gelerek gönüllü bölüğe girmiş, evlenmiş, Ruhi orada doğmuştur.  Genç yaşında şiir yazmağa başladı.  İyi bir öğrenim gördü. Tasavvuf üzerinde çalıştı.  Farsçayı iyi öğrendi. Bağdat’a gelen birçok bilgin ve sanatçılarla görüştü. Fuzulî ile tanıştı, birçok yer gezdi.  1605 yılında Şam’da öldü. Gazellerinde kalender ruhunun, pervasız aşkının ve tasavvufî düşüncelerin derin izleri vardır.  Terkib-i bentleriyle tanınmıştır. Şiirlerini Divan’da toplamıştır.
İVAZPAŞAZÂDE ATÂYÎ (AHİ ÇELEBİ)
 Hacı İvaz Paşa’nın oğludur. İvaz Paşa, Bursa’yı Karamanoğlu’nun hücumundan korumuş, bu yüzden vezir olmuş, sonra bir şüphe üzerine gözlerine mil çekilmiştir. II. Murad, daha sonra paşanın oğlunu saraya almak istediyse de Atâyî, babasının başına gelenlerden dolayı bu isteği kabul etmeyip padişaha “Dirig” (uzak) redifli bir gazel sunarak niyetini bildirmiştir. Latîfî, Atâyî’nin, Süleyman Çelebi’nin kardeşi olduğunu ileri sürerse de Bursalı Beliğ, zaman uyuşmazlığını ileri sürerek bunu reddeder. Latîfî’ye göre, çok iyi bir şair olan Atâyî, “Güneş” redifli kasidelerin ilkini kaleme almış, buna Ahmed Paşa da bir nazire yazmıştır. Mecmuat-ün Nezair (Nazireler Mecmuası), Cami-ün-Nezair (Nazireler Derlemesi) gibi nazire mecmualarında şiirleri yer almış, Farsça şiir de yazmıştır. Dîvan’ı olduğu söylenirse de bulunamamıştır. Anadolu’da Nesimî ve Kadı Burhaneddin’den sonra tuyug yazan yegâne şairdir. Gazelde atasözü kullanma geleneğini de Atâyî başlatmıştır. Faruk Kadri Timurtaş, Eski Türkiye Türkçesi adlı kitabında (İst. 1977) şairin çeşitli mecmualarda yer alan 28 şiirine ve 9 tuyuğuna yer vermiştir.
4.  “Yek avaz, yek ahenk gazel” hakkında bilgi edininiz.
4. Beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazelher beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.
 5.  “İrem Bağı, Cem, Rüstem, gül-bülbül, serv (selvi), ejderha, bezm-i elest, lal, nigâh, mâh, gamze” imgeleri (mazmunları) hakkında divan şiiri sözlüklerinden ya da imgelerle (mazmunlarla) ilgili başka kaynaklardan bilgi edininiz.
5. İrem Bağı: Âd’ın oğlu Şeddad zamanında Hafız-ı Şirazi zamanında yapılmış eşsiz bahçe . İrem, Havernak ve Babil bahçeleri ile birlikte tasavvur edilebilir. Cennet bağı Rıdvan’a benzetilir.
Rüstem: iran edebiyatında şehnamenin kahramanı. Simurg’un kaçırıp büyüttüğü Cihan pehlivanı. Neriman’ın torunu Sam’ın oğlu. Saçları ve diğer tüyleri beyaz doğduğundan Sam onu evlatlıktan reddedip bir dağa atar. Kahraman’ı Katili ve İsfendiyarı Öldürür. İran’ı Afrasyab’ın( Manas) elinden kurtarır. Zabilistan ve Seyistan onun elindedir. Dev cüsseli Keyhusrev ve Keykavus zamanı İran destan kahramanıdır.
Gül:Farsça’da bütün çiçeklere gül denir.
Gül-ü suri( Kırmızı çiçek):Yani kırmızı gül. Bülbülün kanını taşır.
Gül-i susen (susam çiçeği): Yani zambaktır, aşkın zehridir.
Gül-i nesrin (nesrin çiçeği): Yani yabani güldür. Her yerde olabilen aşktır.
Gül-i rânâ (iki renkli çiçek): Ya kırmızı-beyaz ya da genellikle sarı- kırmızıdır. Bu yanak yanağa gelmiş aşık ve maşuku resmeder.Aşık sarıdır hastadır, maşuk kırmızıdır.
Tasavvufta gül ise Efendimiz (sav)i temsil eder. O’nun ter kokusu bile gül kokar çünki.
Bülbül: Güle konan böceği almak ister. Çünkü açtır, çünkü almazsa gül kurur. Bülbül açlığını en çok tan vaktinde hisseder. Bu vakitte gülün açmasını, açıp da içindeki böceği yemeği bekler. Güller de bu vakitte açılır. Bülbül gülü görmezse aşkından figan eder. Söğüt ağacının yapraklarıyla çadır gibi gülü örtmesi bülbülü ağlatır. Bu ses inleyiş göklere kadar çıkar. Sesini güle duyurmak için feryad eder.
 Ejderha: Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, uzunluğu, siyahlığı, özellikle de kıvrımlı oluşu bakımından yılana benzetilir. Âşığa göre sevgilinin zülfünü açıp yüzünü rakibe göstermesi, yılanın şeytana cennet kapısını açması gibidir.
Mah: Ay demektir. Sevgilinin yüzü olarak benzetilir.
Lal: Yakut demektir. Sevgilinin dudakları kırmızılık bakımından lal’e benzetilir.
Bezm-i elest: Ruhların aleminde bütün ruhların toplanıp Allah’ın ben sizin rabbiniz değil miyim sorusuna “Bela(evet)” dedikleri yer.
Gamze: Ok demektir. Sevgilin kirpikleri oka benzitilir.
Nigah: Bakış demektir.
Cem:İran hükümdarı Cem bulduğu için bu adın almıştır. Kadeh demektir. İçine şarap konulduğu için cam-ı Cem olarak da kullanılır. Kırmızılığı bakımında sevgilinin dudaklarına benzetilir.
Serv (selvi): Selvi ağacı olarak kullanılır. Sevgilinin boyuna benzetilir.
 6. Günümüz şairlerinin, teması “aşk veya sevgili” olan şiirlerinden örnekler bulunuz. Belirlediğiniz şiiri arkadaşlarınıza okumak üzere sınıfa getiriniz. Kendinize de bir şiir antolojisi oluşturmak için hazırlık yapınız. Değişik dönemlere ait beğendiğiniz şiirlerden beyit, dörtlük vb. ni antolojinize yazınız.
6…………………………………
7. XVIII. yüzyıldaki “Türkî-i Basit” hareketi hakkında bilgi edininiz.
7. Türkî-i basit, basit Türkçe demektir. Sadece Türkçe kelimelerden oluşmuş
ya da ağırlıklı olarak Türkçe kelimelerden oluşmuş unsurlara denir.
Türkçe kelimelerle şiir söyleme gayreti XVI. yy’da Tatavlalı Mahremi, Aydınlı Visâlî, Edirne’li Nazmî tarafından oluşturulmuş bir akım, bir ekoldür. Bu üç şairin özellikle Türkçe kelimeleri kullanarak yeni bir akımı ortaya attıkları görülmekteydi. Ancak yapılan son çalışmalar aslında Türkî-î basit diye bir akımın olmadığını bunun Mahallileşmenin bir başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur.
XVII. yy’da  Şeyhülislâm Yahya’nın da bu akımı destekleyen şiirler yazdığı bilinmektedir. Şiirlerinde sade bir Türkçe kullandığını görürüz.
XVIII. yy’da Mahallileşme artık bir akım özelliği kazanmış ve tamamen etkisini göstermeye başlamıştır. Bu dönemin en olgun temsilcisi ise Nedim’in olduğunu görmekteyiz.
XIX. yy’da İvazpaşazâde  Atayî, Sarıca Kemal ve “Safî” mahlasıyla şiirler söyleyen Cezerî Kazım Paşa gibi şairlerin şiirlerinde bir yerlileşme arzusu görülmüştür. Bu durum XIX. yy’da Necati Bey ile asıl en büyük temsilcisini bulmuştur.
Necati Bey edebiyatımızda Mesel-gûl gûy adıyla anılan bir şairdir. Mesel-gûl gûy ifadesi misâl getiren, misâl söyleyen demektir. Necati Bey’in şiirlerine baktığımızda atasözleri ve deyimlerin çok sık kullanıldığını görürüz. Bu adla anılmasındaki diğer bir sebep ise onun bu özelliğidir. Şiirlerinde bu atasözleri ve deyimlerin yanı sıra günlük dilden gelen unsurları da edebi dil içerisine sokmuştur.
Sonraki dönemlerde ise Bakî’nin bu tarz şiirleri olduğunu görmekteyiz. Bakî de İstanbul Türkçesini ve bunun unsurlarını şiirlerine yansıtmıştır. Bu yy’da mahallileşmenin diğer bir temsilcisi olarak anılmaktadır.
Mahallileşmenin Özellikleri
-Özellikle halkın konuşma dilinden bazı unsurlar şiire girmiştir.
-Atasözlere ve deyimlerin kullanılmasına ağırlık verilmiştir.
-Yerlileşme çabası hâkimdir.
-Dil son derece sadedir; Arapça ve Farsça kelimelerin kullanımı çok azdır ve terkîblerin sayısı da oldukça azalmıştır.
8.  “Tûtî-i mucize gûyem ne desem lâf değil” sözleriyle başlayan şarkıyı sınıfta dinlemek üzere hazırlık yapınız.
8………………………….
 9. Sınıfta dört gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü seçtikten sonra aşağıda adı yazılan şairlerin yay ayraç içinde belirtilen eserleri hakkında bilgi edininiz. Daha sonra seçtiğiniz şiiri “ses akışı, söyleyiş, ritim ve ses benzerlikleri” yönünden inceleyiniz. Grup olarak tespitlerinizi, tahtaya önceden çizeceğiniz tablo üzerine yazarak dört şiirin ahenk yönünden benzer ve farklı özelliklerini sıralayınız.
•   Fuzûlî (Beğendiğiniz bir gazeli)
Mende Mecnundan füzun aşıklık isti’dadı var
Aşık-ı sadık menem Mecnunun ancak adı var
Hasılım yoh ser-i küyunda beladan gayrı
Garazım yoh reh-i aşkında fenadan gayrı
Eyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir
Men kimem saki olan kimdir mey ü sahba nedir
Dest busi arzusıyle ger ölsem dustlar
Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su
Ya rab bela-yı aşk ile kıl müptela meni
Bir dem bela-yı aşktan etme cüda meni
Yılda bir kurban keser halk-ı âlem ıyd içün,
Dem be dem saat be saat men senün kurbanınam.
•   Mehmet Emin Yurdakul (Bırak Beni Haykırayım)
Ben en hakîr bir insanı kardeş sayan bir rûhum;
Bende esîr yaratmayan bir Tanrı’ya îman var;
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar;
Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.
Volkan söner, lâkin benim alevlerim eksilmez;
Bora geçer, lâkin benim köpüklerim kesilmez.
Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;
Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir,
Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!..
•   Faruk Nafiz Çamlıbel (Çoban Çeşmesi)
Derinden derine ırmaklar ağlar,  
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,  
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,  
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.  
“Göynünü Şirin’in aşkı sarınca  
Yol almış hayatın ufuklarınca,  
O hızla dağları Ferhat yarınca  
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”  
O zaman başından aşkındı derdi,  
Mermeri oyardı, taşı delerdi.  
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.  
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.  
Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,  
Kerem’in sazına cevap veren bu,  
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…  
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.  
Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,  
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,      
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,  
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,  
Tarihe karıştı eski sevdalar.  
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,  
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…
•   Orhan Veli Kanık (Kapalı Çarşı)
Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,
 Sandık odalarında;
 Senin de dükkanın öyle kokar işte.
 Ablamı tanımazsın,
 Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;
 Bu teller onun telleri,
 Bu duvak onun duvağı işte.
 Ya bu çamurdaki kadınlar?
 Bu mavi mavi,
 Bu yeşil yeşil fistanlı…
 Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?
 Ya bu pembezar gömlek?
 Onun da bir hikayesi yok mu?
 Kapalı Çarşı diyip geçme;
 Kapalı Çarşı,
 Kapalı kutu
 10.  Sınıfta kullanmak üzere Osmanlıca sözlük getiriniz.
10……………….
11. Sevdiğiniz birini şiirle anlatmak isteseydiniz onun güzelliklerini söz sanatlarıyla anlatmayı mı yoksa doğrudan ifade etmeyi mi tercih ederdiniz? Nedenleriyle açıklayınız.
11. söz sanatlarıyla analtma şiirin gücünü artırır. bu yüzden sanatlı anlatmayı tecih edderim.
12. Şiirlerde ve şarkılarda kullanılan benzetmeler, genellikle nelerle ilgilidir? Nedenlerini örnekler vererek açıklayınız.
12. Genellikle yüz, göz, dudak, boy, saç, kaş, kirpik, bel,gibi sevgilinin güzellik unsurları benzetilir. Bu benzetmelerde çevremizde bulunan güzellik olarak ve ayrıcalık olarak bilinen  nesne, kavram ya da olaylardır. Böyle yapılmasındaki en büyük neden şiire sanatsal özellik kazandırmaktır.
İNCELEME    1. metin
GAZEL
Söylemez küsmiş bana cânâne söylen söylesün
N’eyledüm ol yâr-ı âlî-şâne söylen söylesün
Nâz ile güftâre gelmezse helak eyler beni
Ol cefâ vü çevri bî-pâyâne söylen söylesün
Derd-i aşkı gayrıdan sorman ne bilsün çekmeyen
Anı yine âşık-ı nâlâne söylen söylesün
Hâr zahmından neler çekdügümi gül-zârda
Bâğbân-ı bülbül-i giryâne söylen söylesün
Bâkıyâ dil durmasun güftâra takat var iken
Vaktidür ol husrev-i devrâne söylen söylesün
Bakî
Günümüz Türkçesiyle
Sevgili söylemez (olmuş), bana küsmüş (kendisine) söyleyin, (bana) söylesin (benimle konuşsun),
O şanı yüce sevgiliye söyleyin (kendisine) ne yaptım, (bir şey mi yapmışım, yaptıysam) söylesin.
Naz ile (naz edip de), (nazlı nazlı) konuşmaya başlamazsa beni helak eder (öldürür),
O cefasına ve çevrine sınır olmayana (sevgiliye) söyleyin, (bana) söylesin (benimle konuşsun)
Aşk derdini başkasından sormayın; çekmeyen nereden bilsin,
Siz onu (aşk derdini) yine inleyen âşığa söyleyin (sorun da) o size söylesin (anlatsın).
Gül bahçesinde (gülün) diken(inin) yarasından neler çektiğimi,
Ağlayan bülbül bahçıvanına (o gülü kanıyla besleyip yetiştiren bahçıvan bülbüle) sorun (da) o size anlatıversin (Benim çektiklerimi o da çekmiştir, iyi bilir.).
Ey Bakî! Dil (zeban, gönül) durmasın (karşı koymasın, direnip durmasın) (konuşmaya kalkışmasın), güftare (söze, konuşmaya) takat (derman) var iken,
Vaktidir (tam zamanıdır), o devranın padişahına söyleyin, söylesin (benimle konuşsun).
1. a. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları (ses akışı, söyleyiş, ritim, ses benzerliği) açısından inceleyiniz. Tespitlerinizi aşağıya yazınız.
Ses akışı (aliterasyon, asonans): söylesün sözcüğü ses akışı sağlayan sözcüktür.Bunun yanında ses akışını sağlayan  S, g ve n sesleri aliterasyon ü sesi ise asonans oalrak kullanılmıştır.
Söyleyiş özelliği : Gazel güçlü ve ahenkli bir söyleyişe sahiptir.Şiirde yüksek bir musiki vardır.Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.
Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Bâkıyâ ,nâlân, devrâne,âlî-şâne , cânâne, bî-pâyâne, “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler şiirde ritmi sağlayan unsurlardır. uzun sesler şiirin ahenginde önemli bir rol oynamaktadır.
Ses benzerlikleri (kafiye): kafiye düzeni aa, ba,ca,da şeklindedir. Buna bağlı olarak “söylen söylesün” sözcükleri redif , “âne” sesi ise zengin kafiye oluşturmuştur.
b. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla beyitlerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.
b. Divan şiirindeki vurgu ve tonlama manaya ve şiirin ölçüsüne göre  göre şekillenir. bu yüzden günlük haytata kullandığımız vurgu ve tonlamadan farklıdır.
 2. a. Aşağıdaki şiirin bestelenmiş hâlini sınıfta Barış Manço veya başka bir sanatçının sesinden dinleyiniz.
a.
b. Daha sonra şiiri okuyunuz. Şiirdeki her birimin ses ve duygu yönünden size hissettirdiklerini açıklayınız.
b. size kalmış…
GAZEL
Tûtî-i mucize-gûyem ne desem lâf değil
Cerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil  
Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil
Yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım
Rüzgâr ise denî dehr ise sarraf değil
Girdi miftâh-i der-i genc-i ma’ânî elime
Âleme bezl-i güher eylesem itlaf değil
Levh-i mahfûz-i sunandır dil-i pâk-i Nef’î
Tab’-iyârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil
Nef’î
Günümüz Türkçesiyle
Mucize gibi söz söyleyen -tatlı dilli- bir papağanım; ne söylesem bayağı söz değildir. Çarh (felek) ile söyleşemem, onun aynası (kalbi) saf (temiz) değildir.
Bağrı tertemiz olmayana gönül ehlidir diyemem.
Gönül ehillerinin birbirlerini bilmemesi insaflı bir davranış, bir iş değildir.
Her ne kadar zamane (rüzgâr) alçak ve dünya kıymet bilmez ise de Sözümün incisinin değerini yine düşünce bilir, tanır.
Manalar hazinesinin kapısının anahtarı elime geçti;
Âleme -bol bol- inci saçsam, bunlara boşuna harcanmış gözüyle bakılamaz.
Nef’î’nin temiz kalbi, şiirin levh-i mahfuzudur.
Dostlarınki gibi küçücük bir sahaf (kitapçı) dükkânı değildir.
c. Bestelenmiş hâlini dinlediğiniz Nef’î’nin şiirinde olduğu gibi Bakî’nin gazelinde de ses benzerliği ve anlam yönünden bütünlük (grup) oluşturan birimler var mıdır? Varsa bunları belirleyiniz. Bu birimlerin adını ve özelliklerini sıralayınız. Ayrıca her birimin, diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini belirtiniz.
c. Evet vardır.İkişerli mısralar bir araya gelerek  beyitleri oluşturmuştur.  her iki şiirde de beyit, ölçü,açısından ortak özelliklerdir. Bunlar şiirdeki ahengi sağlayan unsurlardır.
 3. a. Gazel nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. GAZEL
Gazel divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti matla, son beyti ise makta adını alır. Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur.
Birden fazla musarra beytin bulunduğu gazel zü’l-metali, her beyti musarra olan gazel ise müselsel gazel adıyla bilinir. İlk beyitten sonraki beyte “hüsn-i matla” (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine “hüsn-ü makta” (son beyitten güzel olması gerekir) denir.
Gazelin en güzel beyti ise beytü’l-gazel ya da şah beyit adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine “redd’i-matla” denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da “hüsn-ü makta”da söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla mahlas beyti ya da mahlashane olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına hüsn-ü tahallüs denir.
Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de “natamam” gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere “tahmis” , “terbi” adı verilir.
Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller “yek ahenk gazel”, her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de “yek avaz gazel” olarak adlandırılır. Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller “aşıkane”, içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara “rindane”  denir. Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî’nin gazelleridir.
Kadını, içkiyi ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedîm’in gazelleri, “şuhane”, öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nâbî’nin gazelleri, hakimane gazel denir. Ayrıca felsefi konularda yazılmış gazeller de vardır. Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere “gazelhan”, gazel yazan usta şairlere ise “gazelsera” adı verilir.
 Gazel Nazım Şeklinin Özellikleri
1- Beyit sayısı 5 ile 15 arasında değişir. ama genelde bu sayı 5, 7, 9 beyittir.
2- İlk beyit kendi arasında kafiyelidir. Gazelin kafiye düzeni (örgüsü) şöyledir; aa, ba, ca, da, ea, fa
3- Gazelin ilk beytine matla(doğuş yeri) denir.
Not: Gazelde yalnızca bir beyit kendi arasında “aa” şeklinde kafiyelidir
4- Gazelin son beytine makta (bitiş, kesiliş yeri) denir.
5- Şairin isminin geçtiği beyte taç beyit denir.
6- Gazelin en güzel beytine beytü’l-gazel denir. Bu beyte Şah beyit de denir
7- Gazelde genelde anlam bütünlüğü aranmaz, anlam beyitte tamamlanır.
8- Bir gazelin bütününde aynı konu işleniyorsa, böyle gazellere yek-ahenk gazel denir.
9- Bütün bir şiirin aynı söyleyiş güzelliğine sahip olduğu gazellere yek-âvâz gazel denir.
10- Divan edebiyatı şairleri bütün maharetlerini gazelde ortaya koyarlar. Büyük şair olmanın en büyük ölçütü gazellerdir.
11- Gazelde konu aşk, şarap, güzellik ve aşkın ıstırabıdır.
12- Bazı gazellerin matladan sonra gelen beyitlerinde mısralar ortalarından bölünebilir. Bu durumda gazele iç kafiye hakimdir. Böyle gazellere musammat gazel denir.
13- Aruz ölçüsüyle yazılır.
14- Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Şeyh Galip, Taşlıcalı Yahya Bey vb. gazelin önemli isimleridir.
  Not: Çağdaş edebiyatımızda Yahya Kemâl gazel nazım şeklini yeni bir anlayışla denemiştir.
b. Kitabınızda okuduğunuz Bakî’nin şiirini, yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendi­ğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).
Nazım birimi ve sayısı:   Beyit – 5 birim
Uyak düzeni:     aa, ba, ca, da, ea
İlk ve son beyitlerinin adı:           İlk beyit:   MatlaSon beyit:   Makta
Şairin adının geçtiği birim:            Mahlas   beyti(Şah beyit)
c. Okuduğunuz şiirin, gazel nazım şeklinin özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.
c. Gazel nazım şekli ile benzerlik göstermektedir.
ç. • Okuduğunuz şiiri meydana getiren birimlerin ortak paydası ne olabilir? Bu sorunun en kısa ve kesin ifadesinin “tema” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini tartışınız. Ulaştığınız sonucu sözlü olarak ifade ediniz.
• Bu şiiri meydana unsurlar beyittir ve bu beyitlerdeki ortak payda kesinlikle temadır.
• Okuduğunuz şiirde beyitlerin ve şiirin temasını aşağıdaki şema üzerinde yazınız.
1. beytin teması: Felekten şikayet
2. beytin teması: Gönül ehlinden şikayet
3. beytin teması: Sözün önemi, değeri
4. beytin teması: Şairin etkili söz söylediği (Kendi şiiri över)
5. beytin teması: Nef’i’nin    kalbinin temizliği ile dostların kalbinin durumu
•  Beyitlerin ortak bir tema etrafında birleşerek bir bütünlük oluşturup oluşturmadıklarını belirtiniz.
Beyitler ana tema aşk etrafında şekillenmiştir. fakat her beyit ana temanın farklı bir yönünü anlatmıştır.
4. a. Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıldaki siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a.Yukarıda bu soruya cevap verildi.
b. XVI. yüzyıl divan şairlerinden Bakî ve Zâtî’nin aşağıdaki beyitlerini okuyunuz.
Fermân-ı aşka cân iledir inkıyadımız
Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımız.
Baş eğmeziz edâniye dünyâ-yı dûn içün
Allah’adır tevekkülümüz itimâdımız
Bakî
Günümüz Türkçesiyle
[Aşkın buyruğuna canla başla boyun eğeriz.
Kazanın hükmüne (Allah’ın emrine) zerrece inadımız yoktur (direnmeyiz).
Sefil dünya için aşağılık kişilere baş eğmeyiz (Eyvallah etmeyiz.). Tevekkülümüz Allah’adır, Allah’a güveniriz.]
Açılup gül kalmasa hergiz ne gam-ı bülbül ne gam
Cam gül Zâtı sürahi kulkul-i bülbül yiter
Zâtî
Günümüz Türkçesiyle
[Gül açılsa; bülbülün gamı kalmasa, gam çekmeye değmez.
Zatî, gül olarak (gül renkli şarapla dolu) kadeh; bülbülün nağmesi olarak da şarabın sürahiden dökülürken çıkardığı ses yeter.]
Bakî ve Zâtî’den alınan yukarıdaki iki beyitte şairlerin, nasıl bir söyleyişi çağrıştırdıklarını belirtiniz.
Her iki şiirde de coşkulu,merdane ve yüksek ses tonuyla söyleyiş hakimdir.
c. Bakî ve Zâtî’den okuduğunuz beyitlerin temalarını söyleyiniz. Bakî’nin, tamamını okuduğunuz gazelinin temasını da dikkate alarak bu yüzyılda divan şiirinin genel durumunu belirleyiniz. Divan şiirinin XVI. yüzyılda kazanmış olduğu bu söyleyiş özelliğinin (coşkulu, kendine güvenen sesinin) Osmanlı Devleti’nin o yüzyıldaki yapısıyla nasıl bir bağlantısının olduğunu açıklayınız.
c. Baki’nin şiirinin teması “Tevekkül( Allah’a güvenme)” Zati’nin şiirinin teması “Aşk” tır. 16. Yüzyıl Osmanlı’nın Yükselme dönemidirdivan şairleri Arap ve Fars edebiyatını taklit etmişlerdir. fakat bu dönem onalrkadar güzel şiir söyeleyebileceklerini ortaya koydukalrı dönemdir. bu yüzden şiirlerdeki bu coşkulu ve şairane söyleyiş bunu göstermektedir.
5. a. “Yek ahenk ve yek avaz gazel” hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a.  Beyitleri arasında konu birliği bulunan gazellere yek-ahenk gazel, her beyiti aynı mükemmellikte söylenmiş olan gazellere ise yek-avaz gazel denir.
b. Kitabınızda okuduğunuz gazelin birinci beytinde şair, “şanı yüce” diyerek yücelttiği sevgilisinin aşkıyla yanarken onun neden küstüğünü bilmediğini söylüyor. Bu durumun, onu kahrettiğini, barışmak istediğini belirtiyor. Bu duygularını beyitteki “küsmüş bana cânâne, ol yâr-ı âlî-şân, söylen söylesin” gibi kelime gruplarıyla dile getiriyor. Şairin aynı duyguyu diğer beyitlerde de farklı kelimelerle dile getirip getirmediğini tartışarak sonucu her beyit için birer cümleyle ifade ediniz.
b. Şair diğer beyitlerde de bu duyguyu farklı ifadelerle dile getirmiş.
2. beyitte nazlı nazlı konuşarak   cevrinde ve cefasında sınır olmayan sevgili diye överek
3. beyitte aşk acısını yine aşk acısı çeken aşıka sorun diyerek
4. beyitte bülbülün  gülün dikeninden neler çektiğini gül bahçıvanına sorun diyerek
5. beyitte içinde bulunduğu duruma direnmeyip durumunu devrin sultanına söylesin diyerek izah etmiştir.
c. Bakî’nin gazelinin türünü, uygun kutucuğu işaretleyerek belirtiniz.
     yek ahenk gazel             xx        yek avaz gazel  
6. Gazelin dördüncü beytinde “hâr-ı zahm (yaranın dikeni)” kelime grubundaki kelimeler size neyi ifade ediyor? Bu kelimelerin, gerçek anlamlarıyla kullanılıp kullanılmadığını açıklayınız. Gerçek anlamıyla kullanılmayan diğer kelimeleri de siz bulunuz.
6. Burada kullanılan kelimeler mecaz anlamlı kelimelerdir.Bülbül gülün dikeninin ayağına batamasıyla kanlar içinde kalır ve acı çeker. Şair sevgilinin verdiği sıkıntıyı bu sembollerle ifde etmiş.
7. a. Gül-bülbül imgesi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. Gül ile bülbül’ün aşk hikayesi:
Gül, su ihtiyacını bülbülün kanı ile karşılamaktadır. Bülbül aşk şarkılarıyla kendinden geçerken, gül “naz” uykusundan uyanıp bülbülün kanını içer.
Bülbül âşık, gül maşuktur. Gül, âşığının kendisi uğruna ne kadar fedakârlığa katlanabileceğini, nelerden vazgeçebileceğini görmek için önce bülbülün dalına konmasına izin verir. (Hele bi bakalım faslı; avcının tuzağı) Sonra bülbülün (âşığın) kendinden geçmişliğinden yararlanarak dikenlerini batırıp bülbülün yüreğini/bağrını kanatır. Bülbülün kanını emen gül, goncalarını onun kanını kullanarak yapar; renk katar, koku katar.
Gülün goncasını “gül” yapan, bülbüldür.
b. Gazelin dördüncü beytinde, “hâr-ı zahm, gülzâr, bağbân-ı bülbül-i giryân” kelime ve kelime grupları sizde neleri çağrıştırıyor? Bu kelime gruplarıyla kısa bir öykü yazınız.
b. Bir gün bülbül her türlü çiçeklerle bezeli bahçede gezerken kıpkırmızı rengiyle ve enfes kokusuyla etrafı kendine hayran birakan güle rastlar. onun güzelliğinden ve kokusundan o kadar atkilenir ki ona aşık olur. gül her akşam yapraklarını kapatmakta sabahınilk ışıklarıyla da açmaktadır.ç bülbül bunu seyretmek için her gece sabaha kadar gülün başında bekler ama bir türlü gülün açtığını göremez bundan dolayı da sürekli acı ve ıstırap çeker. akşama kadar gülün başında ağıtlar yakar.
c. Öykünüzü sınıfta arkadaşlarınıza okuyunuz. Sınıfta okunan öykülerden en güzel üç eseri seçiniz. Bu öyküleri sınıf panosunda sergileyiniz veya okul gazetenizde yayımlatınız.
c.
ç. Şiirin her beytinde ortak kullanılan bir imge olup olmadığını belirtiniz.
ç. Hemen hemen her beyitte kullanılan ortak mazmunlar vardır. Devrin sultanı, gül bahçıvanı, cevr ü cefa gibi benzetme ve terkipler imge olarak birçok divan şairi tarafından kullanılmaktadır.
d. Şiirde geçen bu kelime gruplarının oluşturduğu “gül-bülbül” imgesinin dışında diğer imgeleri de siz bulunuz. Günümüz şarkılarında aynı imgelerin nasıl kullanıldığına örnekler veriniz.
d. cevr- cefa-helak, söylemek- küsmek- söylesün, gülzar- bağban- bülbül, harı zahm- giryan
8. Şair, dördüncü beyitte “hâr-ı zahm”ı neye benzetiyor? Bülbülü kime benzetiyor? Şairin, aslında gül ve bülbül ile kastettiği kimlerdir? Bu sanatın adını belirterek diğer beyitlerdeki söz sanatlarını da bulup açıklayınız.
8. Har-ı zahm dediği sevgilinin bakışlarıdır. Bülbül dediği ise aşığın kendisi olup gül de sevgilidir. Gül ile bülbül kastettiği ise aşığın kendisi ile sevgilidir. Bu sanatın adı istiaredir. sevgilinin bakışları dikene benzetilmiş ama bakış söylenmemiştir. bülbül aşığın kendisidir ama aşık söylenmemiştir.
gülzar, bağban, bülbül, har-ı zahm sözcükleri arasında tenasüp santı var.
söylemek( konuşmak) ve küsmek sözcükleri zıt anlam olarak kullanılmış tezat sanatı var.
9. Şair, sizce duygularını, düşüncelerini niçin imgeler (mazmunlar) ve söz sanatlarıyla anlatmıştır? Bunların gazeli okurken size neler hissettirdiğini, gözünüzün önünde neleri canlandırdıklarını şiirden örneklerle açıklayınız.
9. İmgeler ve söz sanatları şiiri daha etkileyici kılan unsurlardır . Şa,r bu yolla hem şiir söylemedeki ustalığını göstermekte hem de şiiri daha ahenkli bir söyleyişe kavuşturmaktadır.
 10.   İskender Pala’nın “Divân Şiiri Sözlüğü” adlı eserinden alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.
Hüsrev (Hüsrev) : Hüsrev ü Şîrîn adlı mesnevideki erkek kahramanlardan biri. İran şahlarından birkaçı aynı adla anılırsa da içlerinden en meşhuru budur. Ayrıca kelime “padişah” anlamında da kullanılmıştır. Böylece hüsrevânî, hüsrevî, hüsrevâne gibi kelimeler oluşturulmuştur.
Hüsrev, Nuşirevân’ın torunudur. Sasaniyân sülalesinden bir padişah olup “Pervîz” lakabıyla bilinir. Pervîz, balık demektir. Bu padişah balığı çok severmiş. 589 yılında tahta geçmiş olup Ermeni prensesi Şîrîn’e olan aşkı dillere destan olmuş ve artık gerçek kişiliği etrafında birçok rivayetler uydurularak efsanevi bir kişiliğe bürünmüştür. Sevgilisi için Kasr-ı Şîrîn’i yaptırmıştır. Hüsrev-i Pervîz’in, Genc-i Şâyegân, Genc-i Bâdâver gibi adlarla anılan 7 hazinesi varmış. Edebiyatımızda tarihî kişiliğinden çok efsanevi kişiliğiyle söz konusu edilir. Ferhat ile Şîrîn veya Hüsrev ü Şîrîn adlı mesnevilerde vuslata eren bir âşık olarak ele alınır. Yine hüsrev kelimesinin “padişah” anlamıyla da kelime oyunlarına konu olur. Telmih, tenasüp ve tevriye yoluyla da birçok beyitte anılır.
Yukarıda sözü edilen efsanevi kişiliğin okuduğunuz gazelde adının geçtiği beyti bulunuz. Şair, bu efsanevi kişiden şiirinde niçin söz etmiş olabilir? Bunun şiire katkısını belirtiniz.
10. Sözü edilen beyit:
Bâkıyâ dil durmasun güftâra takat var iken
Vaktidür ol husrev-i devrâne söylen söylesün
Bunu söylemesinin nedeni yukarıdaki açıklamada göstermiştir ki bize aşk konusunda dillere destan olmuş padişah olduğu için şair kendi şiirinden ondan bahseder bu yolla kendi aşkının da o boyutta olduğunu dile getirmiş oluyor.
 11.    XVI. yüzyılda kendi sahasında gelişimini sürdüren halk edebiyatı saz şairleri de divan edebiyatından etkilenmişlerdir. Ancak dil yine de halkın kullandığı sade, anlaşılır bir dildir. XVI. yüzyılın ünlü saz şairlerinden Kul Mehmet Paşa’nın aşağıdaki dörtlüklerini okuyunuz.
Behey elâ gözlü canım,                                Kerem eyle, benden kaçma
Kul olmağa geldim sana                               Sakın yadlar ile yatma
Gönül tahtında sultanım                              Gamzen okun bana atma
Kul olmağa geldim sana                               Kul olmağa geldim sana
Kul Mehmet Paşa
Kul Mehmet Paşa’nın koşmasında anlayamadığınız kelimeler oldu mu? Bu koşma, o dönemde de toplumun her kesimi tarafından anlaşılabilmiş midir? Bakî’nin gazelini, Kul Mehmet’in koşmasıyla dili, anlatımı, imgeleri açısından karşılaştırarak tespitlerinizi aşağıdaki tabloya kısaca yazınız.
Ölçütler
Gazel                       
Koşma 
    Farklılıklar
Kullanılan Dil
Arapça ve Farsça kelimeler fazla kullanılmış
Sade dille yazılmış
Dil ve söyleyiş farklılığı
Anlatım               
Sanatlı ve süslü bir anlatımı var
Günlük konuşma dili, halk söyleyişi
Söyleyiş farklılığı var.
İmgeler               
Gül, bülbül, har , bağban, gülzar
Gamzen oku, ela göz,gönül tahtı, kerem
 Farklılık yok
Tabloya yazdığınız tespitlerden ve Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyıldaki kültürel yapısıyla ilgili edindiğiniz bilgilerden yararlanarak divan şiirinin hedef okuyucusunu belirleyiniz.
Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş  ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.
12. a. Şiirde geçen “cânân, âlî-şân, güftâr, bî-pâyân, nâlân, nâr, zahm, giryân” kelimelerinin hangi dile ait olduğunu Osmanlıca sözlüğe bakarak söyleyiniz. Gazelde bu kelimelerin niçin kullanıldığını tartışınız. Sonuçları tahtada sıralayınız. Bu sonuçlardan ve beyit esasına dayalı olarak yazılan gazel nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak divan şiirinin geldiği kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.
a. O kelimeler dilimize Arapça ve Farsçadan geçmiştir. Bu kelimelerin kullanılması gazelin özelliği ile ilgilidir çünkü gazel aşk, sevgi, kadın ve şaraptan bahseder. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri bir etkileşim görülmektedir.
b. Okuduğunuz şiirin, hangi gelenekte yazıldığını belirtiniz.
b. Divan şiiri gazel geleneği ile yazılmıştır.
13. Gazelde işlenen aşk teması evrensel midir? Şairin, aşk temasını anlatırken aşkını ve sevgilisini yüceltmek, yükseltmek için soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlandığını açıklayınız.
13.Evet, teması evrenseldir. Şair aşkı ve sevgilisini anlatırken ona aşk konusunda gelenekten yer edinmiş olan gül bülbül ve Hüsrev gibi kelimeleri kullanarak aşkının yüceliğini ve büyüklüğünü anlatmıştır.
 14. Okuduğunuz gazelde şairin temayı anlatmak için kullandığı imge ve kelimeleri aşağıya sıralayarak bunların nasıl bir bütünlük oluşturduklarını açıklayınız.
14. Gül- bülbül, Hüsrev, zahm, har gibi kelimeler kullanmıştır. Bu kelimeler tenasüp sanatı oluşturarak bir bütünlük meydana getirir. Mesela gül varsa bülbül vardır yine bülbül varsa da diken yani har da vardır.
•  Yaptığınız açıklamadan hareketle aşağıda verilen yargıdaki noktalı yerlere uygun kelimeleri yazınız.
• DİVAN ŞİİRİ;  tema etrafında, imge ve kelimelerle kendine özgü bir zevk ve anlayış çevresinde oluşturulmuştur.
15. a. Gazelde anlatılanların (sevgili, aşk, gül bahçesi, gül-bülbül imgesi vb.) olduğu gibi yaşanmasının mümkün olup olmadığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.
a. Gazelde anlatılanların olduğun gibi yaşanması mümkün değildir.
b. Sıraladığınız sonuçlardan hareketle şiirde gözlemin, izlenimin, sezginin, kişisel duyarlılığın önemini açıklayınız.
b.Her şair kendi sezgi, gözlem ve kişisel duyarlılığını ortaya koyar. bu onun üslubunu oluşturur.
16. Şiirde yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Gazelin, yan anlam bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.
16. yan analamda kullanılan çok fazla sözcük yoktur. mecaz ağırlıklı bir anlatım benimsenmiştir.
17. Aşağıdaki şiiri okuyunuz.
SEN SEN SEN
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden,
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni Sen gelsen yeter.
Huzur ellerinin güzelliğindedir.
Gözlerin karşımda bir mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter.
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin.
Ne bir çizgi hasret ne bir nokta gam…
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter.
Bende çaresizlik, sonsuz kördüğüm.
Bende sabır, bende naz…
Gündüzden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter.
Duymasa hiç kimse şair gönlümün
Sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter.
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan, korkulu, ürkek…
Bir incecik dal gibi üstüme titreyerek
Eğilsen yeter.
Yavuz Bülent BAKİLER
a.  Bakî’nin gazelinde dile getirilen duygu ve düşüncelerin günümüz şairlerinden Yavuz Bülent Bakîler’in okuduğunuz şiirinde de ele alınıp alınmadığını açıklayınız.
a.Burada da  aynı tema işlemiştir. İkisi de aşkı ve sevgiliyi ele alıyor.
b. Önceden bulup sınıfa getirdiğiniz, günümüz şairlerinden birine ait, teması “aşk ve sevgili” olan şiirlerden birini okuyunuz.
b.
18.   Bakî’nin gazelini ilk okuduğunuzda neler hissettiğinizi aşağıya bir paragraf şeklinde yazınız.
18……………..….
Gazeli bir kez daha okuyunuz. Acaba, şairin şiire yüklediği anlamla sizin hissettikleriniz arasında benzerlik olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.
…………………….
 19.   Bakî’nin gazelini, kitabınızda okuduğunuz Destan Dönemi şiirlerinden bir koşukla karşılaştırınız. Sonuçları aşağıya yazınız.
Ölçütler
Gazel
Koşuk
Benzerlikler
Farklılıklar
Tema
Aşk, kadın şarap, tabiat
aşk
Nazım Birimi     
Beyit    
Dörtlük               
Dil ve Anlatım
Arapça ve Farsça kelimelerde dolu bir anlatım
Yabancı etkilerden uzak sade bir dille yazılmıştır
                                                              
               
                              
 20. a. Bakî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. 3. BAKİ (1526- 1600)
İyi bir medrese eğitimi görmüş, medreselerde hocalık yapmış ve kadılık görevlerinde bulunmuştur. Şiirlerinde dine, tasavvufa yer vermemiştir. Aşk, doğa, dünya zevki, hayattan tat alma ve devrinin ihtişamı, şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Gazel türünün tanınmış şairlerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli, akıcı, zevkli bir dili vardır. Divan şiirini, Arap ve İran şiiri seviyesine getirmiştir. Sultanu’ş Şuara (şairler sultanı) olarak bilinir.
Baki Eserleri
Divan
Kanuni Mersiyesi: Şairin, Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren, terkib-i bent biçiminde yazdığı şiiridir.
Fezail-i Mekke: Mekke’nin faziletlerinin anlatıldığı, çeviri bir yapıttır.
b. Okuduğunuz gazelden ve Bakî hakkında edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak eserle şair arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Bakî’nin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarınızı aşağıdaki şemaya yazınız.
b. Her şiir şairinin hayatından sanat analyışından ve dünya görüşünden izler taşır bu şiirde de bunları görüyoruz. baki şiirlerinde dın dışı konulara yer vermiştir. Akıcı bir dil kullanmış, gazelleriyle ünlü bir şairimizdir.

2012-2013 10. Sınıf Türk edebiyatı Ders Kitabı Cevapları- Divan Şiiri – Rubai  sayfa 133-135 arası- Fırat yayıncılık

Sayfa 133

 1. Yukarıda okuduğunuz şiiri, ahenk unsurları yönünden inceleyiniz. Tespitlerinizi aşağıya yazınız.
Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. Dörtlükte n, m ve l sesleri aliterasyon olarak kullanılır.
Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.
Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Şiir aruz ölçüsü ile yazılmıştır. nazîr-i mâh, hedef-i nigâh,  hazâin-i ihsanın, pâdişâh  “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler  bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.
Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. Dörtlükte 1,2 ve 4. dizeler arasında kafiye vardır. “mah, nigah ve padişah sözcüklerinin sonunda –ah sesi “ tam kafiye olarak kullanılır. Aynı zamanda imiş neyleyim sözcükleri de rediftir.


2.  Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimin adını söyleyiniz.
2. Dörtlüktür.
3. a. Rubai nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. RÜBAİ
RUBAİ:                                               
     *   İran edebiyatından alınmıştır.                                                       
    *    Tek dörtlükten oluşur.                                                     
    *  Asıl söylenmek istenen son iki dizededir.                                                  
    *    Aşk, şarap, dünya nimetleri, hayatın anlamı, hayat felsefesi, ölüm, rindlik gibi konular işlenir.
    *   Aruzun özel kalıplarıyla yazılır.                                                       
    *     Mahlas kullanılmaz.                                                          
    *     Kafiye düzeni: aaxa’ dır.                                                 
     *    En büyük şairi Ömer Hayyam’dır.                                               
     *   Türk edebiyatında Yahya Kemal’ dir.          
      *  İki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer de vardır.
       *Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere “rubai-i musarra” ya da “terane” adı verilir.
* Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir.
                              
                Türk edebiyatında Mevlânâ’nın Farsça yazdığı felsefi rubailer bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî, Fuzuli 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatı’nda 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azmizade Haletî, yazdığı bin kadar rubai ile “en büyük Osmanlı rubai şairi” olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır. Arif Nihat Asya ise rubailerini “Rubaiyyat-ı Arif ” adlı eserinde toplamıştır.
b. Okuduğunuz şiirin yapı özelliklerini incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).
Nazım birimi ve sayısı : Dörtlük. birim sayısı birdir.
Uyak düzeni:   aaxa şeklinde oluşur.
Okuduğunuz şiirin, rubainin (kuralları önceden belirlenmiş nazım şeklinin) özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.
Okuduğumuz bu şiir rubainin bütün özelliklerini gösterir.
4. a. Okuduğunuz şiirin temasını aşağıya yazınız.
a. Tema :Aşk. Şair, aşıkların ayrılık acısına sabredemeyeceğini anlatıyor.
•  Şiirin temasının, birimlerin ortak paydası olup olmadığını belirtiniz.
Ortak bir paydada buluşmuşlardır.
b. XVII. yüzyıl şairi Nabî’ye ait rubainin teması, söylenişi (coşku, söyleyiş özelliği) ve o yüzyılda Osmanlı Devleti’nin yapısı arasında nasıl bir bağ olduğunu açıklayınız.
b.  Osmanlı yapısıyla ilgisi vardır. Osmanlı için her ne kadar duraklama devrine girdiyse de siyasi, sosyal ve ekonomik yapı duraklama dönemine girdiğinin farkına çok sonraları varmıştır. Osmanlıda sistem bozulsa da kendine olan güveninden vazgeçmezler. Şairler güçlü ve etkili şiir yazdığını düşünecek kadar özgüvenleri vardır.
5.  Rubaide üçüncü dizede “fethetmek” kelime grubunun gerçek anlamında kullanılıp kullanılmadığını belirtiniz. Bu sanatın adını söyleyiniz.
5. Fethetmek kelime anlamı açmak olarak kullanılmıştır. Fethetmek kelimesi hem gerçek anlamıyla hem de mecazi anlamıyla kullanıldığı için kinaye vardır.
6. a. Aşağıdaki bilgiyi okuyunuz.
Sultan (Padişah): Divan şiirinde şeh, şehriyar, sultan, server, hüsrev, hân, hakan vb. adlarla anılan padişah özellikle medhiyelerde gerçek kişiliğiyle de anılır. Ancak gazellerde padişahtan bahsedildiği zaman çoğunlukla sevgili kastedilmektedir. Bu durumda sevgili denen padişahın kulları, ordusu, ülkesi, taç ve tahtı vb. vardır. Padişahın özelliği adalettir. Âşık sevgiliden bunu ister.
b. “Sultan (Padişah)” imgesinin rubaide yer aldığı dizeyi bulunuz. İmgenin, şiirde nasıl kullanıldığını açıklayınız. Buradaki söz sanatını belirtiniz.
b. Dördüncü dizede kullanılmıştır. Benzetme unsurlarından sadece kendisine benzetilen(Padişah) kullanıldığı için açık  istiare yapılmıştır.             
c. Okuduğunuz rubaide, hangi imgelerin bulunduğunu belirtiniz. Bu imgelerle ilgili bilgi vererek bunların şiirde nasıl kullanıldıklarını açıklayınız.
c. Sevgili aya ve padişaha benzetilmiş, ay ve padişah  imgesi kullanılmıştır
ç. Okuduğunuz şiirde en ilginç bulduğunuz imgeyi belirtiniz. Bu imgenin hayalinizde neleri canlandırdığını açıklayınız. Bu imgelerle söz sanatlarının işlevini belirtiniz.
ç. Sevgilinin aya benzetilmesi ilginçtir. ayın parlaklığı ve atrafını aydınlatması sevgilinin güzelliği ile kıyaslanmış. bu tür imgeler şiirin anlamını zenginleştirmek için kullanılır.
7. a. Rubaide geçen “şûh, nazir, mâh, nigâh, hazâin” gibi Arapça ve Farsça kelimelerin şair tarafından niçin kullanıldığını tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.
a.  Bu sözcükler  Farsçadan alınmıştır. Türkçede uuzun unlüler a,e,ve u sesleri yoktur bu sesler aruz ölçüsü ile ilgilidir. dolayısıyla Şiiri aruz ölçüsünüe uydurmak için bu sözcükler tercih edilmiş. ayrıca Divan edebiyatı Arapça ve Farsçadan atkilenmiş bu yüzden bu dillerden birçok kelime dilimize kazandırılmıştır.
b. Şiirde kullanılan imgeler, söz sanatları ve nazım şeklinin özelliklerinden hareketle rubainin, ait olduğu kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.
b. Kullanılan dil, imgeler(mazmunlar), söz sanatları, nazım şekilleri Araplardan  Farslara onlardan da bize  geçmiştir. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri Arap ve   Fars kültüründen bir etkileşim görülmektedir. Bizim şairlerimiz de bunları hiç değişmeden olduğu gibi ama zaman içerisinde de geliştirerek kullanmıştır.
c. Şiirin okuyucu kitlesini belirtiniz.
c. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş  ve medrese eğitimi görmüş kimseler ve saray erkanıdır.
8. Aşağıdaki soruları okuduğunuz rubaiye göre cevaplayınız.
a. Rubainin teması evrensel midir? Neden?
a. Evet, Evrenseldir ve bu tema her dönemde ve her millette ele alınabilir.
b. Şair, temayı işlerken yüce ve yüksek olan soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlanmıştır? Açıklayınız.
b. Padişah ve meh(ay)  dışında kullanılan bir kavram  yoktur.  Bu kavramalr sevgili ile kıyas edilerek anlatı güçlendirilmiştir.
c. Şair, şiirinde temayı ve imgeleri divan şiirinin kendine özgü hangi zevk ve anlayışı çevresinde geliştirmiştir? Düşüncelerinizi belirtiniz.
c.Şiir divan şiiri analyışına uygundur. Divan şiiri estetiğinde sevgilinin güzellik unsurları  (yüz, göz, yanak, saç, kakül, boy, gamze..) vardır. burada sevgilinin yüzü ay gibidir.. Yani şiirde kullanılan durumlar divan şiirin estetiğine uygun yazılmıştır.
ç. Okuduğunuz şiirde anlatılanların yaşanması mümkün müdür? Şairin; gözlem, izlenim, sezgi ve kişisel duyarlılığı şiire nasıl yansımış olabilir?
ç. Okuduğunuz şiirde anlatılanların yaşanması mümkün değildir. Şiiri şiir yapan şeyler kesinlikle şairin gözlemi, sezgisi ve duygularıdır. Bunlar olmadan ortaya pek bir şey koymak mümkün değildir.
9. Okuduğunuz şiirde yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şiirin yan anlamıyla kullanılan kelimeler bakımından zengin olup olmadığını söyleyiniz.
9.Şiirde yan anlamıyla kullanılan kelime yoktur. şiirde yan anlamdan çok mecaz ifade eden kelimeler kullanılır. 
10. Rubaideki duygu ve düşüncelerin günümüz şarkı ve şiirlerinde ele alınıp alınmadığını örneklerle açıklayınız.
10. Bu duygu günümüzde de şarkılarda ve şiirlerde dile getirilmiştir.
11.  Okuduğunuz rubaiyi Destan Dönemine ait bir koşukla tema, nazım birimi, dil – anlatım yönüyle karşılaştırınız. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.
ölçütler
Rubai
Koşuk
Benzerlikler
Farklılıklar
Tema   
Sevgilinin vefasızlığı
Aşk, tabiat
Temaları konu sevgiliden  bahsetmesi
Nazım Birimi
 Dörtlük
                                Dörtlük
Nazım birimleri benzer
Dörtlük sayısı  rubai tek dörtlük koşma 3 ile 5 arası değişir.
Dil ve Anlatım
Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir   anlatıma sahip
Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.
Dil ve anlatımları farklılık   gösterir
12.  Rubaiyi ilk okuduğunuzda neler hissettiğinizi belirtiniz. Şiiri birkaç kez okuduktan sonra neler hissettiniz? Acaba Nabî’nin bu şiiri yazarken hissettikleriyle sizinkiler arasında bir benzerlik olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.
12.  Anlamını bilmediğimiz kelimelr olduğu için ilk başta pek bir şey anlaşılmıyor. birkaç kez okununca manadaki derinlik ve estetik ortaya çıkıyor.
13.   a. Nabî ile ilgili edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
Nâbî, 17. yüzyıl Türk Edebiyatı’nın tanınmış şairlerinden biridir.
Hakimiz mevlididir hazret-i İbrahim’in
Nabiya rast makamında Ruhâviyiz biz
Yukarıdaki beyite bakarak şairin Urfa’da (o zamanlardaki adı Ruhâ) doğduğunu söleyebiliriz. Doğum yılı 1642 dir. Nâbî’nin asıl adı Yusuf’tur.
Nâbî’nin Urfa’daki hayatı ve gençlik dönemi hakkında pek bilgi bulunmamaktadır. Bulunan az bilgi de, iyi bir eğitim aldığı ve Yusuf Kalfa adındaki bir şeyhin müridi olduğundan ibarettir. Yusuf Kalfa, Nâbî’nin şiir yeteneğini farketmiş ve sanatını ilerletmesi için onu İstanbul’a göndermiştir.
Nâbî’nin babasının adı Seyyid Mustafa’dır. Ve soyu Şeyh Ahmed-i Nakşibendi’ye kadar uzanır. Nâbî’nin İstanbul’a gelişi IV.Mehmet’in padişahlığı zamanlarına denk gelir. Nâbî İstanbul’a varır varmaz hemen önemli paşalara şiirler yazmış, yardım taleplerinde bulunmuştur.
Böyle şiirlerle Muhasip Paşanın dikkatini çeken şair divan katipliğine kadar yükselir. Daha sonraları IV. Mehmed’in de dikkatini çeken şair sık sık padişahın huzuruna davet edilir hatta padişahın av gezmelerine iştirak eder. Devlet büyüklerinin takdirini iyice kazanan Nâbî, Kameniçe kalesinin fethi ile sonuçlanan Lehistan seferine de katılır. Fetih üzerine yazdığı;
Tarihini felekde melek yazdı Nabiya
Düşdü Kameniçe hısnına nur-ı Muhammedî
beyiti kale kapısına yazılmıştır.
Zaman içinde Muhasip Paşaya kethüda olan şair yaptığı hac yolculuğunu anlattığı Tuhfet’ül Harameyn adlı ünlü eserini bu sıralarda yazmıştır. Muhasip Paşanın kaptan-ı deryalığa atanması üzerine onunla beraber Mora’ya gitmiştir. Anlaşılacağı gibi şair Muhasip Paşadan çok yardım görmüştür ve ona çok bağlıdır
Daha sonra Muhasip Paşa vefat edince Nâbî İstanbul’da duramaz ve Haleb’e gider. Burada evlenip aile kurarak devletin yardımlarıyla rahat bir yaşam sürer. Şair bu dönemden sonra çok az şiir yazmıştır:. II. Mustafa’nın tahta çıkmasıyla ona bir kaside yazar ayrıca vezir olan dostlarının tebrik için şiirler yazar. Gerek bu durgunluğu, gerekse devletin yüksek makamlarındaki dostlarının azalması Nâbî’ye sıkıntılar yaşatır. Maaşı kesilir, devletin verdiği ev elinden alınır. Fakat daha sonra Baltacı Mehmed Paşanın yardımıyla maaşını ve evini geri alır. Ayrıca yine Baltacı sayesinde 20 yıl uzak kaldığı İstanbul’a geri döner. Nâbî’nin İstanbul’a dönüşü diğer şairler tarafından çok olumlu karşılanır. Bu durum Nâbî’nin o dönem diğer şairler tarafından otorite olarak kabul edildiğini, sevilip saygı duyulduğunu gösterir.
Şair geri kalan ömrünü İstanbul’da geçirmiş, burada yaşlanmış ve dönem şairlerinin eserlerinde anlattıklarına göre 1712 yılında vefat etmiştir.
Eserleri:
Nâbî”nin 6 sı manzum (şiir), 4′ü mensur (nesir, düz yazı) olmak üzere toplam 10 eseri vardır.
Manzum Eserleri:
* Hayri-name (oğlu Hayri’ye yazdığı öğütler içeren eser)
Tercüme-i Hadis-i Erbain (hadis tercümesi)
* Hayrabat (bir hikaye)
* Sûr-name (şehzade Mustafa ve Ahmed’in sünnetleri vesilesiyle yazılmış, onların sünnet törenini anlatır)
* Farsça Divan
* Türkçe Divan
Mensur Eserleri:
* Fetih-name-i Kamaniçe (Kamaniçe’nin fethini anlatır)
* Tuhfet’ül Harameyn (Hac yolculuğunu anlatır)
* Zeyl-i Siyer-i Veysi (Veysi’nin yarım kalmış siyerini tamamlamak için yazmıştır) (siyer: Hz. Muhammed’in hayatını anlatan eser)
* Münşeat (Nâbî’nin mektuplarından oluşur)
b. Okuduğunuz şiirden ve Nabî’nin hayatıyla ilgili edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak şairin fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı kısaca yazınız.
Sanatı anlayışı
Nâbî, Hikemi tarzın öncüsüdür. Hikemi tarz, hakimene söyleyişe önem veren, öğüt ve bilgi vermeyi ilke edinen, amacı okuyucuyu aydınlatmak, okuyucuya yol göstermek şiir anlayışıdır. Edebiyatımızda bu tarz Nâbî ekolü olarak da geçer. Nâbî, eşya ve eşya ve varlığı sürekli hakimane bir üslupla inceler. Prof.Dr. Mine Mengi’ye göre; “Nâbî’nin ekol sahibi oluşu, onun düşünmeye ve düşündürmeye ağırlık veren sanat anlayışıyla ilgilidir.” Nâbî’nin bu hikemi tarz şiir anlayışının oluşmasında yaşadığı dönem koşullarının etkisi vardır. Abdülkadir Karahan bu konuyu şöyle açıklar:
“Denilebilir ki Nâbî, çağının huzursuzluk ve kararsızlıktan, hükümet yönetiminden başlayarak çeşitli meslek erbabı arasında yaygınlaşan zulüm, hile, yalan, rüşvet, mal ve menala aşırı rağbet, riyakarlık, her işe menfaate bağlılık gibi kötü huyların toplumu kemirmesi karşısında: fikir ve hikmetin gölgesinde rahat ve dağdağasız yaşamak iç arzusuyla dolu bir şahsiyettir.”
Nâbî, Türkçe Divanının önsüzünde şiirlerini henüz “tamamlanmamış” olarak belirtir. Bu durumu Nâbî’nin kendi el yazması orijinal Divan nüshasında görülür. O nüshaya baktığımızda şairin şiirleri üzerinde düzeltmeler, eklemeler yaptığını görürüz.
Nâbî şiirlerinde anlama çok önem verir. Onun şiirlerinde “mana” kelimesi sık sık geçer. Nâbî’ye göre; “şiirde ince manalar kullanılmalıdır.” Ona göre şiirdeki manalar işitilmemiş, söylenmemiş, taze olmalıdır.
Bazı gazellerinde sade dil taraftarı olduğunu açıklayan Nâbî’nin eserlerine genel olarak bakıldığında farklı farklı dil özellikleri görülür. Divanındaki gazel ve kasidelerinde yer yer sade dil görülse de, Nâbî’nin fazla kullanılmayan, işitilmeyen, sözlük sayfaları arasında unutulmuş, dolayısıyla sade olmayan kelimeler kullanma taraftarlığı birbiriyle çelişir ve genel olarak Nâbî “sade dil” anlayışını pek uygulayamamıştır. Fakat şu da unutulmamalıdır ki Nâbî, Türkçe’ye büyük bir hayranlık duyar. Şair uzun süre Halep’te yaşamasına ve Arapça’ya çok iyi hakim olmasına rağmen Türkçe’yi daima Arapça’dan üstün tutar.
Nâbî’nin şiirlerindeki bir başka önemli husus da, onun redifli gazelleridir. Nâbî, sıklıkla redifleri “gazel”, “suhan”, “mana”, “zahir”, “nazenin”, “dil-nişin” redifli gazeller yazmıştır.
14.  Şairle şiiri arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
14.. Şairi ile şiiri arasında  bir bağ vardır. Yazıldığı dönemin sanat anlayışını yansıtıyor. 

2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları  Fırat Yayıncılık 3.Ünite:Divan Şiiri-Tuyuğ (Sayfa:133,136,137)  

Sayfa 133

 1. Yukarıda okuduğunuz şiiri, ahenk unsurları yönünden inceleyiniz. Tespitlerinizi aşağıya yazınız.
Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. Dörtlükte n, m ve l sesleri aliterasyon olarak kullanılır.
Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.
Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Şiir aruz ölçüsü ile yazılmıştır. nazîr-i mâh, hedef-i nigâh,  hazâin-i ihsanın, pâdişâh  “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler  bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.
Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. Dörtlükte 1,2 ve 4. dizeler arasında kafiye vardır. “mah, nigah ve padişah sözcüklerinin sonunda –ah sesi “ tam kafiye olarak kullanılır. Aynı zamanda imiş neyleyim sözcükleri de rediftir.
2.  Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimin adını söyleyiniz.
2. Dörtlüktür.
3. a. Tuyuğ nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. TUYUĞ                                                         
       * Türklerin kullandığı ve Diven edebiyatına kazandırdığı bir nazım türüdür.                                
       * Tek dörtlükten oluşur.                                                     
        * Halk edebiyatındaki maniye benzer.                                                        
       *   Kafiye düzeni: aaxa’dır                                                   
       *   Mahlas ve konu sınırlaması yoktur.                                                          
       *  Cinaslara yer verilir.                                                          
       *   En büyük şairi Kadı Burhanettin ve Nesimi’dir.                                                    
       *  Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir.   
       *   Manide olduğu gibi, cinaslı uyak kullanılır.
       *  Halk şiirinde 11′li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir.
       * Aruzun yalnız “fâilâtün – fâilâtün – fâilün” kalıbıyla yazılır.
      *  Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir.
      *   14. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır.
      *  Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve 15. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai bu türde çokça ürün vermişlerdir.
 b. Okuduğunuz şiiri yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu incelemenizde 9. Sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiklerinizden yararlanınız.).
Okuduğunuz şiirin, hakkında edindiğiniz tuyuğun özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.
b.            Nazım birimi ve sayısı :Dörtlük olup tek dörtlükten oluşmuştur.
              Uyak düzeni : aaxa şeklinde oluşmuştur.
c. Tuyuğun temasını aşağıya yazınız.
c. Tema: Aşk acısı
• Temanın, okuduğunuz şiirin birimlerinin ortak teması olup olmadığını söyleyiniz.
• Ortak bir tema etrafında birleşmişlerdir.
 4. a. XV. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. 15. Yüzyıl Osmanlı açısından en görkemli yüzyıldır ki Osmanlı’nın İstanbul’u fethetmiş ve bir çağ açıp bir çağ kapatmıştır. Fatih ile Osmanlı zirveye oturmuş ve Bizans toprakları Osmanlının olmuştur. Buna bağlı olarak da Osmanlıda kültürel hayat çok hızlı akmakta ve özellikle Fatih, çalışmalarını yapsınlar diye birçok alimi İstanbul’a çağırmaktadır. Bu Osmanlıyı daha ileriye taşımıştır. Şairlerin kendine olan güveni gelmiş ve özellikle saray çevresinden destek görünce de daha güzel eserler vermeye başlamıştır.
b. XV. yüzyıl şairi İvaz Paşazade Atayî’ye ait tuyuğun teması, söylenişi (coşku, söyleyiş özelliği) ve o yüzyılda Osmanlı Devleti’nin yapısı arasında nasıl bir bağ olduğunu açıklayınız.
b. İlgisi vardır. Osmanlı yükselme döneminde özgüveni gelmiş, şairleri de daha gür bir sesle şiirlerini dile getirerek artık bir İranlı şair kadar güzel şiir yazdığını düşünür olmuştur. Tema olarak da farklılık göstermektedir. Daha önce dini konularda daha eser veren şairler ülkenin içinde bulunduğu rahat durumdan dolayı da din dışı konularda eser vermişlerdir.
5. Şiirde gerçek anlamında kullanılmayan kelimeleri bulunuz. Bu sanata ne denildiğini belirtiniz.
5. gamze: Bakış okları anlamında kullanılmış. gamze oka benzetilmiş ama ok söylenmemiştir. Açık istiare yapılmıştır.
 Lal: Yakut demektir. Sevgilinin dudakları kırmızılık bakımından lal’e benzetilir. İstiare yapılmıştır.
6. a. “lal ve gamze” imgeleri hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Lal: Yakut demektir. Sevgilinin dudakları kırmızılık bakımından lal’e benzetilir.
Gamze: Ok demektir. Sevgilin kirpikleri oka benzetilir.
 b. “lal ve gamze” imgelerinin tuyuğda nasıl kullanıldığını belirtiniz.
bBu imgeler .Divan şiirinde sıkça kullanılan imgelerdendir.  lal kelimesi yakut anlamında kullanılsa da sevgilinin dudağının kırmızılığı nedeniyle lal’e benzetilir. Gamze kelimesi de ok demek olup sevgilinin bakışları anlamında kullanılır. Sevgilinin attığı bakış aşığın kalbine bir ok gibi saplanır. bu yönüyle şiirde açık istiare olarak kullanılmıştır
c. Okuduğunuz şiirde size en ilginç gelen imgeyi nedenleriyle açıklayınız.
c.  Gamzenin bir oka ve dudağın yakuta benzetilmesi insanın hoşuna giden bir benzetmedir. burada divan şirinin inceliklerini görüyoruz.
7. a. Şiirde “avare, gamze, lal” gibi Arapça ve Farsça kelimelerin niçin kullanıldığını tartışınız. Sonucu belirtiniz.
a.  Bu sözcükler  Farsçadan alınmıştır. Türkçede uuzun unlüler a,e,ve u sesleri yoktur bu sesler aruz ölçüsü ile ilgilidir. dolayısıyla Şiiri aruz ölçüsünüe uydurmak için bu sözcükler tercih edilmiş. ayrıca Divan edebiyatı Arapça ve Farsçadan atkilenmiş bu yüzden bu dillerden birçok kelime dilimize kazandırılmıştır.
b. Şiirde kullanılan imgeler, söz sanatları ve nazım şeklinin özelliklerinden hareketle tuyuğun ait olduğu kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.
b. Kullanılan dil, imgeler(mazmunlar), söz sanatları, nazım şekilleri Arapça ve Farsçadan geçmiştir. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri bir etkileşim görülmektedir. Bizim şairlerimiz de bunları hiç değişmeden olduğu gibi ama zaman içerisinde de geliştirerek kullanmıştır.
c. Şiirin hangi gelenekte yazılmış olduğunu belirtiniz.
c. Divan şiiri tuyuğ  geleneğine uygun yazılmıştır.
ç. Yukarıdaki incelemenizin sonucuna göre tuyuğun okuyucu kitlesini belirtiniz.
ç. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş  ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.
8. Aşağıdaki soruları okuduğunuz şiire göre cevaplayınız.
a. Şiirin teması evrensel midir? Neden?
a. Evrenseldir ve aşk acısı her dönemde dile getirebilecek bir konudur.
b. Şair, temayı işlerken yüce ve yüksek olan soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlanmıştır? Açıklayınız.
b. Şair lal, gamze, dert, derman gibi temaları soyut olan aşk acısı etrafında birleştirmiştir böylece soyut olan bir düşünce somutlaştırılmıştır.
c. Şair, şiirinde temayı ve imgeleri divan şiirinin kendine özgü hangi zevk ve anlayışı çevresinde geliştirmiştir? Düşüncelerinizi belirtiniz.
c. Divan şiiri estetiğinde sevgilinin güzellik unsurları vardır. Burada bu unsurlardan gamze kullanılmıştır. Bakış okları anlamına gelir. Bunun yanında sevgilinin dudakları kırmızı yakuta benzetilir.
ç. Okuduğunuz şiirde anlatılanların yaşanması mümkün müdür? Şairin; gözlem, izlenim, sezgi ve kişisel duyarlılığı şiire nasıl yansımış olabilir? Açıklayınız.
ç.  Okuduğumuz şiirde anlatılanların yaşanması mümkün  değildir. Şiiri şiir yapan şeyler kesinlikle şairin gözlemi, sezgisi ve duygularıdır. Bunlar olmadan ortaya pek bir şey koymak mümkün değildir. bu kavramlar soyut bir sevgili ortaya çıkarmaktadır.
9. Şiirde yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şiirin, yan anlamıyla kullanılan kelimeler bakımından zengin olup olmadığını söyleyiniz.
9. Metin mecaz  anlam bakımından zengindir. Lal, gamze, dert, derman kelimeleri yan anlamlı kullanılmıştır. yan anlamda kullanılan kelimeler yoktur.
10.   Tuyuğdaki duygu ve düşüncelerin işlendiği günümüz şiirlerinden ve şarkılarından örnekler veriniz.
10.           KARADUT
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.
Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
llgıt ılgıt buram buram
Netmiş, neylemiş, nolmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun
 11.   Okuduğunuz tuyuğu, Destan Dönemine ait bir koşukla tema, nazım birimi, dil ve anlatım yönüyle karşılaştırınız. Sonuçları tabloya yazınız.
Ölçütler
Tuyuğ
Koşuk
Benzerlikler
Farklılıklar
Tema
Aşk acısı
Aşk
Temaları benzer
Nazım Birimi
 dörtlük
 dörtlük
Dörtlüklerden oluşması
Dörtlük sayısı
Dil ve Anlatım
                                 Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir   anlatıma sahip 
Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.
Manzum anlatım olması
Dil ve anlatımları farklılık   gösterir.
12.  Tuyuğu ilk okuduğunuzda hissettiklerinizle birkaç kez okuduktan sonraki hisleriniz arasında ne fark olduğunu açıklayınız. Şairin hisleriyle sizinki arasında benzerlik olabilir mi? Açıklayınız.
12. Ortak hisler olabilir. aşk duygusu her insanı etkiler.
13.  a. İvaz Paşazade Atayî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
ATAYİ (ivazpaşazade Âli Çelebi),
 Türk şair (öl. Bursa 1437). Murat ll’nin vezirlerinden Hacı ivaz Paşa’nın (öl. 1428) oğludur.
İvaz Paşa , Yıldırım Beyazıt’ın vezirlrinden birisidir. Söylentiye göre II Murat  bir kuşku yüzünden İvaz Paşa’nın gözlerine mil çektirmiş oğlu Ali Çelebi de o yüzden saraya yakın olmaktan imtina etmiştir.  Bir süre sonra saraya alınmak istenen Atayi babasının başına gelenler yüzünden bunu kabul etmemiş olmasına rağmen II. Murad’a “Güneş” redifli  bir kaside yazmış olması üzerinde düşünülecek bir olaydır. Bleki de bu kaside babasının gözlerine mil çekilmeden önce yazılmış olmalıdır. Bu hadise üzerinde kuşku perdesi örten diğer bir husus İvazpaş’nın Yıldırım Beyazıt devrinde de  vezir olarak sarayda bulunmuş olmasıdır. ( 1)
Ali Çelebei’nin  Latifi tezkiresi’nde, Mevlid şairi Süleyman Çelebi’nin kardeşi olduğu yazılıdır. Buna rağmen Latifi’nin verdiği bu bilgi diğer kaynaklar tarafından doğrulanmamıştır.  Diğer kaynaklar Ali Çelebi’nin İvazPşa’nın oğlu olduğu hususunda birleşmiş gözükmektedir. Ali Çelebi’nin şiirlerinden onun iyi bir eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. Şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimelere yer vermesi Arapça ve Farsça’yı iyi bildiğini göstermektedir. Buna rağmen Çelebi olarak anlıyor olması medrese eğitimini tamamalamaış olduğu fikirine bizi götürebilir. Çünki medrese bitirenlere Efendi olarak hitap edilmesi, medrese eğitimini tamamalamadığı  kuşkusunu  doğurabilir.
b. Okuduğunuz tuyuğ ve hayatıyla ilgili edindiğiniz bilgilerden yararlanarak şairin fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
Şiirlerinde Arapça ve Farsça sözcükler de kullanmasına rağmen Ali Çelebi’nin Türki basit veya mahallileşme akımı denilen şiirleri Türkçe yazamak, şiirlerde atasözü ve deyimler kullanmakla ilgili divan şiiir akaımının ilk temsilcilerinden veya ilk uygulayııcılarından biri olduğu ortaya çıkmaktadır. Söz sanatlarını kullanmayı seven bir şair olarak gözüken Ali Çelebi şiirlerinde atasözlerine, deyimlere, mahalli ağzı ve konuşma diline yer vermeyi çok sevmektedir. Ali Çelebi’nin sıcak , samimi , ve anlaşılır bir dili vardır.
En ünü şiiri II. Murat’a yazdığı Güneş adlı kasidsidir. Bu kasidesine Ahmet Paşa nazire yazmış dolayısı ile bu kaisdesi ile Ahmet Paşa’yı bile etkilemiştir.  Ahmet Paşa’nın ünlü GüneşKasidesi İvazpaşazade Atayi’nin aynı adlı şiirine nazire olarak yazılmıştır. (1)
Tezkireci Sehi Bey İvazpaşazade Ali Çelebi’nin şiirlerini takdirle karşılamış, devrinin diğer şairleri de Ali Çelebi’den övgüyle söz etmişlerdir. Sehi Bey divan şiirinde atasözlerini ve deyimleri ilk kullanan şair olarak  Ali Çelebi’yi göstermektedir. (1)  Diğer kaynaklara ve şiirlerine baktığımız zaman Ali Çelebi’nin  divan şiirine  Türkçe unsurlar kazandırmaya çalışan bir şair olduğu ortaya çıkmaktadır. Ali Çelebi, gazel ve kadiseleriyle olduğu kadar tuygları ile de dikkati çeken bir şairdir. Tuygu türünün edebiyaytımıza kök sağlamasında katkısı olan bir şairdir.
Şeyhinin en önemli izleyicisi sayılan Atayi, fars şairi Kemal-i Hucendi’nin de etkisi altında kaldı. Murat ll’ye sunduğu “güneş” redifll kasidesine Ahmet Paşa’nın nazire yazmasından çağdaşlarını etkilediği anlaşılıyor. Nazire dergilerinde, kaside, gazel ve tuyug yolunda yazılmış epey şiiri vardır. Sehi tezkiresindeki kayda göre, Türkçe gazelde atasözü kullanma geleneğini de Atayi başlatmıştır.  Ali Çelebi, Türkçe’nin ahengine, şiirlerinde söz sanatlrına ve sade bir şiir dili ile yazma çabasında olan bir şairdir.  Yazmış olduğunu bildiğimiz divan’ı vardır. Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C.1, İst. 1987, shf, 470 eserinde Atayi hakkında bilgi veririken bu divandan da bahsetmiştir. Günümüz diline çevrilmeyen bu divanının kaybolduğuna veya günümüze ulaşmadığına dair bilgiler de bulunmaktadır.
Vasi Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1970, shf,134 – 135 te 14 yy da yaşamış Ali adlı bir şairden söz eder. Bu şairin hayatı hakkında hiç  bir bilgi vermeyen V.M.Kocatürk, bu şaire ait iki şiiri eserine almış  hayatı hakkında sadece Sehi Bey’den alıntı yaptığı ” Şuarayı mütekaddimindendir” ifadesine yer vermiştir. İvazpaşazade Ali Çelebi’nin olduğunu düşündüğümüz bu yazı bir hayli uzun olmasına rağmen Ali Çelebi hakkında hemen hiç bir bilgi vermemktedir. Fakat bu eserdeki şiirlre baktığımız zaman şiirlerden haraeketle ve aynı yy içinde yaşamış olmaları münasebetiyle ismi sadece Ali olarak izkredilen bu şairin Ali Çelebi olabileceği ihtimalini düşünmek zorunda kalıyoruz.
14.  Şair ve tuyuğ arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
14. Şairi ile şiiri arasında  bir bağ vardır.Döneminin şiir anlayışını ve sanat analyışını  bu şiirde ortaya koymuştur.

ŞARKI

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ-i tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât aktığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
Geh varıp havz kenarında hırâmân olalım
Geh gelip kasr-ı cinan seyrine hayran olalım
Gâh şarkı okuyup gâh gazel-hân olalım
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
İzn alıp cum’a namazına deyü mâderden
Bir gün uğrılıyalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıp iskeleye doğru nihan yollardan
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
Bir sen-ü bir ben-ü bir mutrıb-ı pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârânı bu günlük edip ey şûh feda
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
Nedim
Nedim Divanı
hzl.: Abdülbaki GÖLPINARLI
Günümüz Türkçesiyle
Gel şu neşesiz gönüle bir neşe bağışlayalım.
Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü
Sâ’dâbâd’a. işte üç çifte kayık iskelede hazır.
Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.
Gülelim, oynayalım, dünyadan arzumuzu alalım.
Yeni Çeşme’den Tesnim suyu (cennet suyu) içelim.
Ejderha’nın ağzından hayat suyu aktığını görelim.
Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.
Bazen gidip havuz kenarında salına salına dolaşalım.
Bazen gelip Kasr-ı Cinân’ı seyredelim, hayran olalım.
Bazen şarkı okuyup bazen gazel söyleyelim.
Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.
Valideden “Cuma namazına gidiyoruz.” diye izin alıp
Zulmedici felekten bir gün çalalım.
Gizli (tenha) yollardan iskeleye doğru dolaşıp
Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.
 Bir sen, bir ben, bir de güzel şarkı (gazel) söyleyen biri,
Eğer iznin olursa bir de aşktan çılgına dönmüş
Nedim Ey şuh (neşeli güzel), öbür dostları bugünlük feda edip
Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.
1. Okuduğunuz şiiri, ahenk unsurları yönünden inceleyerek tespitlerinizi aşağıya yazınız. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla dizelerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.
1. Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır.
Birinci dörtlükte n, m sesleri aliterasyon, â ve e sesleri asonans
İkinci dörtlükte l, m, n, d sesleri aliterasyon, a ve e sesleri asonans
Üçüncü dörtlükte g, l, m, n sesleri aliterasyon , a ve e sesleri asonans
Dördüncü dörtlükte d ve n sesleri aliterasyon, a ve e sesleri asonans
Beşinci dörtlükte d sesi aliterasyon , a ve e sesleri asonans olarak kullanılır.
Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.
Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” dil-i nâ-şâda , âmâde, Mâ-i tesnîm , dünyâdan , çeşme-i nev-peydâdan , ejderhadan, âb-ı hayât “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.
Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. Düz uyak şeklinde kafiyelenmiştir.
Birinci dörtlükte a sesi redif, âd sesleri zengin uyak (uzun ünlü olduğu için zengin uyaktır.)
İkinci dörtlükte dan sesi redif, â sesleri tam uyak (uzun ünlü olduğu için tam uyaktır.)
Üçüncü dörtlükte olalım sözcüğü redif, ân sesleri zengin uyak (uzun ünlü olduğu için zengin uyaktır.)
Dördüncü dörtlükte den sesi redif, ar/er sesleri tam uyak
Beşinci dörtlükte redif yoktur, edâ sesleri zengin uyak
Olarak kafiyelenmiştir.
2. Okuduğunuz şiirin ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimlerini belirleyiniz. Bu birimlerin özelliklerini söyleyerek bunlara ne ad verildiğini belirtiniz. Ayrıca her birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini açıklayınız.
2. Dörtlüklerden oluşmuştur.
3. a. Şarkı nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a.
ŞARKI
Divan şiirine Türklerin kazandırdığı bir türdür. Şarkı, Divan şiirinde bestelenmek için, uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım birimidir. Kafiye düzeni; x değişken aa xa şeklindedir.
Aruz ölçüsünün her kalıbı ile kullanılır. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan, dördüncü dizeye nakarat denir. Aşk, sevgili, ayrılık, içki ve eğlence konularında yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Nail-i Kadim’dir. Lale Devrinde ise en önemli temsilcisi Nedim’dir. En çok şarkıyı Enderunlu Vasıf yazmıştır.
Müzikte, türkünün karşıtı olarak, Şarktan gelen, batılı anlamında kullanılır.
Şarkı çeştli ses sanatçıları tarafından söylenerek Türk toplumunun musikisinde önemli bir yer tutmaktadır. Şarkıda şair son bendde mahlasını söyler. Şarkıda her bentin üçüncü mısrası miyan(orta) miyanhânedir. Miyan daha çok şarkının en güzel ve dokunaklı bölümüdür. Bestenin en önemli bölümüdür. Şarkıların konusu genellikle aşk, sevgilinin güzelliği, eğlence ve içkidir. Halk edebiyatında türkü türünün divan edebiyatına yansıması gibidir.
b. Okuduğunuz şiiri yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).
Nazım birimi ve sayısı :Dörtlük olup 5 birimden oluşmuştur.
b
Uyak düzeni: aaab, cccb, dddb, eeeb, fffb uyaklanır.
Nakarat (meyan) olan dize : Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
Şairin adının geçtiği birim : 5. Dörtlük olup
Bir sen-ü bir ben-ü bir mutrıb-ı pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârânı bu günlük edip ey şûh feda
Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a
c. Okuduğunuz şiirin, şarkının (kuralları önceden belirlenmiş divan edebiyatı nazım şeklinin) özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.
c. Daha önceleri okuduklarımıza benzemiyor çünkü şarkı nazım şekli ilk defa Lale devri şairi Nedim tarafından Divan şiirine kazandırılmış bir türdür. Anonim Halk edebiyatındaki türküye benzer özellikler gösterir.
ç. Okuduğunuz şiirin dörtlüklerinin temalarını aşağıdaki şema üzerine yazınız.
ç.1. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek
2. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek
3. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek
5. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek
4. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek
Şarkının teması: Neşelenmek ve eğlenmek
• Şiirde birimlerin, ortak bir tema etrafında birleşip birleşmediğini söyleyiniz. “Birimlerin ortak paydası temadır.” ifadesi hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.
• Ortak bir tema etrafında birleşmişlerdir.
4. a. Osmanlı Devleti’nin XVIII. yüzyıldaki siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. Osmanlı devletinin egemen olan anlayış zevk, sefa ve eğlence dönemi olan Lale devridir. Bu dönemde Osmanlı savaşlardan uzak durmuş, saray ve çevresindeki bürokratlar eğlenceyle vakit geçirir olmuşlardır. Bütün ekonomik dayanağı vergiler ve savaştan elde ettiği ganimetler olan Osmanlı artık gerilemeye başlamış ve halk arasında ekonomik sıkıntılar belirginleşmiştir. Fakat padişah ve çevresi gelen bu tepkilere kayıtsız kalması zaman içerisinde sosyal bir patlamaya dönüşmüş ve Patrona Halil İsyanı ile bu dönem kanlı bir şekilde sonlanmıştır. Bu dönemde bir lale tohumuna binlerce altın verildiği bilinmektedir. Yine en çok olarak saraylar ve köşkler yapılmaktadır. Gezi yerleri çok meşhurdur ki şiirde de geçen Sa’d-âbâd, Feyz-âbâd, Asaf-âbâd bu dönemin en önemli gezi yerleridir.
b. Şarkının teması ve şairin söyleyiş özelliğinin Osmanlı Devleti’nin XVIII. yüzyıldaki yapısıyla olan bağlantısını açıklayınız.
b. Yukarıda a. Maddesinde verilen cevaplara bakılınca şiirin anlattığı ile Osmanlının yapısı birebir örtüşmektedir.
5. Nedim, şiirin tamamında nasıl bir duyguyu yansıtmaktadır? Şairin bu duygusunu hangi kelimelerle aktardığını açıklayınız. Dörtlüklerde bu duygu hâlini aynı kelimelerle mi ifade ettiğini tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.
5. Nedim, gezmek, eğlenmek , dünyadan mutluluk duymanın içerisindedir. Bu duyguyu, en güzel ikinci dörtlüğün birinci dizesi olan “Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan ” dizesi ele vermektedir. Özellikle de Sa’d-âbâd’a diye bilinen gezi yerinin ismini vermesi de bu duygunun sonucudur.
6. Şiirin birinci dörtlüğünde “bağışlamak” kelimesinin ve ikinci dörtlüğünde “kâm almak” kelime grubunun gerçek anlamlarında kullanılıp kullanılmadığını açıklayınız. Bu açıdan diğer dörtlükleri de inceleyiniz. Gerçek anlamıyla ve gerçek anlamı dışında kullanılan kelime veya kelime grupları varsa söyleyiniz.
6. Gerçek anlamlarıyla kullanılmamıştır.
7. a. “Serv (servi)” imgesi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Serv ya da selvi kelimesi selvi ağacı olarak kullanılır ki sevgilinin boyunun uzunluğu ve inceliği ile kullanılır. Selvi ağacı rüzgarda sallandığı gibi sevgili de yürürken sallana sallanan yürümesi bu durumla özdeşleşir.
b. Nedim’in “serv-i revanim” diye kastettiği kimdir? Şair o kişiyi neden açıkça belirtmeyip böyle bir söyleyişi tercih etmiştir? Bu sanatın adı nedir? Şairin yerinde siz olsaydınız servi yerine hangi imgeyi kullanırdınız?
b. Sevgilidir. İmgeler ya da kalıplaşmış mazmunlar şiire ayrı bir estetik zevk katar. Burda benzetmenin dört unsurundan sadece biri söylendiği için “istiare” sanatı kullanılmıştır.
c. Tesnim, cennetteki ırmaklardan birinin adıdır. Kur’an-ı Kerim’de de geçen bu ırmağın adını şair niçin kullanmıştır? Bu sanatın adını belirtiniz. Dörtlüklerdeki diğer imgeleri de siz bulup açıklayınız.
c. Daha önce de dediğimiz Divan şiirinin oluşmasında İslam kültür ve medeniyeti etkilidir. Din dışı konular da yazılsa mutlaka terminoloji olarak din kullanılır. Mesela sevgilinin yüz güzelliğinden bahsedilecekse Hz. Yusuf imgesi kullanılır.
ç. Şiirde kullanılan ortak imge/imgeleri belirtiniz.
ç. Servi revan , Mai Tesnim , ab-ı hayat, ejderha, şuh, şeyda gibi kelimeler imge olarak kullanılmıştır.
8. Şair, duygu ve düşüncelerini niçin imge ve söz sanatlarıyla anlatmıştır? Belirtiniz. Şiiri okurken bu imge ve söz sanatlarının gözünüzün önünde neleri canlandırdığını şarkıdan örneklerle açıklayınız.
8. İmgeler insana doğrudan ve sıradan anlatım farklılaştırıp anlatımı daha gizemli hale getirerek okuyucu anlatımın daha etkili kılmasına vesile olur. Mesela sevgili için uzun boylu kelimesini herkes kullanır ve böyle kullanılırsa da çok sıradan olur ama onu sallanan bir ağaca benzetmek anlatımı daha etkili kılar ki bunu da herkes yapamaz o dönem içinde.
 9. a. Ejderha imgesi hakkında edindiğiniz bilgiyi arkadaşlarınızla paylaşınız.
a. Ejderha: Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, uzunluğu, siyahlığı, özellikle de kıvrımlı oluşu bakımından yılana benzetilir. Âşığa göre sevgilinin zülfünü açıp yüzünü rakibe göstermesi, yılanın şeytana cennet kapısını açması gibidir.
b. Şarkının ikinci dörtlüğünde “ab-ı hayat (ölümsüzlük suyu)”ın niçin ejderhanın ağzından aktığı söyleniyor? Şair, bu efsanevi varlığı şiirinde hangi amaçla kullanmıştır? Açıklayınız.
b. Şair bu imgeler kullanarak tarihsel ya da efsanevi olaylar üzerinden şiirine sanatsal özellik katmıştır.
10. KOŞMA
Görüp cemâlini âşık olduğum Bu güzellik baki kalmaz sevdiğim
Hakkı bir bilirsen ağlatma beni Âşıkın ağlatan gülmez sevdiğim
Uğruna serimi feda kıldığım İyilerden kemlik gelmez sevdiğim
Hakkı bir bilirsen ağlatma beni Hakk’ı bir bilirsen ağlatma beni
a. Gevherî’nin koşması ile okuduğunuz şarkının benzer yönlerini belirtiniz.
a. Her iki şiirde tema olarak dünya hayatında insanı üzülmesi değecek bir şey yok. Sevgiliye seslenerek gel gezelim tozalım eğlenelim diyerek anı yaşamayı isterler. Yani konu ve temaları benzer.
b. XVIII. yüzyıldaki “Türkî-i Basit” hareketi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
b. Türkçe kelimelerle şiir söyleme gayreti XVI. yy’da Tatavlalı Mahremi, Aydınlı Visâlî, Edirneli Nazmî tarafından oluşturulmuş bir akım, bir ekoldür. Bu üç şairin özellikle Türkçe kelimeleri kullanarak yeni bir akımı ortaya attıkları görülmekteydi. Ancak yapılan son çalışmalar aslında Türkî-î basit diye bir akımın olmadığını bunun Mahallileşmenin bir başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur.
c. O dönemdeki Türkî-i Basit anlayışına göre Nedim’in şarkısının dili sadedir. Ancak buna rağmen şarkıda “bahş, dil-i nâşâd, âmâde, kâm, çeşme-i nev peyda, gazel-hân, mutrib-i pakize-edâ, şey-dâ, şûh” gibi Arapça ve Farsça kelimelerin kullanılma nedenini tartışınız. Sonuçları sıralayınız.
c. Birincisi şairlerimiz aruzla yazıkları için aruzda önemli olan seslerin açık ve kapalı olmasıdır. Türkçedeki seslerde açık ve kapalı ünlü durumları yoktur. Yani â, û, î gibi sesler yoktur. Bu aruz ölçüsünü ve ses değerini tutturmak için önemlidir. İkincisi ise bizim divan şairlerimiz Arap ve İran edebiyatından etkilenirken o şiirin estetik yapısı ve imge dünyasını değiştirmeden almışlardır.
ç. Şarkının hangi gelenekte yazıldığını ve kendini oluşturan kültür ve toplumla olan ilgisini açıklayınız.
ç. Divan şiir geleneğine uygun yazılmıştır. Osmanlı toplumu oluşturmuştur ki yukarıda da nasıl ortaya çıktığı izah edilmiştir. Toplumun yapısı da dile getirilmiştir.
d. Şarkının hangi okuyucu kitlesine hitap ettiğini belirtiniz.
d. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.
11. Şarkının temasının evrensel olup olmadığını ve şairin bu temayı nasıl ifade ettiğini açıklayınız.
11. Bu tema evrenseldir ve her devirde yazılabilir.
12. Nedim, şiirde “mai tesnîm, cuma namazı” kelime gruplarını niçin kullanmış olabilir? “Nedim’in, şarkısının teması ve şiirde kullandığı imgeler; dinî söyleyiş ve kelimelerle örülü, divan şiirinin kendine özgü zevk ve anlayışına uygundur.” diyebilir miyiz? Açıklayınız.
12. Daha önce de dediğimiz Divan şiirinin oluşmasında İslam kültür ve medeniyeti etkilidir. Din dışı konular da yazılsa mutlaka terminoloji olarak din kullanılır. Mesela sevgilinin yüz güzelliğinden bahsedilecekse Hz. Yusuf imgesi kullanılır.
13. Nedim’in şarkısını okurken gözünüzün önünde nasıl bir manzaranın canlandığını anlatınız. 1817 – 1830 yılları arasındaki Lale Devrinde sürdürülen hayat hakkında edindiğiniz bilgilerden de yola çıkarak kitabınızda okuduğunuz şarkıda, şairin gözlem, izlenim, sezgi ve kişisel duyarlılığının nasıl yansıdığını kısaca aşağıya yazınız.
13. Şair, Lale devri zihniyetini çok iyi yansıtmaktadır. O dönemde herkes gezmek, eğlenmekle meşguldür ve bu dünyadan kam (mutluluk) almak en büyük çabalarıdır. Şair de buradaki gözlemlerini dile getirmiştir ki Nedim’i diğer şairlerden ayıran en büyük özellikte budur. Yani diğerleri soyut ve hayali şiiri yazarken Nedim, bizzat gördüğü yaşamı anlatır.
14. Günümüz şairlerinden birinin sevgiliyi anlatan şiiriyle veya bir şarkıyla Nedim’in şarkısındaki duygu ve düşünceleri karşılaştırınız. XVIII. yüzyılda Nedim’in dile getirdiği duygu ve düşüncelerin, günümüz şiirinde de ele alınıp alınmadığını belirtiniz.
14. Ele alınabilir. Bu dönemde temalar birbirinden farklılık gösterir ama dünyanın geçici olduğu ve fani olduğunu vurgulayan şairlerimiz ve şiirlerimiz elbette ki çoktur.
15. Şarkıda yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şarkının yan anlam bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.
15.yan anlamda kullanılan kelime yoktur. Mecaz ağırlıklı bir anlatım var.
16. Şarkıyı okuduğunuzda neler hissettiniz?Kısaca açıklayınız. Şarkıyı ilk okuduğunuzda hissettiklerinizle birkaç kez okuduktan sonraki hisleriniz aynı mıydı? Acaba şairin bu şiiri yazarken hislerini anlatmak için kelimelere yüklediği anlamla sizin hissettikleriniz arasında benzerlik olabilir mi? Açıklayınız.
16. Cevabı size kalmış…
17. Şarkıyı, Destan Dönemine ait aşağıdaki koşukla tema, nazım birimi ve dil-anlatım yönünden karşılaştırınız. Sonuçları tabloya yazınız.
KOŞUK Günümüz Türkçesiyle
Kasınçıgımın öyü Yavuklumu düşünüp
Kadgurar men Kaygılanıyorum;
Kadgurdukça karşı körtlem Kaygılandıkça karşı güzelim,
Kavışıgsayur men Kavuşmak istiyorum!
Küçlüg priştiler Kudretli melekler
Küç birzünin; Güç versin,
Közi karam birle, Gözleri karam ile
Külüşüp en oturalım! Gülüşerek oturalım!
ölçütler
Şarkı
Koşuk  
Benzerlikler
Farklılıklar
Tema
Sevgili ile Eğlenmek.
Sevgili ile Eğlenmek.
Temaları benzer
yok
Nazım Birimi
dörtlük
dörtlük
Birimler
Birim sayıları
Dil ve Anlatım
Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatım kullanılmış.
Yabancı etkilerden uzak sade bir analtım kullanılmış
Her ikisinin de Manzum anlatım olması
Üslüp yanüyle farklı.
18. a. “Gülelim, oynayalım kâm alalım dünyadan” dizesinin Nedim’in hayat felsefesini ve dünya görüşünü nasıl yansıttığını açıklayınız.
a. Hayat onun için sevmek, eğlenmek ve gününü gün etmekten başka bir şey değildir. İçki ve eğlenceye aşırı biçimde düşkündür. Nedim’e göre yaşamak, dünya nimetlerinden yararlanmak insanın en doğal hakkıdır.
19. a. Nedim hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
Nedim
A sıl adı Ahmed olan Nedim, 1681’de İstanbul’da doğdu. Düzenli bir medrese öğrenimi görerek Arapça ve Farsça öğrendi. Müderrislik ve mahkeme naipliği yaptı. III. Ahmed dönemi saray eğlencelerinin başlıca simalarından biri oldu. Aşırı içki içti. Patrona ayaklanması sırasında isyancılardan kaçarken damdan düşerek öldü. (1730 İstanbul) Üstün sanat anlayışıyla şiirlerini tasavvuftan sıyırarak eski şiirin dar ve köhne dünyasını yinelemekten kurtulan bir şair olan Nedim, temel olarak evrenin düzeninin insan tarafından anlaşılamayacağı görüşünü benimsemiş, dine dayalı görüşlere karşı çıkmıştır. Nedim şiirlerinde felsefe yapmaz. Şiirleri yaşamak ve sevmekle ilgilidir. Diğer divan şiirlerinin çoğu gibi kötümser değildir, neşeli yaradılışı ve hayata bağlılığıyla hiç karamsarlığa düşmemiş, bu dünyaya bağlanmıştır. Hayat onun için sevmek, eğlenmek ve gününü gün etmekten başka bir şey değildir. İçki ve eğlenceye aşırı biçimde düşkündür. Nedim’e göre yaşamak, dünya nimetlerinden yararlanmak insanın en doğal hakkıdır. Sürekli softalara çatmış, hayatın bütün zevk ve nimetleriyle yaşanması gerektiğine inanmıştır.
Eski şiirimize yeni bir ruh ve yeni bir söyleyiş getirme başarısını göstermiş olan Nedim bu dünyaya ve hayata son derece bağlı olması nedeniyle şiirlerinde yaşadıklarını ve günlük aşk izlenimlerini yansıtmış, kendisini divan şiirinin soyut dünyasından kurtararak sürekli gerçeğe bakmıştır. Şiiri hiçbir zaman hüner ve marifet gösterme, kelime oyunu biçiminde görmemiş, yapmacıklı ve soğuk anlatım biçimlerinden kaçmış, az, içten, nitelikli ürünler vermeye özen göstermiştir.
Nedim, divan edebiyatında çığır açmış bir şairdir. O devrin şairleri onu pek az anlamış, gerçek değerini ölümünden sonra takdir etmişlerdir. Kendisinden sonra gelenler etkisinden kurtulamamıştır. Nedim gerçek yaşamın sesini duyurmuş, yaşadığı devri, Türkçe’nin doğal ve yetkin nazım dilini etkisiz biçimde yansıtmıştır.
Nedim’in başlıca özelliklerinden biri de İstanbul şivesini kullanmış olmasıdır. Daha önceki yüzyıllarda, Divan şiirinin ortak söylenişi dışında , Baki, Şeyhülislam Yahya, Naili vb. gibi bazı şairler tarafından zaman zaman kullanıldığını gördüğümüz İstanbul şivesi XVIII. yüzyılda doğal bir akım halini almış ve Nedim bu akımın bilinçli ve en büyük temsilcisi olarak kabul edilmiştir.
b. Nedim’in aşağıdaki şiirini okuyunuz.
Sevdiğim canım yolunda hâke yeksan olduğum
İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum
Ey benim aşkında bülbül gibi nâlân olduğum
İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum
(Sevgilim, canım yoluna toprak olsun. Bayramdır, kurban olayım, naz ile gezmeye çık. Ey aşkıyla bülbül gibi inlediğim Nazınla, edanla gezmeye çık çünkü bayramdır.)
Nedim hakkında edindiğiniz bilgiler ve okuduğunuz şiirlerinden de yararlanarak şairin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarınızı aşağıdaki şemaya yazınız.
* 17 yüzyıl divan edebiyatı şairlerimizdendir.
* Şiirlerinde din dışı konuları işlemiştir.
*  Şarkıları ün salmıştır.
* Türki-i Basit akımının uygulayıcılarındandır.
* Dili devrine ngöre sadedir.
 Kaynak:www. Blogcu.com sitesinde alıntıdır.

1. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları yönünden inceleyerek tespitlerinizi aşağıya yazınız.

1. Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. S, t ve y gibi sesler aliterasyon olarak kullanılırken a ve e sesi de asonans olarak kullanılmıştır.
Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.
Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” şîre-i engûr, âlûde, maîl-i bûs-ı leb-i câm, bezm-i cihanın “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.
Ses benzerlikleri (kafiye):  Kafiye düzeni aa, ba, ca, da, ea, fa… şeklinde oluşmuştur.
Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla dizelerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.
Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla dizelerdeki ses ve söyleyiş arasında farklılık olacaktır. Şiir okurken ve yazarken mutlaka ritim, ahengin oluşması için ses ve söyleyiş özelliklerine dikkat ederiz ama konuşurken buna dikkat etmeyiz.

2. Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimleri belirleyiniz. Bu birimlerin özelliklerini ve bunlara ne ad verildiğini söyleyiniz. Ayrıca her bir birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini açıklayınız.
2 Şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimler beyitlerden oluşmuştur. her beytin son mısrası ilk beyit ile kafiyelidir. bu şekillde şiirde bütünlük sağlamnmıştır.
3. a. Terkibibent hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. TERKİB-İ BENT
Terkib-i Bent, farklı uyaklara sahip birkaç bentten meydana gelen ve bentlerinin sonunda, uyakları aynı birer beyte sahip olan Divan edebiyatı şiir biçimidir.
Yaşamdan, talihten şikâyet; felsefi düşünceler, dinî, tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. Her biri beşle on arası beyitten oluşan, beş-on iki bendin bir araya gelmesiyle kurulur. Bentleri birbirine bağlayan beyte vasıta beyti denir. Vasıta beyti her bentte farklıdır. Vasıta beytinin aynen yinelenmesi durumunda ise terciibent oluşur. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. Türk Edebiyatında Bağdatlı Ruhî ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. İkisi de toplumsal konularda yazmıştır.Didaktik şiirlerdir.
Kafiyelenişi
aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd…
veya aa ba ca da ea fa bb cc dc ec fc gc hc dd…
b. Okuduğunuz şiiri yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).
b.
Nazım birimi ve sayısı : üst birim bendlerden oluşur. Alt birim beyitlerden oluşur.Her bendee 5-15 beyit arasında değişir. Bend sayısı burada ikidir.
Vasıta beyit (bendiye):
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i canız
Ser-halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânız
Uyak düzeni: Her bende: aa, ba, ca, da, ea, fa, ga, ha şeklindedir.
c. Okuduğunuz şiirin, hakkında önceden bilgi edindiğiniz terkibibendin özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini söyleyiniz.
c. Terkibibend ile birebir özellik göstermektedir.  Nazım birimi benddir. bendler beyitlerden oluşmuştur.  kafiye düzeni  aa, ba, ca, da, ea, fa, ga, ha şeklindedir.  her bendin sonunda vasıta bendi vardır.
ç. Okuduğunuz terkibibendin ve her bendin temasını aşağıdaki şema üzerinde yazınız. Bendlerin temasıyla terkibibendin teması arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Şiirin teması, birimlerin ortak paydası mıdır? Düşüncelerinizi belirtiniz.
ç.  Bütün bentlerde dünya haytının geçiciliği vurgulanmıştır.
4. XVI. yüzyılın ünlü şairlerinden Bağdatlı Ruhî, 17 bendlik bu terkibibendinde işlediği temayla zamanında büyük bir ün kazanmıştır. XVI. yüzyıl da Osmanlı Devleti’nin yapısıyla aynı yüzyılın şairi Rûhî’nin terkibibendindeki tema ve söyleyiş özelliği (yergici, kendine güvenen) arasında nasıl bir bağlantı olduğunu açıklayınız.
4. 16 .yüzyıl Osmanlı Yükselme dönemidir. bu dönemde büyük devlet olma olgusundan kaynaklanan aşırı bir güven vardır. Bu durum dönemin şairlerini de etkilemiş eserlerinde bu güveni hissettirmişlerdir.
5. Sınıfta iki gruba ayrılınız. Grup sözcülerinizi seçiniz. Grup olarak terkibibendin bir bendini seçiniz. Bentlerde dile getirilen duyguları ve bunların hangi kelimelerle yansıtıldığını bulunuz. Bulduğunuz kelimeleri, grup sözcüleriniz aracılığıyla tahtada sıralayınız. Daha sonra bentlerde aktarılan duyguların farklı kelimelerle nasıl yansıtıldığını tartışınız. Sonucu aşağıya kısaca yazınız.
5. Cevabı size kalmış…
6. Birinci bendin ilk beytinde geçen “mest” kelimesi, içki sarhoşluğu değil, “Allah’ın huzurunda, onun güzellik ve ihtişamıyla kendinden geçmek” anlamında kullanılmıştır.
• “Harabat” kelimesi, “harabe” kelimesinin çoğuludur ve divan şiirinde şairler “meyhane” anlamında kullanmışlardır. Terkibibentte ise tasavvufi anlamda tekke, ilahî aşk şarabının içilip kendinden geçildiği, gerçeğe ulaşılan yer anlamında kullanılmıştır.
• “Engûr” kelimesinin anlamı üzümdür ancak şiirde “şarap” kastedilmektedir.
• Yukarıdaki açıklamalardan yola çıkarak bu kelimelerle yapılan sanatların adını ve şiirde nasıl kullanıldıklarını aşağıya yazınız.
Mest: İstiare
Harabat: İstiare
Engûr: İstiare
Bu incelemenizden sonra terkibibentteki kendi anlamında kullanılmayan diğer kelimeleri de bulup açıklayınız.
7. a. “Bezm-i elest” imgesi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Bezm-i elest: Farsça’daki “sohbet meclisi” anlamına gelen bezm sözcüğüyle Arapça’da “ben değil miyim” anlamındaki çekimli bir fiil olan elestü’den oluşan bezm-i elest terkibi “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” hitabının yapıldığı ve ruhların da “belâ / evet” diye cevap verdikleri meclis anlamında kullanılmaktadır. Kur’ân’da geçmişte Allah’ın Âdem oğullarından yani onların sırtlarından (veya sulplerinden) zürriyetini çıkardığı, kendilerini nefislerine şahit tuttuğu ve onlara “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” diye hitap ettiği, onların da “evet” dedikleri anlatılmaktadır (A’râf, 7/172). Allah’la insanlar arasında meydana gelen bu sözleşmeye misâk, kâlu belâ, rûz-i elest, bezm-i ezel, ahid, belâ ahdi gibi çeşitli isimler verilmiştir. Kur’ân’da aynı konuyla ilgili açık veya dolaylı ifadeler çeşitli sûrelerde yer almaktadır (Rûm, 30/30). Bezm-i elestte yapılan sözleşmenin zamanı, yeri ve keyfiyeti konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.
b. İlk beyitte geçen “Elest” kelimesiyle şair, neyi kastetmektedir? Şairin, “Bezm-i Elest” imgesini hatırlattığı bu beyitte hangi sanat vardır? Açıklayınız.
b. Telmih sanatı vardır. Kur’an’da bir ayette geçen olaya işaret vardır.
c. Üçüncü beyitte şair, “şarap küpü” anlamındaki kelimeyi, tasavvuf terimi olarak “âşığın kalbi” yerine kullanmıştır. Kelimenin geçtiği beyti okuduğunuzda gözünüzün önünde nelerin canlandığını açıklayarak buradaki söz sanatını söyleyiniz. Şiirdeki diğer imgeleri de siz bulunuz.
c. Açık İstiare vardır. kendisine benzetilen var, beyzeyen yok.
Engur, mest, harabat Kadeh, etek, zahid, cam-ı mey, dilşad, Ferhat gibi imgeler vardır.
ç. Şiirdeki birimlerde kullanılan ortak imgeleri sıralayınız.
ç Engur, mest, harabat Kadeh, etek, zahid, cam-ı mey, dilşad, Ferhat gibi imgeler vardır.
  
d. Terkibibentteki imge ve söz sanatlarının nasıl bir işlevi olduğunu açıklayınız.
d. Divan edebiyatında imgeler ve söz sanatları anlatımı daha etkili kılmak için kullanılmıştır.
8. İkinci bendin son beytinde Necef incisi olarak kastedilen, Hz. Ali’dir. Onun türbesi de Bağdat yakınlarındaki Necef’tedir. Şairin, bu kelimelerle hangi söz sanatını yaptığını açıklayınız. Belirttiğiniz söz sanatının şiirdeki işlevini söyleyiniz.
8. istiare yapılmıştır.  Estetik zevk katmıştır. Şiirin anlamını zenginleştirmiştir.
Terkibibentte söz edilen diğer efsanevi kişileri de siz belirleyiniz. Bunların şiire katkısını açıklayınız.
Ferhat ifadesinde geçmişte yaşadığı varsayılan  Ferhat ile Şirin  halk hikayesine gönderme vardır.
9. a. “Şîre-i engûr, mest, harabat, pay-ı hum, şikest, peymâne, irşâd” Arapça ve Farsça kelimelerinin şiirde kullanılma nedenlerini tartışınız. Sonuçlarını sıralayınız.
a Bu sözcüklerin  kullanılması iki sebebe dayanır: birincisi şiiri aruz kalıplarına  uydurmak için Türkçede olmayan uzun seslilerden dolayı bu sözcükler kullanılmış. ikincisi ise divan edebiyatıı bize Arapm ve Fars kültüründen geçmiştir. bu yüzden bu kültürün ürünü olan sözcüklerd e dlimize girmiştir.
b. Şiirdeki imgeler, söz sanatları ve nazım şeklinin özelliklerinden hareketle terkibibendin ait olduğu kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.
b. Divan şiir geleneğine gör eoluşturulmuştur.  Yüksek zümre Arap ve Fars kültürünün etkisinde dir.
c. Yukarıdaki incelemelerinize göre terkibibendin hangi gelenekte yazıldığını ve hangi okuyucu kitlesine hitap ettiğini söyleyiniz.
c. divan şiiri terkib-i bent geleneğine göre yazılmış. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.
10. Terkibibendin temasının evrensel olup olmadığını söyleyiniz. Ruhî, bu temayı işlerken yüce ve yüksek olan soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlanmıştır? Açıklayınız.
10.Tema evrenseldir ve her devirde yazılabilir.
11. Bağdatlı Ruhî, terkibibendin temasını ve şiirdeki imgeleri hangi dinî kelimeleri ve divan şiirinin kendine özgü zevk ve anlayışını kullanarak geliştirmiştir? Düşüncelerinizi bir paragraf şeklinde yazarak sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.11.Bu yüzyıla hakim olan inanç islam dinidir. bu ifadelerde  İslam kültürünün kullanılmış.. Hz. Ali , dünyanın faniliği, zahid (sofu), mecazi anlamda meyhane, mey, harabat gibi kelimelerle dile getirmiştir.
12. Bağdatlı Ruhî, terkibibendin temasında, yaşadığı dönemin sosyal ortamıyla ilgili gözlemlerini, izlenimlerini ve kişisel duyarlılığını yansıtmış olabilir mi? Açıklayınız.
12. . Bağdatlı Ruhî, terkibibendin temasında, yaşadığı dönemin sosyal ortamıyla ilgili gözlemlerini, izlenimlerini ve kişisel duyarlılığını şiire yansıtmıştır.
13. Terkibibentteki yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şiirin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını söyleyiniz.
13. Şiirde yan anlamdan daha çok mecaz anlamlı ifadeler kullanılır.
14. Terkibibentteki duygu ve düşüncenin günümüz şiirlerinde ve şarkılarında da ele alınıp alınmadığını örnekler vererek açıklayınız.
14. Bu düşünceler günümüz şiirlerinde  daha çok dini tasavvufi  şiirlerde  ele alınmıştır.
15. Terkibibendi okuduğunuzda neler hissettiniz? Şiiri ilk okuduğunuzda hissettiklerinizle birkaç kez okuduktan sonraki hisleriniz arasında değişiklik var mı? Acaba sizin hissettiklerinizle şairin bu şiiri yazarken hissettikleri arasında bir benzerlik olabilir mi? Açıklayınız.
15……………………………..
16. Terkibibendi Destan Dönemi şiirlerinden daha önce okuduğunuz bir örnekle tema, nazım birimi, dil ve anlatım yönünden inceleyiniz. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.
Ölçütler
Terkibibent
Destan Dönemi Şiiri
                Benzerlikler
Farklılıklar
Tema
Dünyanın geçiciliği
Aşk, şarap, yiğitlik
yok
Temaları farklı
Nazım Birimi
Bent
Dörtlük
Nazım birimleri farklı
Dil ve Anlatım
Arapça ve Farsça kelimelerle dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip    
Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır
Nazım olması
Üslüp yönünden farklı
17. a. Bağdatlı Ruhî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
b. Bağdatlı Ruhî ile ilgili edindiğiniz bilgiler ve okuduğunuz terkibibentten hareketle onun fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
a. ve b . maddeleri dikkate alınarak cevaplanmıştır.
BAĞDATLI RUHÎ
Bağdat doğumlu olduğu bilinen şairin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bağdat doğumlu olduğu için Bağdatlı Ruhî olarak anılmıştır. Gerçek ismi Osman’dır. Babası Osmanlı ordusunda bir asker olan şairin  kendisi de sipahi olmuştur. Dönemin önemli, ünlü isimleriyle arkadaşlık kurmuştur. Çeşitli savaşlara katılmıştır. Eleştirel tarzı ve yalın üslubu ile ünlenmiştir. Eserlerinde toplumsal sorunları ön plana çıkarmıştır. 1605 yılında Şam’da öldüğü bilinmektedir.
Bağdatlı Ruhi’nin en çok etkilendiği şair Fuzuli’dir, Fuzuli’nin oğlu Fazlı ile de arkadaşlık kurmuştur. Aşk, kahramanlık gibi konular üzerine yazmaktansa yaşadığı bölgelerin idari sistemlerinin meseleleri, toplumun sorunlu ve eksik noktaları, yanlış din anlayışı gibi konularda, eleştirel bir üslupla şiirler yazmıştır.
Bağdatlı Ruhi’nin en ünlü eseri Terkib-i Bend isimli 17 bendlik manzumesidir.
c. Terkibibent ile şair arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
c. Şairi ile şiiri arasında bir bağ vardır.
YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. Bu bölümde okuduğunuz metinler; dönemin siyasi, sosyal, kültürel yapısı; etkilenilen Arap ve Fars edebiyatını da dikkate alarak divan şiirini oluşturan zihniyet hakkında bilgi veriniz.
1. İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler kitleler halinde müslüman olurken etkilendikleri toplum Arap ve Fars toplumlarıdır ki bu durum hem toplumsal hem kültürel hem de edebiyata yansımıştır. Zaman içerisinde dini hayatı değişen Türkler kültürel yapılarında da değişiklik görülmüş ve bu durum edebiyata yansımıştır. İşte divan şiirini oluşturan temel unsur bu etkilenmenin sonucunda oluşmuştur.
2. a. Bu bölümde okuduğunuz divan şiirlerini mısra örgüsü, kafiye düzeni ve temalarına göre
Nazım şekilleri  Mısra Örgüsü     Kafiye Düzeni                   Tema
Gazel                   Beyit                     aa, ba, ca, da..             Aşk, kadın, şarap
Kaside                  Beyit                    aa, ba, ca, da..              Din ve devlet büyüklerine övgü
Rubai                  Tek Dörtlük            aaaa ya da aaba             Dünya hayatının geçiciliği
Tuyuğ                 Tek Dörtlük          aaaa ya da aaba               Dünya hayatının geçiciliği
Murabba            Dörtlük                  aaaa, bbba, ccca…          Sevgili, aşk
Şarkı                    Dörtlük                  aaaa, bbba, ccca…           Sevgili, aşk
Terkibibent        Bent                      aa, ba, ca, da..                  Dünya hayatının geçiciliği
b. Okuduğunuz divan edebiyatı nazım şekillerini nazım birimlerine göre gruplandırınız.
b.
Nazım birimi beyit olanlar            Nazım birimi dörtlük olanlar
Gazel                                                            Rubai          
Müstezat                                                     Murabba
Kaside                                                             Şarkı
Mesnevi                                                       Tuyuğ
Kıta
               
3. Bu bölümde okuduğunuz şiirlerden hangisini beğendiğinizi nedenleriyle belirtiniz.
3. Cevabı size kalmış…
4. Divan şiirlerinden en beğendiğiniz ve ezberlediğiniz beyit ya da dörtlükleri okuyunuz.
4. Cevabı size kalmış…
5. Kitabınızda okuduğunuz terkibibentteki gibi sosyal eleştiri yapılan eserleri nasıl değerlen­diriyorsunuz? Açıklayınız.
5. Cevabı size kalmış…
6. Divan şiiri bölümünde okuduğunuz şiirlerde ortak olarak kullanılan imgeleri sıralayınız. Bunun nedenini açıklayınız.
6. Gül bülbül, gamze, meyhane, cam, şarap, selvi, ok, yay, saç, Ferhat, ejderha gibi kelimeler kullanılmıştır.
DEĞERLENDİRME
1. Divan edebiyatıyla ilgili aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
XXX        Divan şiiri yüce ve yüksek olana yöneliktir. Bu nedenle de daha çok soyut olanların sahasında kalmıştır.
XXX        Divan şiiri, kendine özgü bir zevk ve anlayışın çevresinde örülüdür.
XXX        Divan şiirindeki sesle (söyleyişle) imparatorluk yapısı arasında bir ilişki vardır.
2. I. Nazım birimi beyittir.
II. Beyit sayısı 33-99 arasındadır.
III. Devlet ya da din büyüklerini övmek için yazılır.
IV. Teşbib, girizgâh, tegazzül, methiye gibi bölümleri bulunur.
Özellikleri sıralanan nazım şekli aşağıdakilerden hangisidir?
A. Tuyuğ B. Murabba C. Kaside D. Mesnevi E. Rubai
CEVAP:C
3. Nedim ve Fuzûlî’yi karşılaştıran aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
A. Nedim, şiirinde günlük yaşamı yansıtmış, Fuzûlî ise bundan kaçınmıştır.
B. İkisi de kasideden çok gazelde başarılı olmuşlardır.
C. Fuzûlî tasavvuftan etkilenmiş, Nedim ise tasavvufla hiç ilgilenmemiştir.
D. İkisinde de dil, çağdaşlarına göre daha sadedir.
E. İkisinin de “Divanlarından başka “Mesnevi’leri vardır.
(1984 – ÖYS)
CEVAP:E
4. “Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim
      İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim”
Bu iki dizede, şiirin bütünü ile ilgili özelliklerden hangisi kesin olarak saptanabilir?
A. Yazıldığı dönem      B. Konusu     C. Ölçüsü
D. Kafiye düzeni                E. Nazım biçimi
CEVAP:B
5. Aşağıdakilerden hangisi divan şiirinin belirleyici özelliklerinden biri değildir?
A. Aruz vezniyle yazılmış olması
B. Kaside, gazel, mesnevi ve rubai gibi belli nazım şekilleri içinde yazılması
C. Parça güzelliğine değil, bütün güzelliğine önem vermesi
D. Duygu ve düşünceleri kalıplaşmış birtakım söz sanatlarıyla anlatması
E. Yabancı sözcükler ve dil kurallarıyla fazlaca yüklü olması
(1983 – ÖYS)
CEVAP:C
6. Aşağıdaki kelimelerden birbiriyle ilgili olanları eşleştiriniz.
Gül-bülbül          İmge
Murabba             Dörtlük
Nedim               Şarkı
Matla                    Gazel
7. Divan şiirinde sizi nelerin etkilediğini açıklayınız.
7…………………..

HAZIRLIK

1. “Manici,mani düzmek “kelime ve kelime gruplarının anlamalrını öğreniniz.
1.Manici: Mani söyleyen kişiye denir.
Mani düzmek: mani yazmak  veya  maniyi ilk oluşturmaya denir.
2.Mani nazım şekli hakkında bilgi edininiz.
2.
.MANİ
-Tek dörtlükten oluşur.
-Genelde genç kızlar ve kadınlar arasında türetilir ve ezgiyle  söylenir.
-Kafiye düzeni aaxa   şeklindedir.
-Asıl duygu ve düşünce  Dördüncü dizede dile getirilir.
MANİ ÇEŞİTLERİ:
a.Düz mani:Yedişer heceli dört dizeden oluşur.Genellikle cinassızdır.
   Kahve Yemen’den gelir
   Bülbül çimenden gelir
   Ak topuk beyaz gerdan
   Her gün hamamdan gelir

b.Kesik mani:Birinci dizedeki hece sayısı 7’den az olan manilerdir.
   Yara sızlar
   Ok değmiş yara sızlar
   Yaralının halinden
   Ne bilsin yarasızlar
   c.Yedekli mani:Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen manilerdir.
   Ağlarım çağlar gibi
   Derdim var dağlar gibi
   Her gelen bir gül ister
   Sahipsiz bağlar gibi
d.Cinaslı mani:Kafiyenin cinaslı sözlerle yapıldığı manilerdir.
   Mani benim ezberim
   Kan ağlıyor gözlerim
   Ben yarimin yolunu
   Akşam sabah gözlerim
   e.Deyiş mani:Soru-cevap şeklinde düzenlenir.
 
        ERKEK
     Adile’m sen naçarsın
     İnci mercan saçarsın
     Dünya deniz olanda
     Gönlüm nere kaçarsın?
      
          KIZ
    Ağam derim naçarım
    İnci mercan saçarım
    Dünya deniz olunca
    Ben kuş olup uçarım
3. CEVBI SİZE KALMIŞ.
4.Türkü nazım şekli hakkında bilgi edininiz.
3.TÜRKÜ
-Ezgiyle söylenen anonim halk şiiri nazım şeklidir.
-Anadolu’da bu nazım şekli “yır” adıyla anılır.
-Türkülerin büyük bölümü “aşk,hasret,ölüm,
gurbet,üzüntü” üstüne söylenmiştir.
-Türkülerin acılı ve dokunaklı olması bu nazım şeklinin en önemli özelliklerinden biridir.“Türkü yakmak” deyimi bu özelliği yansıtır.
Konularına göre,ezgilerine,yapılarına göre türküler olmak üzere 3’e ayrılır.
-Ezgilerine göre usullüler(oyun havaları) ve usulsüzler(divan,koşma,hoyrat gibi uzun havalar) olmak üzere 2 ye ayrılır.
Yapılarına göre türküler bentlerdeki mısra sayılarına göre ad alır(üçleme,dörtleme,beşleme
-İki bölümden oluşur; bent ve nakarat
 -Asıl bölüme bent denir.Bentler 3,4,5 mısradan oluşabilir.
 -Her bentin sonunda tekrar edilen mısralara “nakarat” denir.
5.
SAYFA 152:
Aliterasyon ve asonans: “m ve n” sesleriyle asonas, “e,a” sesleriyle asonans
Ölçü: 7’li hece ölçüsü
Uyak: 1.manide: “-in aldım” redif ; “s” yarım uyak
2.manide: “-mak ister” redif,  “ş” yarım uyak
·   Ahenk her türlü ses benzerliğiyle sağlanır.
http://4.bp.blogspot.com/-9Q9c95PDzT8/UU9Y2P6LIXI/AAAAAAAAECw/bfJl3qrMnqk/s1600/Ekran+Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B13.PNG
b) Belli bir ezgiyle söylenen manilerin ezberlenmesi daha kolay olmaktadır.
3b) Son iki dizede…Konuyla ilgisiz ilk dizeye doldurma dize dendiğini belirtmekte fayda var.
4.Manilerin temaları:
1.mani:Aşk
2.mani: Hasret, özlem
3.mani:Aşk
5.Maniler sade yalın halk Türkçesiyle yazılır.
6a) 1. Düz Mâni (Tam Mâni): Dört dizeden oluşan, 7’li hece ile söylenen (4+3 duraklı), “aaba” şeklinde uyaklanan ve ilk iki dizesi genellikle doldurma olan mânilerdir.
a  Ay doğar batar şimdi                      
a  Işığı tutar şimdi                        
b  Ben yârimin kuluyum                 
a  Dilerse satar şimdi                    
a  Bağa girdim üzün yok                
a  El yarinde gözüm yok                
b  Ben yarimi küstürdüm               
a  Barışmaya yüzüm yok                
a  Yana yana kül oldum                  
a  Bir esmere kul oldum                
b  Kuş dili bilmez iken                       
a  Şakıdım bülbül oldum                 
İlk iki dizeleri doldurma
2. Cinaslı Mâni (Kesik Mâni): Cinaslı uyak bulunur. İlk mısranın hece sa­yısı yediden azdır. Mısra sayısı dörtten fazla olabilir.
a  Yâr sana                                                     
a  Çağlar sular yâr sana                  
b  Madem Ferhat’ım dersin          
a  Şu dağlın yarsana                     
a  Karadan                                                 
a  Gel geç gönül karadan               
b  Yârim gider gemiyle                   
a  Ben giderim karadan                 
c  Ciğerim göz göz oldu                 
a  Görünmüyor yaradan                 
b  Ayırmasın Hak beni                  
a  Kaşı gözü karadan                    
3. Yedekli Mâni (Artık Mâni): Düz maninin dizelerine anlamlı başka dize­lerin eklenmesi sonucu oluşan mânilerdir. Asıl uyak değişmez. Artık mâni­de cinaslı uyak bulunmaz, ilk dizelerin bir anlam taşımasıdır. Bazı cinaslı manilerde de dörtten fazla mısra bulunması yönüyle bunların yedekli maniyle benzerlik taşıdığı düşünülebilir. Yedekli maninin bu tür cinaslı maniler­den ayrılan yönü;yedekli manide cinaslı uyağın bulunmamasıdır. Artık manideki ilk iki dizenin anlamlı olması da onu cinaslı maniden ayıran başka bir özelliktir.
a  Ağlarım çağlar gibi                    
a  Derdim var dağlar gibi                      
b  Ciğerden yaralıyım                          
a  Gülerim sağlar gibi                                          
c  Her gelen bir gül ister                               
a  Sahipsiz bağlar gibi                                  
a  İlkbahara yaz derler                                          
a  Şirin söze naz derler                           
b  Kime derdim söylesem                              
a  Bu dert sana az derler             
c  Kendin ettin kendine                       
a  Yana yana gez derler                           
4. Karşılıklı Mâni (Deyiş): İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olan bu tür maniler için bu bölgede “karşı – beri” terimi kullanılmaktadır.
a  – Benim bahtı (talihi) yârim        
a  Gönlümün tahtı yârim                
b  Yüzünde göz izi var                  
a  Sana kim bahtı (baktı)yârim       
a  – Kapıdan bahtı (baktı) yârim      
a  Su gibi ahtı yârim                     
b  Yüzüme göz değmedi                
a  Güneşler yahtı yârim                
Erkek:
“Karşıya kaban derler
Ökçeye taban derle
Kız hatırın kalmasın
Nişanlın çoban derler
Kız:
Karşı kabansız olmaz
Ökçe tabansız olmaz
“Niye Hatırım kalsın
Sürü çobansız olmaz
7A) Maniler, zamanla ilk söyleyeni unutulup halkın arasında yayıldığı için anonim ürünlerdir.
  B) Anonim halk edebiyatı geleneğine bağlıdır. köken olarak islemiyet öncesi sözlü geleneğe dayanır.
Tema
Nazım birimi
Ölçü
Dil ve anlatım
koşuk
Aşk, tabiat , yiğitlik
dörtlük
7’li hece ölçüsü
Sade bir anlatım vardır. dil yabancı etkilerden uzaktır.
mani
Aşk, tabiat , yiğitlik, gurbet, sevgi, ayrılık
dörtlük
7’li hece ölçüsü
Sade bir anlatım vardır. dil yabancı etkilerden uzaktır.
SAYFA 153:
8.Duygularınızı ifade ediniz.
8: Maniler basit ifadelerle oluşturulmuş özlü duyguloarı dile getirir bu yüzden daha çabuk ezberlenir ve akılda ckalır.
9.MURABBA-MANİ KARŞILAŞTIRMASI
ahttp://4.bp.blogspot.com/-9Q9c95PDzT8/UU9Y2P6LIXI/AAAAAAAAECw/bfJl3qrMnqk/s1600/Ekran+Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B13.PNG
TÜRKÜ.
1. Aliterasyon ve asonans: K,Y,S, A,E
Ölçü: 7’li hece ölçüsü
Uyak:1. dörtlük    -oylum >>>>>>lum zengin kafiye        2. dörtlük           uzar gider >>>>>>>>redif
               -boylum                                                                 düzer gider
               -gelince                                                                   şaşırmış
                -gönlüm                                                               bize gider
3. dörtlük. olacaksın, solacaksın  -acaksın’lar redif ,  ol’lar tam kafiye
4. dörtlük:  yeter oldu, katar oldu, tüter oldu   – er oldu redif, t yarım kafiye
5. dörtlük: oymak, doymak, vurmak  -mak’lar redif
 Şiirdeki  ahenk her türlü ses benzerliğiyle sağlanmıştır.
2. Şiirdeki anlamlı birimler dörtlük  şeklinde oluşturulmuştur.
3.a. TÜRKÜ
-Ezgiyle söylenen anonim halk şiiri nazım şeklidir.
-Anadolu’da bu nazım şekli “yır” adıyla anılır.
-Türkülerin büyük bölümü “aşk,hasret,ölüm,
gurbet,üzüntü” üstüne söylenmiştir.
-Türkülerin acılı ve dokunaklı olması bu nazım şeklinin en önemli özelliklerinden biridir.“Türkü yakmak” deyimi bu özelliği yansıtır.
Konularına göre,ezgilerine,yapılarına göre türküler olmak üzere 3’e ayrılır.
-Ezgilerine göre usullüler(oyun havaları) ve usulsüzler(divan,koşma,hoyrat gibi uzun havalar) olmak üzere 2 ye ayrılır.
Yapılarına göre türküler bentlerdeki mısra sayılarına göre ad alır(üçleme,dörtleme,beşleme
-İki bölümden oluşur; bent ve nakarat
 -Asıl bölüme bent denir.Bentler 3,4,5 mısradan oluşabilir.
 -Her bentin sonunda tekrar edilen mısralara “nakarat” denir.
b………..
c.Türküler müzik eşliğinde söylenen şiirlerdir.
4.Aşk teması ilenmiş.
5. Anlamını bilmediğimiz kelime yoktur. Türküler günlük konuşma diliyle oluşturulur. Sade ,açık , anlaşılır bir dil kullanılır.
6………………….size kalmış,
7. -Halkın ortak malı olarak kabul edilen ürünleri içeren edebiyatın genel adıdır.
-Anonim halk edebiyatında kime ait olduğu bilinmeyen eserler yer alır.
-Başlangıçta eserleri ortaya koyan sanatçılar vardır.Fakat zamanla bu sanatçılar unutulmuş daha çok kadınlar tarafından yayılmış ve ortaya konan ürünler de halkın ortak malı haline gelmiştir.
8.Türkü ile gazelin karşılaştırılması
Özellikler
Türkü
Gazel
Benzerlikler
Farklılıklar
Tema
aşk
aşk
Temaları benzer
yok
ölçü
Hece ölçüsü
Aruz ölçüsü
Ölçülü yazılmaları
Hece ve aruz
Nazım birimi
dörtlük
beyit
yok
Birim değerleri
Dil ve anlatım
Sade, yabancı etkilerden uzak
Süslü ,Arapça, Farsça kelimeler kullanılmış.
Manzum anlatımla oluşturulmaları
Biri sade diğeri süslü,
9.Anonim halk şiirlerini gruplandırınız.
Anonim halk şiiri: a. Türkü   b. Mani
ÖLÇME DEĞERLENDİRME
1.
*  Anonim halk şiirinde ahenk ölçü, kafiye, redif  ve her türlü ses benzerliği ile sağlanır.
*  Anonim şiirler türkü ve mani diye gruplandırılır.
* Anonim şiirlerde genellikle dörtlük nazım birimi esastır.
2.    X  Anonim şiirlerde hece ölçüsü kullanılır
       X Türkülerin ninniler, Çocuk türküleri gibi çeşitleri vardır.
       X Türküler bestelenmek üzere söylenir.
3. Aşağıdaki bilgiler doğru ise D yanlış ise Y yazınız.
  * Y
* D
* Y
* D
* Y
4. E. NAZIM BİÇİMİ MANİDİR.
5. Halk türkülerinin derlenmesi Türk folkloru yönünsen nasıl bir öneme sahiptir?
 Türküler halkın duygu ve düşüncesini yansıtan en önemli sanat eserleridir. bu yüzden onların derlenmesi folklorumuza kazandırılması, kültürümüzün yaşatılası adına önemlidir.






BUNLARA DA BAKINIZ!!!!!!!!!!!!!!

2012*2013 9.Sınıf Türk Edeb. Dilin İnsan ve Toplum Hayatındaki Yeri- sayfa 23-28 arası
2012-2013 9.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları
2012-2013 9.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Fırat Yayıncılık 20-22 .sayfa)
2012-2013 9.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Fırat Yayıncılık (12-19 .sayfa)

10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları-Destan Dönemi
10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları (Zambak)
2012-2013 10.sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Şiir- Sagu-Koşuk 37- 43 sayfalar
2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Destan Dönemi 31-37 arası
2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları (I.Ünite.19-28-sayfa)
2012-2013 10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları (I.Ünite.12-18-sayfa)
2012-2013 11.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Tüm Cevapları
2012-2013 11.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları
2012-2013 11.Sınıf T. Edb.  Ders Kitabı Yenileşme Dönemi Cevapları (Sayfa 9-16 arası)
2012-2013 Tanzimat Dönemi Edebiyatının Oluşumu sayfa 18-24 arası
2012-2013 11.Sınıf Türk EDb.Tanzimat Edebiyatı Öğretici Metinler sayfa 30-43 arası

20120-2013 12.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları(sayfa-4-23 aarsı)

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir